Yusuf Tunçbilek yazdı – Kentsel dönüşümün yok ettiği: Mevlüt abiye veda

Türkiye’de yüzbinlerce insanın canını alan depremlerin ardından dayanıksız binalar yıkılmaya başlandı. Mantıklı görünen bu planla, gelecekte yaşanabilecek faciaların önlenmesi hedefleniyor. İstanbul’daki binaların yüzde 70’inin yıkılması gerekiyor. Mevcut tablo, on yıllarca sürecek bir inşaat döngüsüne girildiğini gösteriyor. Durum mülk sahipleri açısından avantajlı olarak düşünülüyor. Müteahhitler ise en çok kazanan taraf.

Her şey yolunda gibi görünse de öyle değil. Kentsel dönüşüm sürecinde binaların alt katlarındaki esnaflar mağdur edilen kesimi temsil ediyor. Müşterilerinden ayrı düşünülemeyecek dükkanlar yeni yer bulamadıkları zaman çoğunlukla kapanıyor. Uzun yıllar boyunca kurulan insan ilişkileri bir çırpıda yok ediliyor. Bunun sonuçları ne olabilir? İstanbul-Bayrampaşa’daki Gürbüz Kuruyemiş üzerinden konuyu açmak mümkün.

Yusuf Tunçbilek yazdı - Kentsel dönüşümün yok ettiği: Mevlüt abiye veda

Mahallenin kalbinde bir dükkan

1985 yılında Mevlüt Gürbüz tarafından kurulan Gürbüz Kuruyemiş, Kartaltepe Yeni Camii önündeki meydanda en eski işletmeydi. Küçük bir kasabayı andıran bu yerde bakkal, market, manav, eczane, pastane, fırın, terzi, yufkacı, kasap, peynirci ve elektrikçi gibi birçok dükkan vardı. Balkan göçmenlerinin katılımıyla 1950-1960’lı yıllarda kurulmaya başlayan mahalle, bugünkü görünümünü 1980’li yıllarda kazandı.

Nihayetinde Gürbüz Kuruyemiş’in bulunduğu bina kentsel dönüşüme girdiği için yıkılacaktı. İlk önce daireler boşaltıldı. Ardından sıra alt kattaki kuruyemişçi ve kasaba geldi, onlar biraz daha direndiler. Ancak Ekim’in sonları geldiğinde artık bu dükkanlar da yerlerini boşaltmak zorunda kaldı. Hurdacılar bir gece vakti içerideki malzemeleri söküp götürdü. Kuruyemişçi Mevlüt ve kasap Metin ellerini arkada birleştirmiş durumu izliyorlardı.

Yusuf Tunçbilek yazdı - Kentsel dönüşümün yok ettiği: Mevlüt abiye veda

Kentsel dönüşümün görünmeyen mağdurları

Dükkanlar boşalmadan Mevlüt abiyle defalarca görüşme imkanım oldu. Kiralayacağı boş bir yer bulamadığını söyledi. Çevrede 2-3 bina daha kentsel dönüşüme girmişti. Mevlüt abinin yaşı da ilerlemişti. Dükkanın görünümü oldukça eskiydi. Zaman orada 20-25 yıl önce durmuş gibiydi. Yenileme ihtiyacı duymamıştı. Yaklaşmakta olan sonu hissediyor gibiydi. Tüm şartlar Gürbüz Kuruyemiş’in kapanmasına doğru ilerliyordu.

Güçlü bir elin ona yardım eli uzatması gerekirdi. Daha doğrusu hakkı verilmeliydi. Evinden çıkmak zorunda kalan vatandaşa kira desteği, müteahhitlere sınırsız krediler ve birçok avantaj sağlandı. Bir mahalledeki binlerce insana kırk yıl hizmet etmiş esnafa da destek olunmalıydı. Elbette olunmadı. Neden? Onun yaptığı işin değeri yok mu? Kırk yıl süren emeğin sistem içinde nereye oturduğu sorgulanmalı.

