Açık Oturum’un 501’nci bölümünde Göksel Göksu’nun konukları Gürkan Çakıroğlu, Onur Alp Yılmaz ve Yüksel Taşkın, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin TBMM’de kurulan komisyonun İmralı’ya gitmesi konusundaki ısrarı ve AKP ile CHP’nin sergilediği tutumu tartıştı.
Devlet Bahçeli’nin İmralı çıkışı nasıl değerlendirilmeli?
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin partisinin grup toplantısında “Komisyon bu kararı almazsa, üç arkadaşımla kendi imkânlarımızla İmralı’ya gitmekten çekinmem” demesi üzerine Ankara hareketlendi. Bu sözlerin ardından komisyon İmralı ziyareti konusunu jet hızıyla gündemine alırken, DEM Parti açıklamayı “tarihi sorumluluk alma cesareti” olarak nitelendirdi. AKP ve CHP’den ise net bir açıklama gelmedi.
Bahçeli’nin ısrarcı tutumunu destekleyen Gürkan Çakıroğlu Kürt meselesinin çözümünde geç kalındığını söyleyerek Bahçeli’nin aldığı inisiyatifin sürece ivme kattığını savundu. Çakıroğlu, Bahçeli’nin çıkışının son 10 yılda siyasete hakim olan “terör dilini” parçaladığını ve “rıza üretme” ihtiyacını ortaya çıkardığını ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iktidarın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği yeni süreçte siyaseten “kötürüm” bir halde olduğunu öne süren Gürkan Çakıroğlu, AKP’nin DEM Parti seçmeninden oy alamayacağı düşüncesiyle süreçte pasif kaldığını belirtti. Çakıroğlu CHP’nin, bu sıkışmışlığı fırsat bilerek İmralı ziyareti konusunda komisyona destek vermemesinin, Erdoğan’ın lehine bir sonuç doğuracağını öne sürdü.

Devlet Bahçeli’nin süreci sürükleyen bir aktör olarak konumlandığına dikkat çeken Onur Alp Yılmaz da İmralı çağrısının bu nedenle beklenen bir çıkış olduğunu söyledi.
Sürece “Terörsüz Türkiye” isminin verilmesini eleştiren Onur Alp Yılmaz, kullanılan kavramın militarize edici olduğunu, oysa yürütülen sürecin bir “barış projesi” olması gerektiğini ifade etti.
Yılmaz, iktidarın Kürt meselesini çözme niyetinin olmadığını, kendi iktidarını pekiştirmek için bir pazarlık malzemesi olarak kullandığını öne sürdü. Bahçeli’nin çıkışının ise MHP’nin varoluşsal bir tehdit hissetmesinden kaynaklandığını savundu. Yılmaz, Türkiye’de demokratikleşme vaatlerinin, aynı anda CHP’ye yönelik kapatma davası ve belediye başkanlarına yönelik tutuklamalar gibi anti-demokratik adımlarla birlikte atılmasının rasyonel olmadığını kaydetti; demokrasi konusundaki samimiyetin Anayasa Mahkemesi kararları uygulanarak ya da kayyum uygulamalarına son verilerek gösterilebileceğine dikkat çekti.
Yüksel Taşkın da CHP’nin bir ikilem içine sokulmaya çalışıldığını söyleyerek “Ancak parti kendi içindeki tartışma ve mekanizmalarla karar verecek. Çünkü CHP küresel güçlerden değil, toplumsal meşruiyetten güç almaktadır” dedi.
Devlet Bahçeli’yi bir demokrasi kahramanı olarak görmediklerini de söyleyen Taşkın, buna karşın Kürt sorununun demokratik çözümü için risk almasını olumlu bulduklarını belirtti.
Öcalan meselesinin MHP-AKP gerilimi nedeniyle aşırı sembolik hale geldiğine vurgu yapan Yüksel Taşkın, Öcalan’ı dinlemenin bin bir çeşit yolu olduğunu ve İmralı ile iletişimin zaten kurulduğunu ifade etti.
CHP’nin hukukun üstünlüğünü, milli iradeyi ve seçme-seçilme özgürlüğünü savunduğunu söyleyen Taşkın, kutuplaştırma ve öfke siyasetini eleştirdi. Yüksel Taşkın, Türkiye’de toplumun Kürt meselesinin çözümünde devletin çok daha ilerisinde olduğunu ve CHP’nin toplumu ikna ederek bu mücadeleyi sürdüreceğini ifade etti.








