Ruşen Çakır, “Ankara Mazlum Abdi realitesini ne zaman tanıyacak?” başlıklı yayında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı Mazlum Abdi’nin uluslararası görünürlüğünün arttığı bir dönemde Ankara’nın bu “realiteyi” daha ne kadar erteleyebileceğini tartıştı. Çakır, Türkiye’nin Suriye politikasındaki yeni kırılma noktalarına ve SDG ile yürütülen örtülü temaslara dikkat çekti.
Ruşen Çakır, Duhok’taki konferansta Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı Mazlum Abdi’ye gösterilen protokol düzeyindeki karşılamanın altını çizdi. Çakır, Abdi’nin “general” olarak tanıtıldığını vurgulayarak, “Mazlum Abdi dünyanın değişik yerlerinden konuşmacıların geldiği bu yerde… üst düzey protokol ile ağırlandı” dedi. KDP yöneticilerinin ve Barzani ailesinin Abdi ile yaptıkları görüşmelerin Ankara’nın mevcut yaklaşımını daha görünür şekilde tartışılır hâle getirdiğini belirtti.
Çakır, konferansta Abdi’nin “bir Hollywood oyuncusu gibi karşılandığını” yazan Kürt gazetecinin ifadesini hatırlatarak, Türkiye’nin bu tabloyu görmezden gelmesinin sürdürülemez olduğunu söyledi.
Ankara Mazlum Abdi realitesini ne zaman tanıyacak?
Çakır, Türkiye’nin bir dönem sert bir dille hedef aldığı SDG ile uzun süredir temasını tamamen kesmediğini aktararak, “Kimi zaman… MİT’in üst düzey isimleri SDG yöneticileriyle görüştüklerini biliyoruz” dedi. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in de bu görüşmeleri doğruladığını hatırlattı. Çakır, Mayıs ayında Abdullah Öcalan ile bir telekonferans yapıldığı bilgisinin de paylaşıldığını belirtti.
Bu süreçte İmralı’ya gönderilecek Komisyon heyetinin siyasi önemine işaret eden Çakır, Ankara’nın Suriye’de ABD ve Şam’ın görüştüğü aktörlerle açık temas kurmasının “doğal ve gerekli” olduğunu vurguladı.
“Bu realite ne kadar geciktirilirse o kadar kötü”
Türkiye’nin geçmişte Irak Kürtleriyle yaşanan dönüşümü örnek gösteren Ruşen Çakır, “Aynı şey pekâlâ Suriye ile olabilir” dedi ve Suriye Kürtleriyle Türkiye’deki Kürtler arasındaki akrabalık bağlarının altını çizdi. Çakır, “Umarım bu çok fazla geciktirilmez” diyerek Ankara’nın Mazlum Abdi realitesini er ya da geç tanımak zorunda kalacağını söyledi.
Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Normalde bugün İmralı’ya gidecek olan heyeti konuşacaktım, konuşmam gerekirdi. Özellikle de CHP’nin kararını. Dün bunu Kemal Can ile ‘‘Haftaya Bakış’’ta konuştuk. O, bunun CHP’nin bu taktik hamlesinin doğru olduğunu söyledi. Ben buna inanmadığımı söyledim, tartıştık. Hâlâ inanmıyorum ama bu konuda yakın çevremde birçok kişi benden farklı düşünüyorlar. O zaman dedim ki: “Herhâlde hata bende,” biraz kendimi düşünmeye çektim ve o konuyu şimdilik erteledim. Yarın muhtemelen ya da en geç pazartesi günü bu konuda ya bir yayın yaparım ya da pazar yazımı bununla ilgili yazarım.