Cemaatin protesto ettiği kuruyemişçi

Mevlüt Gürbüz’ün kuruyemiş dükkanını anlatmak gerekiyor. Çocukluğumda babamın buradan aldığı çikolatalarla eve geldiğini hatırlıyorum. Babaannemin sağlığına iyi geldiğini düşündüğü fındık, kuru üzüm, ceviz gibi şeyleri de buradan alırdık. Sonra büyüdük, kahve ve sigarayı oradan aldık. Sanayi tipi gürültülü öğütücüden çıkan kahvenin tadını tarif edemem. Başka bir lezzeti vardı.

Dükkana gelen insan aslında bir çeşit terapiye gelirdi. Amaç alışveriş değil, sohbet muhabbetti. Ülkenin durumu, iktidarın kararları, muhalefetin yapamadıkları konuşulurdu. Hatta bu konularda Mevlüt abi kendi duruşundan asla taviz vermezdi. Eski müşterileriyle kavga edip para da kaybetti. Cami cemaati ciddi ciddi onun iş yerini protesto edip gelmiyordu. Mevlüt abi pes etmedi.

Mevlüt abi insan ruhunu iyi okurdu. O bir insan sarrafıydı. Karşılaştığı kişinin yorgun mu, hasta mı, bir problemi mi var anında anlardı. Duruma göre sohbet açar, dükkan önünden geçen insanlara takılırdı. Herkesi yakından tanır, 40 yıllık bir insan hikayesini bir çırpıda özetlerdi. Akşam geç vakitte eve giderken yolu uzatıp ona bir selam vermek bile insana iyi gelirdi. Herkese hevesle selam verilmez. Bütün bunlar ciddi bir birikim. Politikacılar bunu anlar mı?

Çerez parası dedikleri şey

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, kamudaki araç giderlerine yapılan eleştirilere karşı, “Türkiye’nin milli gelirinde, bütçesinde çerez parası değil, çerez” demişti. Mevlüt abi ise artık kuruyemiş kültürünün bittiğini söylüyordu. Halk dilinde “çerez parası” deyimi küçük, önemsiz miktar anlamında kullanılırdı. Ancak ekonomik krizle birlikte kuruyemiş-çerez bir lüks oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın deyişiyle itibardan tasarruf yapılmadı, ama halk da kuruyemiş tüketemeyecek duruma geldi.

Sosyalleşme ihtiyacı yıllarca ev içinde kuruyemişle yetinerek giderilmeye çalışıldı. Pek önemsenmez ama insanların temel ihtiyaçlarından biri sosyalleşmek. İstanbul’da sosyalleşmenin bedeli var. Bir restoran, bir kafe ya da diğer alternatifler pahalı. Para varsa bile zaman gerekir. Trafik sıkışıklığı ve kalabalık da var. Yanlış şehirleşmenin bedeli bu. Mahalleden çıkmaya gücü olmayan yaşlısı, çocuğu sosyalleşmek için soluğu kuruyemişçide alabilirdi. Yıkılan şey budur.

Yıkılan sosyal insanın kendisi

Sonuç olarak Türkiye’de her şey yıkılıp yeniden yapılıyor; çoğu kez en kalitesiz malzemelerle, en kötü işçilikle ve en çirkin şekilde. Durum öylesine kanıksandı ki kalite ve estetik, zaman ve para kaybı olarak görülür hale geldi. Halbuki nihayetinde yıkılan şey temel insani değerler, zor bela oluşan mahalle kültürü, bir toplumun hafızası ve hikayesidir. Bunları yeniden inşa etmek neredeyse imkansız. Uygulanan politikalar muhafazakarlığın tam zıttı.

Toparlamak gerekirse, sosyal güven duygusu zedeleniyor, insani temas azalıyor, yaşam alışkanlıkları parçalanıyor. Bir şeyi emanet edecek bir mekan bile kalmıyor. İnsanların sosyalleşebildikleri yerler yok ediliyor. Kimlik ve aidiyet kayboluyor. Sosyal bir varlık olan insanın sosyalliği öldürülüyor. Yerine neyin geçeceği ise meçhul. Hiçbir şey planlı şekilde yapılmıyor. Bina yapımı ve yıkımı da kervan yolda düzülür misali yürütülüyor. Görünen ve görünmeyen enkazlar var. Üzerine ciddi düşünmek ve bir şeyler yapmak gerekiyor.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.