Uydu görüntüleri ve videolarla İran’da su krizi: Bir medeniyetin “su iflası”

İsfahan, İran - su krizi

İran, iklim krizi ve yıllardır sürdürülen politikalarla “su iflası”nın eşiğine geldi. İran’ın 31 eyaletinin 20’sine hiç yağmur yağmadı. Barajlar kurudu, yeraltı suları çöktü, Urmiye Gölü tarihe karışmanın eşiğinde. Başkent Tahran’da yaşayan 10 milyon insanın sadece 2 haftalık suyu kaldı.

İranlı çevre bilimcilere göre ülkedeki durum artık bir “kriz” değil, tam teşekküllü bir çöküş.

Durumun vahametini anlamak için aşağıdaki videoyu izlemeniz yeterli:

İran yalnızca su kıtlığıyla değil, suyun tamamen yönetilemez hale gelmesiyle karşı karşıya. Yenilenebilir kaynakların yüzde 80’i aşırı kullanılıyor. Bilim insanları doğanın kendi dengesini koruyabilmesi için bu oranın yüzde 40’ı geçmemesi gerektiğini söylüyor.

Bu sınır çoktan aşıldı. Yeraltı suları çekildi, akiferler çöktü, nehirler kurudu, göller çekildi. Köylerde insanlar su bulmak için her yıl biraz daha derine kuyu kazıyor, ama her yeni kuyu toprağın bir katmanını daha öldürüyor.

Birleşmiş Milletler Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü Başkanı Kaveh Madani tabloyu şöyle özetliyor: “Bu artık yalnızca bir kriz değil, bir başarısızlık hali. Çünkü verilen hasarın bir kısmı onarılamaz.”

Tahran’ın susuzluk eşiği: “Sıfırıncı Gün” ne anlama geliyor?

Tahran’ın içme suyu üç büyük barajdan sağlanıyor: Amir Kebir (Kerrec), Lar ve Latyan. 2025 yazında bu barajlardaki su miktarı son on yılın en düşük seviyesine indi.

Tahran Su İdaresi Direktörü Behzad Parsa, durumu şu sözlerle özetliyor: “Amir Kebir Barajı’nda yalnızca 14 milyon metreküp su kaldı. Bu, kapasitenin yüzde sekizi demek. Yani iki haftalık suyumuz var.”

İran'da su krizi
İran’da su krizi: Tahran’da 9 milyon insanın sadece iki haftalık suyu kaldı.

Bu açıklama, İran’da “Sıfırıncı Gün” olarak adlandırılan — yani muslukların tamamen susacağı — günün artık teorik değil, yaklaşan bir gerçeklik olduğunu gösteriyor.

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da tabloyu gizlemiyor, “Şu anda su, elektrik ve gazla ilgili ciddi sorunlarımız var. Barajların arkasında su yok, ayaklarımızın altındaki kuyular da kuruyor” diyor.

Hatta Pezeşkiyan, başkent Tahran’ı tahliye etme ihtimalini bile dile getiriyor.

Aşağıdaki grafikte de Zayendeh Ruh Nehri’den geçişi kolaylaştırmak için 1650 yılında imar edilen Hacu Köprüsü’nün geldiği son hali görebilirsiniz.

Geçen yıl Tahran’da yağış miktarı uzun dönem ortalamasının yüzde 42 altına düştü. Yaz aylarında sıcaklık 40 derecenin üzerine çıkınca hükümet tasarruf amacıyla kamu kurumlarını geçici olarak kapattı, iki günlük “su tatilleri” ilan edildi.

Urmiye Gölü: Bir ülkenin aynası

İran’ın kuzeybatısındaki Urmiye Gölü, bir zamanlar Ortadoğu’nun en büyük gölüydü. Bugün neredeyse tamamen yok olmuş durumda.

1995’te 32 milyar metreküp su tutan göl, 2025 yazında yarım milyar metreküpe kadar düştü. Su seviyesi 1269,7 metreye indi. Bu, gölün 1990’lardaki hacminin yüzde 2’sine denk geliyor.

