“Terörsüz Türkiye” girişimi ister istemez hepimize 2013-2015 yılları arasında yaşadığımız çözüm sürecini anımsatıyor. Basın Tarihi için 2013 yılını bir kez daha topluca gözden geçirirken, “özel sektörün AB konusundaki ihtisas kuruluşu” olan İktisadi Kalkınma Vakfı’nın “2013 Yılında Neler Oldu?” başlıklı bir raporuna rastladım.

“Bir değerlendirme notu” olarak AB optiğinden 2013 yılına bakmışlardı:
“Türkiye-AB ilişkileri kapsamında, Ankara Anlaşması’nın ellinci yılını geride bıraktığımız 2013’ün ilk yarısında, AB ile ilişkiler durağan geçse de bu durum Litvanya’nın AB Dönem Başkanlığı’nı devralmasından sonra değişiklik gösterdi.
Bu yılın öne çıkan önemli konuları ise 2013 Türkiye İlerleme Raporu, 5 Kasım’da müzakerelere açılan Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu başlıklı 22’nci fasıl ve 16 Aralık’ta imzalanan Geri Kabul Anlaşması ve akabinde başlayan vize diyaloğu süreci oldu.”
“2013 yılında Türkiye’nin iç siyasetine Gezi Parkı olayları, Dördüncü Yargı Paketi ve Demokratikleşme Paketi, İmralı süreci, Akil İnsanlar, Ergenekon ve Balyoz davalarına ilişkin gelişmeler ve Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk skandalı olarak ifade edilen operasyonlar gündeme damgasını vururken; dış politikada Suriye ile yaşanan kriz ve Mısır öne çıktı.”
“2012 yılında yavaşlayan Türkiye ekonomisi 2013 yılında yeniden canlandı. Ancak cari açık ve enflasyon gibi sorunlar bu yıl Türkiye’yi endişelendirmeye devam ediyor. Bu sorunlara karşın 2014 yılında Türkiye’yi önemli bir sınav bekliyor.”
“Türkiye’nin 2013 yılındaki siyasal davranış biçimi, ülkenin bulunduğu coğrafi konum ve komşu ülkelerde yaşanan gelişmeler nedeniyle oldukça değişken ve hareketli bir profil çizdi.
İç ve dış siyasetin oldukça hareketli geçtiği 2013 yılında sayısız gelişme, gündeme damgasını vurdu.
İç siyaset gündeminde Gezi Parkı olayları; Kürt sorununa çözüm süreci; İmralı süreci ve Akil İnsanlar; Demokratikleşme Paketi ve başörtüsünün kamusal alanda serbestliği; Ergenekon ve Balyoz davaları; yeni alkol düzenlemesi; kız-erkek öğrenci evleri tartışması; dershanelerin kapatılması ve yolsuzluk operasyonu yer alırken; devam eden Suriye krizi, Reyhanlı saldırısı ve Mısır’daki gelişmeler, Türkiye’nin dış siyasetine yön veren önemli olaylar arasında yer aldı.”
Gezi Parkı olaylarının patlak vermesi…
“2013 yılının ikinci yarısında Gezi Parkı olaylarının patlak vermesi ve akabinde hükümetin olaylara sert tepkisi, yıl sonuna kadar süren siyasi bir gerilimin yaşanmasına sebep oldu.
Gezi Parkı olaylarında güvenlik güçleri, göstericilere sert müdahalede bulundu. Günden güne büyüyen ve İstanbul’un Beyoğlu ilçesinden Ankara’ya, İzmir’e, Hatay’a, Eskişehir’e ve sonrasında tüm ülkeye yayılan olaylar, hükümet tarafından farklı bir şekilde algılanırken, halkın çoğunluğu bunu demokrasi adına atılmış önemli bir adım olarak nitelendirdi.”
“Öte yandan, dershanelerin kapatılması söylemlerini takiben cemaat ile hükümetin arasının açıldığı iddiaları; Kürt sorununa çözüm süreci, Demokratikleşme Paketi ile gelen kamuda başörtüsü serbestliği ve yılın son ayında İstanbul merkezli yaşanan rüşvet operasyonu, ülke genelinde yepyeni polemiklerin yaşanmasına sebep oldu.”
“2013 yılı Türk dış politikası ise hem Suriye’de yaşanan kriz hem de Mısır’da yaşanan olaylar çerçevesinde şekillendi.
Bir kesim, Türk dış politikasının ülke menfaatleri doğrultusunda evrildiğini savunurken; diğer bir kesim de duyguların ön planda olduğu bir dış politika sebebiyle Türkiye’nin yalnızlaştığını ileri sürdü.Suriye’de yaşanan iç savaşın en büyük faturası ise ne yazık ki komşu ülke Türkiye’ye çıktı.
11 Mayıs 2013 tarihinde Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde 51 kişinin hayatını kaybettiği ve 150’den fazla kişinin yaralandığı terör saldırısı, ülkeyi yasa boğdu.”
Kasım 2013 yılını incelerken 7 Kasım tarihli Sabah Gazetesi’nin manşetindeki “Karanlık Cinayetler Aydınlanıyor” haberi dikkatimi çekti. Alt başlığında “16 İnfazda TİM aynı” yazılıydı.
İri puntolarla atılmış olan “16 İnfazda TİM aynı” başlığının altındaki uzun spot şöyleydi:
“İfadeler, itiraflar, tutanaklar, MİT raporu, kriminal bulgular, ses kayıtları…
SABAH ‘derin yıllar’daki 16 faili meçhul cinayetin delil dosyasını aralıyor.”
Habere Mehmet Ağar’ın bir boy resmi ile Susurluk Çetesi sanıklarının portreleri eklenmişti.
Haber müthiş
Dosyada 16 faili meçhul cinayetle ilgili “ifadeler, itiraflar, tutanaklar, MİT raporları, kriminal bulgular, ses kayıtları” var.
Peki, sonra ne olmuş?
Bu sorunun cevabı birçok şeyi açıklıyor işte.
Bugün kimler hangi “suçtan” içerde, kimler hangi “suçtan” dışarda…
Bir ülkede “suç ve suçlu” tanımı iktidarın siyasetine ve arzularına göre değişip duruyorsa, orada hukuktan söz etmek pek mümkün olmaz.
Evrensel ölçüler kaybolur…
Ve her şey iktidarın keyfine kalır.








