Selim Kuneralp yazdı: Amerika’da rüzgar dönüyor mu?

Geçtiğimiz haftalarda yurtdışında iki önemli seçim yapıldı. Birincisi Hollanda’daki genel seçimler, ötekisi de Amerika’da New York belediye başkanlığı seçimiydi. Hollanda’daki seçimin önemi aşırı sağın yükselişine bir set koymasıydı. Hollanda’daki seçimlerin aşırı sağın yükselmekte olduğu Fransa ve Almanya’daki seçmenlere örnek teşkil edip etmeyeceğini zamanla göreceğiz. New York’daki seçimi kazanan ise kendisini demokratik sosyalist olarak tanımlayan ancak Demokrat Parti’nin resmi adayı olan Zohran Mamdani oldu. Her iki seçimin belki tek ortak yönü kazanan adayların ikisinin de oldukça genç olması ve siyasi hayatta süratle yükselmeleriydi. Hollanda seçimlerinin galibi ve müstakbel Başbakan Rob Jetten 38 yaşında, Mamdani ise 34 yaşında. Demokrasiye geçildiğinden bu yana ülkemizde bu yaşta bir lidere sahip olduğumuzu hatırlamıyorum.

Zohran Mamdani
Amerika’da rüzgar dönüyor mu?

Mamdani hakkında çok şey yazıldı. Portresini burada tekrarlamak istemiyorum çünkü sanırım konuyla ilgilenen herkes artık yeterli bilgi sahibi olmuştur. Ancak yanlış anlamaları gidermek amacıyla Uganda’da doğmuş olmasına rağmen, etnik bakımdan Afrikalı olmadığının, baba tarafında İngiliz kolonisi döneminde oraya yerleşmiş ve İdi Amin zamanında kovulmuş Hint kökenli bir aileden geldiğinin, annesinin ise yine aynı kökene sahip olduğunun her zaman anlaşılmadığını belirteyim.

Amerika’da rüzgar dönüyor mu?

Mamdani gayet iddialı bir programla başa geçti. Enflasyonun ve özellikle kiraların artması neticesinde zenginler ile daha az varlıklı sınıflar arasında fark gittikçe büyümüş, ay sonunu getirmekte zorlanan insanların sayısı artmıştır. Mamdani bu durumu telafi etmek amacıyla çocuk bakımı, bedava toplu taşıma gibi popülizm kokan öneriler getirmiş ve bu öneriler ile kişisel karizması başarısının temelini teşkil etmiştir. Netanyahu karşıtlığının Musevi toplumun çok güçlü olduğu New York’ta sorun teşkil etmesini önlemek amacıyla ona karşı olan liberal diyebileceğimiz Musevileri hoş tutmuş, başına bir kippa geçirerek sinagoglarını ve sosyal merkezlerini ziyaret etmiştir. Yine de Demokratlar arasında İsrail karşıtlığının Netanyahu yüzünden arttığı da bir vakıadır.

Ve tabii New York’un 1924 yılından bu yana Cumhuriyetçi belediye başkanı seçmediğini de hatırlamak lazım. Nitekim Mamdani’nin en güçlü rakibi sadece %7 oy alan ve Trump’ın dahi desteklemediği Cumhuriyetçi aday değil, Demokratların ön seçimini kaybeden ve bağımsız olarak seçime giren eski bir yönetici aileden gelen daha ılımlı sayılabilecek Andrew Cuomo olmuştur.

Bu arada Mamdani ile eski başkan yardımcısı ve Demokratların 2024 seçimlerindeki başarısız adayı Kamala Harris arasında ailevi geçmişleri açısından benzerlikler dikkatimi çekti. Harris’in babası Mamdani’den farklı olarak Hint kökenli değil, Afrika kökenli fakat Karaiblerden gelme ama onun gibi Marksist eğilimli bir üniversite profesörü.  Ve tabii her ikisi de göçmen ailelerin çocukları.  Ayrıca her ikisinin de anneleri Hint kökenli. Bu arada başkan yardımcısı JD Vance’in eşinin de Hintli olması ilginç bir tesadüf.