Ama şimdi size yine bu konuyla birebir alakalı bir başka konuyu, Suriye konusunu ve Suriye’de Kürtler, Suriye Demokratik Güçleri ve onun komutanı, başkomutanı Mazlum Abdi’yi anlatmak istiyorum. Neden? Çünkü Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Duhok kentindeki Amerikan Üniversitesi’nde üç günlük bir uluslararası konferans yapıldı ve orada Mazlum Abdi, general olarak tanıtılıp konuşma yaptı ve Suriye hakkındaki görüşlerini dile getirdi. Bir yanda takım elbise, kravatlı ama fotoğrafta da görüyorsunuz; o askerî kıyafetiyle. Mazlum Abdi, dünyanın değişik yerlerinden konuşmacıların geldiği bu yerde Irak Kürdistan Demokrat Partisi tarafından üst düzey protokolle ağırlandı. Hoşyar Zebari ile beraber görüyorsunuz. KDP’nin önde gelen isimlerinden birisi. Türkiye’yi de yakından bilen bir isim; o karşıladı. Ama onun dışında da orada Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Barzani kanadının önde gelen tüm isimleriyle, başbakanla, ki kendisi Mesud Barzani’nin yeğeni oluyor ya da Bölgesel Yönetim Başkanı’yla, ki o da Barzani’nin oğlu, hepsiyle görüşme imkânı buldu ve Rudaw‘da yazan bir Iraklı Kürt gazetecinin tabiriyle o konferansta sanki bir Hollywood oyuncusu gibi karşılandı. Evet, bu fotoğraf, görüyorsunuz, bu fotoğraf gerçekten bunu düşündürtüyor. Nitekim ben de bu fotoğrafı ilk gördüğümde sosyal medyada şöyle sordum: “Türkiye, Ankara Mazlum Abdi realitesini ne zaman tanıyacak? Ne kadar erken olursa herkes için iyi olur.”
Burada kazan-kazan ilişkisi söz konusu olduğu düşüncesindeyim. Türkiye’nin, dün bunu Cengiz Çandar’la da konuştuk, Suriye’deki Kürtlere bakışı bir süredir yumuşamış durumda. Bir dönem, yakın zamana kadar Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan hâlâ bir tür tehdit dili konuşurken şimdi işler yumuşadı. Özellikle Ahmed eş-Şara’nın Washington ziyareti ve o sırada o Washington’dayken Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da oraya gitmesi ve orada Suriye, ABD ve Türkiye arasında birtakım üst düzey üçlü görüşmelerin yapılmasının ardından işler biraz daha yoluna girmiş gibi. Onu daha önce de ele aldım, biliyorsunuz. Bir altın orandan bahsediyor Hakan Fidan: “Bunu yakalamak lazım,” diyor. Çünkü Suriye’de Kürtler çok güçlü. İç savaş başladığı andan itibaren Kürtlerin yaşadığı bölgelerde de facto bir özerk yönetim oluştu ve burada bir tür Abdullah Öcalan’ın kafasındaki toplum modelinin laboratuvarı hayata geçirildi. Ama zamanla IŞİD’le mücadele konseptiyle ve ABD öncülüğündeki Batı koalisyonuyla yapılan stratejik işbirlikle beraber oradaki Kürtler, YPG ve PYD adı altında örgütlenen Kürtler daha bir cephe örgütlenmesine gittiler ve Suriye Demokratik Güçleri adını aldılar ve buraya çok ciddi sayıda da Arap aşireti dâhil oldu. Şu anda SDG’nin kontrol ettiği Rakka gibi, Deyrizor gibi yerlerde çoğunluk zaten Araplarda, Kürtlerde de değil.
Şimdi Mazlum Abdi bunun en öne çıkan ismi. Bir diğer isim İlham Ahmed. O da dış ilişkilerini yürüten, bir tür SDG’nin dışişleri bakanı gibi bir isim, ki toplantıda o da vardı. Onunla beraber o da vardı. Ve bu kişiler şu anda Türkiye ile ve tabii ki Şam’la görüşüyorlar. Özellikle orduların birleştirilmesi konusunda çok çetin pazarlıklar var. Sınırların kontrolü, doğal zenginlikler – ki bunların büyük bir kısmı şu anda SDG kontrolünde – bunların paylaşımı konusu gibi çok ciddi hususlar var. Bir diğer husus da şunu biliyoruz: Kürtler sayıca azlar, sayıca daha fazla olan Aleviler ve Dürziler gibi azınlık gruplar da Kürtlerin Şam’la ilişkisini çok yakından izliyor. Eğer Kürtler Şam’la olumlu bir ilişki kurarlarsa bu, diğer azınlıkların kurmasını da kolaylaştıracak. Fakat burada çok kritik bir husus var: Ademimerkeziyetçilik diye tabir edilen, bir anlamda o grupların, etnik ya da dinî grupların bir tür kendi kendilerini yönetmeleri ya da merkezden belli ölçülerde bağımsızlaşmaları hususu var. Burada işte dananın kuyruğu kopuyor.
