Önder Özden yazdı: Hayal kırıklığının siyaseti

Hayal kırıklığı, yaşam boyunca bizi izleyen bir bakıma tuhaf ve inatçı insani deneyimlerden; yaş aldıkça biçim değiştiren bir gölge gibi. Kavramın kendisi garip bir havaya sahip ve bir şekilde farklı terimler ve deneyimlerle kesişiyor. Türkçede zaman zaman Arapça kökenli “sukutuhayal” sözcüğünü de kullanmak mümkün; düşlerin kırılganlığını, hayallerin düşmesini – belki de gerçeklikten kayıtlarının düşürülmesini – anlatır. Fakat sukutuhayal sıklıkla “sükûtuhayal” biçiminde hatalı bir şekilde de kullanılmakta. Sükûtuhayal ise düşlerin sessizleşmesi, sessizleştirilmesi ve düş sessizliği, bir nevi alternatifleri hayal etme yetisinin bile körelmesini/köreltilmesini işaret eder. Hatalı bir yazıma dayansa bile bu iki terim arasındaki fark ve ilişki kanımca oldukça önemli; çünkü ilki hala hayal kırıklığına uğrayabildiğimizi; yani hala umut edebildiğimizi, düşlerden uyanabildiğimizi gösterir. İkincisiyse çok daha endişe verici bir hali imler: hayal gücünün sessizliğe gömülmesi.

Beklentisizliğin yaşı

Hayal kırıklığı, çoğu zaman orta yaşlı erkeğin hayatta aldığı yeni pozisyonla ilişkilendirilir; kırklı yaşlarında, hem başarılar hem pişmanlıklar biriktirmiş olan o figürle. Dünyayı görmüş, fırsatlar kaçırmış, bazı hayallerini gerçekleştirmiş ama bazılarını yitirmiştir artık. Dünyadan bir adım geri duran, sanki “denedim ve artık ne beklememem gerektiğini biliyorum” der gibi bir mesafesi vardır. Bakışlarından derin bir kayıtsızlık şimdinin gençlerine sirayet eder. Oysa hayal kırıklığı erkeklere, orta yaşa ya da herhangi bir cinsiyete veya yaş dönemine ait değil elbette. Hepimizle birlikte oturur o da masa başına.

Önder Özden yazdı: Hayal kırıklığının siyaseti
Önder Özden yazdı: Hayal kırıklığının siyaseti / Görsel yapay zekâ ile oluşturuldu.

Siyasetin kırık düşleri

Siyasette ise hayal kırıklığı neredeyse yapısal bir hal almakta. Belki de siyaset, tarih boyunca biriken beklentiler ve onların başarısızlıklarının uzun bir arşivinden ibaret. İnsanlar sonunda kendilerini hayal kırıklığına uğratan liderleri destekler; liderler, gerçekleştiremeyecekleri dünyaları vaat eder; siyasal hareketler umut dalgalarıyla yükselir, sonra uzlaşmanın, yolsuzluğun ya da yorgunluğun kayalıklarına çarparak kırılır. Başka türlüsü de pek mümkün görünmüyor.

Türkiye’nin kayıtlı hüsranları

Türkiye siyaseti, bu döngünün canlı bir örneğini sunuyor, neredeyse her anında. Çok da geçmişe gitmeye gerek yok. Ana muhalefet partisinin eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun son dönemdeki tutumu, bunun taze bir hatırlatıcısı. İster istemez, “belki de farkında olmadan”, iktidarın daha büyük siyasal makinesinin bir dişlisine dönüştü; Erdoğan’ın stratejisine muhalefetinkinden çok daha fazla hizmet etti. Ona umut bağlayan birçok kişi için bu durum yalnızca bir hayal kırıklığı değil, yeniden kandırılmış olmanın buruk hissini de yarattı bir bakıma.

Ya da bağımsız olduğu savlanan yorumcuların düştükleri hal yine başka bir tür hayal kırıklığının izini taşıyor. Geçimini halkın değer verdiği simgeler üzerine klişeler üretmek sağlayan bir yorumcu, bir savcının başka bir kaynaktan gelir elde etmesini küçümseyebiliyor veya bir başkası iş muhalefet lideri Özgür Özel’i eleştirmeye gelince hiç çekinmeden onu ergenlikle suçlayarak kendi dar siyasal pozisyonunu izleyicilerine dayatıyor. Herkesin gözü önünde cereyan eden adaletsizliğin boyutları göz önüne alındığında bu siyasi yorumların basiretsizliği, hayal kırıklığını bir kez daha pekiştiriyor.