İzleyeceğiniz videoda 22 Mayıs 2025’ten 9 Eylül 2025’e kadar değişimi göreceksiniz:

İran Çevre Dairesi’nin Deniz ve Sulak Alanlar Dairesi Başkanı Ahmedreza Lahicanzade gölün durumunu “geri dönülmez” olarak tanımlıyor:

“Urmiye Gölü’nün su seviyesi artık kritik eşiğin altında. Belki canlandırma mümkün olabilir ama göl asla eski haline dönmeyecek.”

Kuruyan gölün tabanı artık bembeyaz bir tuz tabakasıyla kaplı. Bu tabaka güneş ışığını yansıtıyor, çevre bölgelerde sıcaklık artıyor. Uzmanlar buna “kentsel ısı adası etkisi” diyor.

Etki, yalnızca mikroiklimi değil, yaşamı da değiştiriyor: tarlalar yanıyor, kuşlar göç rotalarını terk ediyor, insan yerleşimleri solunum hastalıklarıyla boğuşuyor.

Sadece Urmiye Gölü değil, Lar Barajı ve Nilüfer Gölü de aynı durumda.

Tahran, beş ana baraja bağımlı. Bunlar; Amir Kabir Barajı, Latyan Barajı, Mamlu Barajı, Lar Barajı ve Tâlekan Barajı.

Beş ana barajda toplam su miktarı 200 milyon metreküpün altına indi. Bu, normal kapasitenin üçte biri bile değil.

Aşağıdaki grafikte de göreceğiniz üzere Lar Barajı tamamen kurumuş durumda ve kapasitesinin yalnızca yüzde 1’i seviyesinde çalışıyor.

“Su mafyası” ve beton hayranlığı: Bu noktaya nasıl gelindi?

İran’ın su sorunları doğa olaylarından çok, insan eliyle büyütülen bir süreç.

20. yüzyıl ortasında başlayan baraj sevdası, 1979 İran İslam Devrimi’nden sonra hız kazandı. Yeni rejim gıda bağımsızlığını hedeflerken ülke genelinde kuyu sayısı patladı.

1990’lardan itibaren üçlü bir güç yapısı oluştu: Khatam el-Enbiya (Devrim Muhafızları’nın inşaat kolu), İran Su ve Enerji Kaynakları Geliştirme Şirketi (I.W.P.C.O.) ve rejim içi danışman şirket Mahab Ghodss.

Bu yapı, İranlıların “su mafyası” dediği kapalı bir çevreye dönüştü. Projeler çevresel etki değerlendirmesi yapılmadan onaylandı. Barajlar, su aktarım hatları ve derin kuyular kontrolsüz biçimde yaygınlaştı.

Nehirlerin yönü değiştirildi, havzalar birbirine bağlandı. Kuru tarım yapılan alanlarda pirinç gibi su-yoğun ürünler yetiştirilmeye başlandı. On binlerce ruhsatsız kuyu açıldı.

Gelinen noktada sonuç belliydi: akiferlerde çökme, yılda yer yer 30 santimetreye ulaşan toprak oturmaları, tahrip olan verimli ovalar.

İsfahan Valisi Mehdi Cemalinejad, durumu şöyle anlatıyor: “Bu artık sönmüş bir deprem değil, patlamakta olan bir yanardağ. Şehrin altında metrelerce boşluk oluştu, yüzlerce bina, okul, tarihi eser risk altında.”

Kuzey İran’da sessiz bir çöküş

Hazar Denizi’nin güneyinde yer alan Golestan ve çevresindeki sulak alanlar üç yıldır yağış alamıyor. Nehirler ve göller çekildikçe göçmen kuşlar rotalarını terk etti. İran medyası bu yılki manzarayı şöyle duyurdu: “Bu sonbahar Göleştan’ın göğü boş.”

Kuruyan göl yataklarından kalkan tuz fırtınaları tarım ürünlerini mahvediyor, bölge halkının sağlığını tehdit ediyor. Uzmanlar bunun yalnızca ekolojik bir sorun olmadığını, gıda güvencesi ve kırsal geçim açısından da yıkıcı olduğunu belirtiyor.

İran’ın şehirlerini de bu tablodan etkileniyor.

