Medyascope okurları yazıyor: Müzakereci demokrasi

Abdullah Öcalan

Okurlarımızı, takipçilerimizi, izleyicilerimizi ve tüm destekçilerimizi görüşlerini Medyascope’ta dile getirmeye davet ediyoruz. Yazınız editoryal ilkelerimize uyar ve Yayın Kurulumuz tarafından da uygun görülürse, web sitemizde imzanızla yayınlanacaktır. Konuşan, tartışan, farklı fikirlerin dile getirildiği bir Türkiye istiyoruz. “Müzakereci demokrasi” başlıklı yazıyı okuyucumuz Nur Mehmet Güler kaleme aldı.


Abdullah Öcalan’ın son dönemlerde sıkça kullandığı “müzakereci demokrasi” ve “Frankfurt Okulu” üzerine karşılaştırmalı analiz yapmak bu yazının konusu değildir. Ancak bunun mutlaka yapılması gereken bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Frankfurt Okulu, Habermas dâhil, kapitalist moderniteyi tamamen reddetmez; aksine, “kamusal alanda köklü bir reform yaparak” demokrasi açısından “tamamlamayı” hedefler. Bu yazıda radikal demokrasi modelinin ayrıntılarına, liberal demokrasiye ve moderniteye yönelik eleştirilerine girmeden, müzakereci demokrasinin temel prensiplerine dikkat çekmek istiyorum.

Öcalan, kapitalist moderniteyi Aydınlanma’dan ve Batı modernitesinden ayırır; siyasal, ekonomik ve toplumsal alanlarda kapsamlı bir model oluşturur. Frankfurt Okulu’nda, Habermas’a kadar uzanan bir eleştiri hattı vardır; ancak bu eleştirilerde somut bir çözüm önerisi bulunmaz, karamsarlık hâkimdir. Öcalan ise çözümün politik programını da oluşturmuştur. Yöntemsel olarak Habermas’ın “müzakereci demokrasi” formülünü uygulanabilir ve değerli bir yöntem olarak benimser.

Müzakereci demokrasi modelini geliştiren Jürgen Habermas, Frankfurt Okulu’nun son temsilcilerindendir. Frankfurt Okulu, moderniteyi “tamamlanmamış bir proje” olarak kabul eder.

Modernite, esas olarak insan aklına dayalı bir yaşamın kurulması iddiasındadır. İnsan, gelenekleri, dogmaları ve irrasyonelliği akıl ile sorgular; “Her şey insan aklıyla çözülebilir” (Kant) der. Adorno, Marcuse, Horkheimer gibi erken dönem Frankfurt Okulu öncüleri ise rasyonalite geliştikçe insanın özgürleşmediğini, bu konuda tam bir “akıl tutulması” yaşandığını söylerler.

Habermas, liberalizmin rasyonaliteyi araçsallaştırdığını, “verili amaçlara” ulaşmak için aklı bir araç olarak kullandığını belirtir. Max Weber de benzer bir tespitte bulunur ve “özsel akla” ihtiyaç olduğunu savunur. Habermas, “araçsal aklın” yanına “iletişimsel aklı” koyar. Şöyle bir üçlü sistem formüle eder: Devlet ve ekonomiyi “sistem” olarak tanımlar ve bu sistemlerde “araçsal akıl”ın geçerli olduğunu söyler. Üçüncü olarak “yaşam alanı” tanımını yapar ve burada “iletişimsel akıl”ın geçerli olması gerektiğini savunur.

Bu teze göre, sivil toplum yaşamının “politik kamusal alan” haline gelmesi, devletin tahakkümünden çıkması, özgürleşmesi ve toplumun farklı kesimlerinin ve kimliklerinin kendilerini ilgilendiren bütün kararların ve politikaların belirlenmesine aktif olarak katılması gerekir. Çünkü kamusal alan, sivil toplum; devletin, büyük şirketlerin ve medyanın tahakkümü altına alınmıştır, politik yaşamın dışına itilmiştir.

Açık devlet baskısı dışında, bireylerin ve sivil toplumun yaşamını belirleyen ve bir “demir kafes” (M. Weber) gibi saran, “kolonileştiren” gizli bir güç vardır. Sanat metalaştırılmış, “kültürel endüstriyalizm” toplumun bütün tercihlerini belirler hale gelmiştir. Ortada bir temsil ve meşruiyet krizi vardır; bu da demokrasinin yeterince var olmamasından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla “kamusallığın yapısal dönüşümü”ne ihtiyaç vardır. Politik kamusal alan genişletilmeli, kolektif ve bireysel kimliklerin siyasal yaşama katılımı sağlanmalıdır.

Habermas’ta “müzakereci demokrasi” tam da burada temel bir yöntem olarak devreye girer. Habermas, müzakereci demokrasinin prensiplerini şöyle sıralar:

  • Bütün sorunlar müzakerenin konusudur. Buna hayatın tüm parametreleri; siyasal, ekonomik, güvenlik meseleleri, kimlik sorunları, ahlak ve değerler dâhildir.
  • Toplumsal yaşamı belirleyen normlardan ve politikalardan etkilenen tüm kesimler, bireyler ve gruplar, kendilerini ilgilendiren meseleleri müzakere konusu edebilir, gündeme getirebilirler.
  • Müzakereler açık ve samimi olmalıdır. Düşünceler, tezler bütün açıklığıyla ortaya konulmalıdır.
  • Müzakereye katılan taraflar, ortaya koydukları düşünceleri ve önerdikleri çözümleri akılla gerekçelendirmek zorundadırlar. Tüm iddialar, bozulmamış rasyonaliteyle gerekçelendirilerek sunulmalıdır.
  • Taraflar, kendi düşüncelerini, modellerini ve formüllerini değiştirmeye açık olarak müzakereye başlarlar. Demokratik müzakere sonucunda taraflardan birinin düşüncesi kabul görebilir ya da üzerinde uzlaşıya vardıkları yeni bir çözüm ortaya çıkabilir.
  • Müzakereci demokrasi, mücadeleyi reddetmez; demokratik ve barışçıl mücadeleyi esas alır.
  • Müzakere, tahrif edilmemiş, bozulmamış özgür akılla yürütülür.

Habermas’a göre, iletişimsel akılla müzakere ederek evrensel değerlere ve normlara ulaşmamız mümkündür.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.