Dönelim 4 Kasım’a. Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi Virginia eyaletinin valiliğini kaybetti, New Jersey’de Demokratlar koltuğu muhafaza etti, California’da Cumhuriyetçilerin karşı olduğu, seçim bölgelerinin yeniden dizayn edilmesini ve Temsilciler Meclisi’nde Demokratlara beş ilave sandalye sağlanması imkanını veren bir referandumu da yine Demokratlar kazandı. Birçokları için bütün bu neticeler  Trump’a bir darbe teşkil etmektedir. Gerçekten de Trump’ın radikal değişim politikaları, Amerika’da halkın alışık olmadığı gösteriş merakı, günde birkaç defa fikir değiştirerek istikrarsızlığı hızlandırması gibi etkenler tepki çekmesine yol açıyor.  Bu tepkiyi tersine çevirmek için ara seçimlere kadar bir yılı daha var. Bakalım, başarabilecek mi?

Buna karşılık, 2024 seçimlerinden büyük bir moral bozukluğu ile çıkmışken 4 Kasım neticeleri Demokratlara yeni bir heyecan vermiştir. Şimdiden 2028 seçim hazırlıkları başladı denebilir. Bu hazırlıklar Kasım 2026’da yapılacak ara seçimlerden sonra hızlanacaktır. Cumhuriyetçilerin o seçimlerden yine başarısızlıkla çıkması ve örneğin Temsilciler Meclisi’ndeki küçük olan çoğunluklarını kaybetmeleri halinde Trump’ın zaten sadece zorlamalarla mümkün olabilecek yeniden adaylığı suya düşecek, Cumhuriyetçi Parti’de mücadele başlayacaktır. Şimdiki halde en şanslı görülen adaylar Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio. Tabii o zamana kadar çok şey değişecektir.   

Demokratların cephesinde durum biraz daha karışık. Mamdani ABD’de değil, Uganda’da doğduğu için zaten aday olamıyor. Ayrıca doğuştan Amerikalı olsaydı bile yaşı tutmadığı için 2028 seçimlerinde aday olamayacaktı. Demokratik sosyalist kimliği ABD’nin en liberal şehirlerinin başında olan New York’da geçerli ancak, başkanlık seçimleri için bir handikap. Önceki seçimlerde Cumhuriyetçilere verilen oyları geri almak için ortaya oynayan bir adaya ihtiyaç olduğu açık. Bunun California valisi Gavin Newsom olduğu şimdiden söylenmeye başladı. Ancak Harris’in bir deneme daha yapmak istediğine ilişkin duyumlar da var. Bunlar kozlarını 2027 içinde paylaşmaya başlayacaktır.

Zohran Mamdani
Amerika’da rüzgar dönüyor mu?

Demokratlar için bir dilemma Mamdani’nin politikalarının Amerika’da New York şehri dışında pek alıcısı olmaması. Popülist hedeflerini bir servet vergisi ile finanse etmek amacında olduğunu söylüyor. Ancak federal vergiler tabii ki Kongre ve Trump’ın liderliğindeki federal hükümet tarafından, eyalet vergileri ise kendisi gibi Demokrat olan ancak onun radikalizmini paylaşmayan eyalet valisi Kathy Hochul’un onayı ile belirlenir. Gelecek yıl kasım ayında yapılacak eyalet seçimlerinde Hochul sadece NewYork şehrinin değil, tüm eyaletin seçmenlerinin karşısına çıkacak. Bu da şehrinkinin iki katı kadar bir sayıya tekabül ediyor.  Dolayısıyla Mamdani’nin istediği vergilere onay vereceği şüpheli, bu onay verilmediği takdirde de onun sosyalist programının önemli bir bölümünün gerçekleşmesinin mümkün olmayacağı anlaşılıyor. Önümüzdeki dönemde bu ikisinin atışmaları şaşırtıcı olmayacaktır. Ancak bu atışmaları halkın önünde yapmaları sadece Trump’ın işine gelecektir. Bu arada tabii o da boş durmuyor.  Biraz ülkemizi hatırlatan bir şekilde komünist olarak tanımladığı Mamdani ocak ayında görevi devraldıktan sonra federal hükümetin sorumlu olduğu, New York şehrindeki altyapı gibi harcamaların karşılanmasına son verileceği tehdidini savurmaya başladı bile. Tabii bu tehdidi gerçekleşirse Amerikan halkının bundan belki de hoşlanmayacağını ve ara seçimlerde bunun hesabını sorabileceğini düşünecektir şüphesiz.

Demokratların tek vücut halinde hareket edemediklerinin bir örneğini geçtiğimiz günlerde Harcama (funding) Yasası hakkında Kongre’de yapılan oylamada gördük. Ilımlı Demokratlardan bir grup partilerinden ayrılarak Cumhuriyetçilerle birlikte hareket ederek partilerinin direnişini bozdular ve 43 gün süren devleti felç eden kapanmaya (shutdown) Trump’un istediği şartlarda son verilmesine katkıda bulundular. Bu da gelecek yılki ara seçimler, hatta 2028’de yapılacak başkanlık seçimi için çok iyi bir işaret sayılmamalıdır.