Tahran, Meşhed ve İsfahan gibi büyük merkezlerde yeraltı sularının aşırı çekimi zeminde oturmaya, binalarda çatlaklara yol açıyor. Başkentteki üç barajın aynı anda kritik seviyeye inmesi, ülkenin su mimarisinin tamamen iflas ettiğini gösteriyor.

Kâğıt üzerinde su yönetimi Enerji Bakanlığı’na bağlı. Ancak Tarım Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, belediyeler ve valilikler de yetki sahibi. Bu da kurumsal parçalanma anlamına geliyor.

İran Çevre Kurumu Başkanı Şina Ensari, geçmişte yapılan hataları açıkça kabul ediyor: “Çok fazla baraj, çevresel etki değerlendirmesi yapılmadan inşa edildi. Artık derin su kaynakları tamamen boşaldı. Önceliklerimizi yeniden düzenledik; göller ve sulak alanlar artık birinci sırada.”

Ensari’ye göre, tarımda ürün deseninin tamamen değişmesi gerekiyor: “Tarım en çok suyu tüketen sektör. Artık bazı ürünlerden vazgeçmek zorundayız. Bu, sosyal açıdan zor ama başka seçeneğimiz yok.”

Kentler neden su kaybediyor?

Tahran’ın su şebekesindeki kayıp oranı yüzde 30’a yakın. Sızıntı, eski borular ve kontrolsüz basınç, kentin su rezervini her yıl milyonlarca metreküp azaltıyor.

Uzmanlara göre bu sistem, kısa vadede onarılabilir. Basınç yönetimi ve kaçak tespiti yapılabilir, atık su geri kullanılabilir.

Ancak bu önlemler tek başına yeterli değil. Çünkü hem şehirlerde hem kırsalda su tüketimi doğanın kapasitesinin çok üzerinde.

Eski Tarım Bakanı İsa Kelantari, yıllardır aynı uyarıyı yapıyor: “Yenilenebilir suyun yüzde 40’ını aşarsak nehirler kurur, akiferler çöker, sulak alanlar ölür. İran çoktan bu eşiği geçti.”

İran'da su krizi
İran’da su krizi: Su kuyuları da birer birer kuruyor.

Urmiye’nin ardından ne olur?

Urmiye’nin kuruması yalnızca bir gölün değil, bütün bir ekosistemin kaybı anlamına geliyor. Tuz tabakası güneş ışığını yansıttıkça sıcaklık artıyor, hava koşulları kurak ve dengesiz hale geliyor. Bu durum çevredeki illeri daha sıcak, daha kuru ve daha yaşanmaz kılıyor.

Uzmanlar, tuz fırtınalarının birkaç yıl içinde Azerbaycan ve Doğu Azerbaycan bölgelerinde kronik sağlık sorunlarına yol açacağını, tarımsal üretimi çökertip toplu göçleri tetikleyebileceğini belirtiyor.

İran’da su krizi: Çıkış yolu ne?

İranlı bilim insanları çözümün hâlâ mümkün olduğunu söylüyor. Ancak bunun için radikal bir yön değişikliği gerekiyor.

İşte bazı çözüm senaryoları:

Kısa vadede:

  • Büyükşehirlerde yüksek tüketim tarifesi, sanayide kullanım kısıtlamaları, kaçak kuyuların tazminatla kapatılması.
  • Urmiye Gölü için minimum ekolojik debinin sağlanması, yukarı havzalarda su çekimine kota uygulanması.

Orta vadede:

  • Tarımda pirinç ve yonca gibi yoğun su isteyen ürünlerden vazgeçme.
  • Akıllı sulama sistemlerine geçiş ve yağmur suyu hasadı projeleri.
  • Yenilenebilir enerjiye geçiş; su ve enerji politikalarının bütünleştirilmesi.

Uzun vadede:

  • “Yenilenebilir suyun yüzde 40’ı” kuralının yasalaşması.
  • Doğanın payını güvence altına alan bağımsız bir su otoritesi.
  • Geleneksel kanat sistemlerinin (yeraltı su yolları) modern hidrolojik yaklaşımlarla yeniden canlandırılması.

Kaynaklar: BBC Farsça, Newsweek, Time, Iran International, Guardian

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.