Otoriterlik ve susturulan düşler

Bu tür hayal kırıklıkları biriktikçe — özellikle yargının muhalefete karşı bir silaha dönüştüğü, giderek otoriterleşen bir ortamda — insanlar doğal olarak sırtlarını yaşananlara dönmeye başlıyor, adaletsizlikleri görememeye çaba harcıyor. Adaletsizliğe ve baskıya karşı yükselen harekete katılmayı belki de erteliyor, yaşananlarla ilgilenmeyi bırakıyor. Böylesi koşullar altında, siyasal olarak hayal kurmaktan vazgeçmek gerçek bir seçenek haline gelir. İlgisizlik bir tür kendini koruma biçimine dönüşür. İşte bu noktada, hayal kırıklığı hatalı yazımın ürünü olan ikinci biçimine, yani düşlerin susturulmasına dönüşme riski taşır.

Cypher ve rahatın, sessiz düşlerin cazibesi

Popüler kültür de, bir bakıma, siyasete kaydedilen hayal kırıklarını anlamamıza yardımcı olur. Bu noktada, Matrix filmindeki Cypher karakteri oldukça garip ama bir o kadar tanıdık bir profil çizer. Bilindiği üzere Matrix, bir tür hayal dünyası olan ve akıllı makinalarca enerji kaynağı olarak kullandıkları insanları daha verimli kılmak için yarattıkları bir simülasyon. Cypher ise simüle edilmiş bu dünyadan kurtulup kıyamet sonrası dünyanın sert gerçekliğinde yaşayan isyancılardan biridir. Ancak yıllar boyunca bu kasvetli hayatı sürdürdükten sonra özgürlük mücadelesinden umudunu keser, hayal kırıklığına uğrar. Gizlice makinelerle bir anlaşma yapar: Yoldaşlarını ele vermesi karşılığında, yeniden Matrix’e — yani yanılsamaya — geri dönebilecektir. Filmde dikkat çekici bir sahneyi doğrudan hatırlamakta fayda var: Cypher simülasyonun içinde biftek yerken “Cehalet mutluluktur” der. Bu an, acı verici gerçeğe karşı yanılsamanın baştan çıkarıcı konforunu ve düş kırıklığının, hayallerin sessizleşmesine dönüşmesini net bir biçimde özetler.

Siyasal anlamda bu, insanların hayal kırıklığı ve umutsuzlukla karşılaştıklarında, değişimin zorlu gerçekleriyle yüzleşmek yerine, tanıdık anlatıların güvenli yanılsamasına sığınmayı tercih etmeleriyle benzeşir. Gerçeğin dayanılmaz hale geldiği anlarda ilgisizliğe, yani siyasetten geri çekilme cazibesine kapılmaya dair güçlü bir metafordur bu.

Alternatifler tükendiğinde, mücadele sonsuzmuş gibi göründüğünde, otoriterlik kamusal alanı daralttığında, yanılsamayı seçmek ve düşleri sessizleştirmek — ya da siyasete/hayallere tamamen sırt çevirmek — daha kolay gelir. Bu, Cypher’ın kararının siyasal biçimidir: dünyanın sahte olduğunu biliyorum, ama en azından artık canım yanmıyor, hayal kurmuyorum.

Uyanık kalmak: Hayal kırıklığının ardı

Ama eğer kırılan düşler ile susturulan düşler – “sukutuhayal” ile “sükûtuhayal” – arasındaki farkı ve ilişkiyi ciddiye alırsak, hayal kırıklığının siyaseti teslimiyetle sona ermek zorunda değil. Acı verici de olsa uyanık kalmanın siyasetine dönüşebilir. Geçmişteki denemeler başarısız olmuş olsa bile, dünyanın başka türlü olabileceği ihtimaline tutunmak anlamına gelir. Hayal kırıklığını hala önemsediğimizin, hayal gücünün hala canlı olduğunun işareti olarak kabul etmek demek. Otoriter kakofoniyle sessizleştirilen hayallerin, adaletsizliği normalleştiren gürültüye rağmen, kayıtlarının silinemediğini/silinemeyeceğini ima eder.

Belki de karşı karşıya olduğumuz asıl siyasal tercih, Cypher’ın rahatlığı ile kırılgan ama yaşamsal bir düş kurma yetisi arasındadır. Çünkü dünya, farklı olabilecek şeylerin ve hala farklı olabilecek ihtimallerin bitmeyen bir tezahüründen başka bir şey değildir.

Sukutuhayal ya da sükûtuhayal

Bu anlamda, hayal kırıklığını seçmek — düşlerin sessizleştirilmesi karşısında — aslında umudu seçmektir. Sessizliği reddetmektir. Dünya bizi her defasında yeniden uykuya çağırsa da, tekrar tekrar uyanmayı göze almaktır.

Dolayısıyla, hayallerimize gürültüleriyle sükûtu dayatanların, otoriter gerçekçiliğe teslimiyete ve adaletsizliği görmezden gelmeye çağrıda bulunanların yanında simülasyona teslim olmadan hayal kırıklığıyla yaşamak, “sükûtuhayal”e karşı “sukutuhayal”i seçmek belki de daha evladır.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.