Trump’ın sıkıntıları geçtiğimiz günlerde Kongre ile Harcama Kanun tasarısından ibaret değildi. Hatırlanacağı üzere acil durumlarda kullanılmak için başkana olağanüstü yetkiler veren 1977 tarihli bir kanuna dayanarak Trump ocak ayında yeniden iktidara gelir gelmez ülkemiz dahil dünyanın nerede ise tamamına uygulanan gümrük vergilerini keyfi bir şekilde arttırmaya başladı ve dünya ticaret sistemini alt üst etti.

Donald Trump
Amerika’da rüzgar dönüyor mu?

Bazı eyaletler ve iş insanları derneklerinin buna karşı açtıkları dava geçtiğimiz hafta Yüksek Mahkeme’ye intikal etti. Politize edilmiş olan bu mahkemenin 9 üyesinin 6’sı Trump’a yakın, bir bölümü onun ilk döneminde atanmış muhafazakâr eğilimli hakimler. Şimdiye kadar da Yüksek Mahkeme Trump’ın başını ağrıtacak kararlar vermedi. Ancak dava hakkında yapılan ilk duruşmalarda muhafazakâr eğilimli üç hakim başkanın Kongre’ye ait olması gereken gümrük vergilerini belirleme yetkisini ona danışmadan Trump’ın kullanmasına karşı olduklarına ilişkin müdahalelerde bulundular. 

Mahkemenin incelemesinin birkaç hafta sürmesi, hatta kararın ocak ayına sarkması bekleniyor. Mahkeme zoruyla Trump’ın iftihar ettiği ve şimdiye kadarki icraatının belki de en temel kısmını teşkil eden gümrük vergilerinden vazgeçmek durumunda kalırsa en az 4 Kasım’daki yenilgisi kadar büyük bir darbe almış olacaktır. Onun kadar duygusal hareket eden birisinin böyle bir durumda nasıl bir tepki vereceği tabii ki merak konusu. Belki de önümüzdeki haftalarda mütereddit hakimler üzerinde alışılmış şekilde kişisel baskılarda bulunabilecektir. Ancak yorumcular, kararın aleyhinde çıkması halinde ne yapabileceği konusunda bölünmüş durumdalar. Kimisine göre bu vergileri muhafaza etmek için başka kanuni dayanaklar arayacak, başkalarına göre ise bunlardan vazgeçmek durumunda kalacaktır. Vergilerin enflasyon üzerindeki etkileri tartışmalı. Ancak getirdikleri 50-100 milyar dolar arasında değişen gelirden vazgeçmek Trump için kolay olmayacaktır.

Trump için ufukta beliren diğer ve belki daha önemli bir sıkıntı Jeffrey Epstein skandalının bir türlü dinmemesi oldu. Bir fuhuş zincirinin başında olan ve yakalandıktan sonra yargılama sırasında intihar eden işadamının belgelerinde yer alan Trump dahil bir çok önemli kişiyle ilişkileri etrafa saçılır oldu. Şimdiye kadar Birleşik Krallık Vaşington Büyükelçisi siyasi atama Lord Mandelson ve Kral Charles’ın kardeşi eski Prens Andrew Epstein’la dostlukları yüzünden aforoz edildiler. Belgelerin halen açıklamayı bekleyen bölümünde Trump’ı da çok zor duruma sokacak bilgiler olduğuna ilişkin iddialar var. Kongre’deki Demokratların baskısıyla yönetim bu belgelerin tamamını açıklamak durumunda kalırsa Trump için çok büyük olumsuz sonuçlar doğabilir.

Dolayısıyla önümüzdeki dönem ABD için hareketli geçecektir. Belki de iç gündem Trump’ın dikkatini o kadar çok çekecek ki etrafa bulaşmaktan vazgeçmek durumunda kalacaktır. Bunun dünya için iyi bir şey olacağına bence şüphe yok.

Her hal ve karda son haftalardaki gelişmeler ABD gibi bir ülkede tek bir adamın tüm gücü elinde toplayıp onu orada tutmasının pek de kolay olmadığını gösteriyor. Bundan belki ders çıkarmak, sağlam kurumların demokrasinin vazgeçilmez bir unsuru olduğunu, demokrasinin sadece seçim kazanmak olmadığını düşünmek gerekir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.