Şimdi bu realiteyi nasıl tanırsınız? Biliyoruz ki Ahmed eş-Şara düne kadar terörist olarak aranan bir kişiydi ve Türkiye onu ilk tanıyan oldu. Zaten ona yatırım yapan bir ülkeydi. Ahmed eş-Şara ve yardımcıları Türkiye’ye geldiler birkaç kez ve Türkiye’den üst düzey isimler birkaç kez Ahmed eş-Şara ve yardımcılarıyla buluştu. Bunların videoları çekildi, fotoğrafları çekildi, sarayda ağırlandı filan. Ama Kürtlerle böyle bir ilişki kurulmadı. Kürtlerle ilişki var ama bu ilişkiler genellikle örtülü yapılıyor. Kimi zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni temsilen bazı kişilerin, genellikle anladığımız kadarıyla Millî İstihbarat Teşkilatı’nın üst düzey isimlerinin, Suriye’de ya da Suriye sınırına yakın Türkiye topraklarında SDG yöneticileriyle görüştüklerini biliyoruz. Bu bir şekilde yansıdı. Bunu kendileri söyledi. Gerek Mazlum Abdi, gerek İlham Ahmed bunu söylediler. Aynı şekilde devletin bilgisi dâhilinde Abdullah Öcalan’ın da bu kişilerle görüştürüldüğü biliniyor. En son mayıs ayında bir telekonferans yapıldığı bilgisini bir şekilde yurt dışında paylaştılar. Bunu da biliyoruz. Başka görüşmeler olduğunu da tahmin ediyoruz. Şimdiki eşik şu: Açık görüşme olacak mı? Bu Suriye’de olabilir, yani SDG’lilerin yaşadığı yerlerde, mesela Rakka’da ya da Kamışlı’da olabilir ya da Ankara’da. Bu önemli bir eşik.
Şu anda Türkiye Meclis’ten bir heyeti — üç ya da dört kişilik olacak, öyle gözüküyor — İmralı’ya gönderiyor ve bu Türkiye’de çok önemli tarihî bir olay olarak kayda geçecek. Suriye’den Kürt temsilcilerinin gelmesi, Abdullah Öcalan’la görüşmenin yanında çok sönük bir faaliyet. Yani şunu söylemeye çalışıyorum: Öcalan’la İmralı’da görüşen bir Meclis ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Suriye’de böyle ABD’nin düzenli olarak görüştüğü, Şam yönetiminin de görüştüğü kişilerle görüşmesi kadar doğal bir şey olamaz. Ama şunu biliyorum, ben mesela “Ne zaman bu realiteyi tanıyacak?” diye sorduğumda çok kişi beni çok sert bir şekilde protesto etti. Bunlar genellikle Türk milliyetçisi olarak tabir edebileceğimiz kişilerdi. Ama ilginç bir şey, Medyascope‘ta bunun haberini yaptığımızda, yani Mazlum Abdi’nin Duhok konferansını yaptığımızda “general” ifadesini tırnak içine aldığımız için de Kürt milliyetçilerinin saldırısına uğradık. Yani tırnak içine almak sanki o general değilmiş gibi. Ama ilk defa böyle bir general şeyinin açıkça konulduğu bir yerde bir gazeteci refleksiyle bunu tırnak içine aldık ve bu sefer de Kürt milliyetçileri saldırısına uğradık.
Evet, orada her iki tarafın uç tarafının da çok hassas olduğu bir konuda pekâlâ bir formül bulunabilir. Türkiye bunu daha önce Irak’ta buldu. Yıllarca Türkiye’de Irak Kürtleri, Irak’taki Kürt yapılanmalar hepsi aşağılandı. Her şey söylendi, hakaretler edildi. Hâlâ edenler var belki ama artık iyice sesleri kısıldı. Ama Türkiye şu anda Irak Kürtleriyle çok ciddi stratejik ilişkiler, ekonomik ilişkiler geliştiriyor. Oraya defalarca gittim, Erbil’e, Süleymaniye’ye. Orada her yerde Türk yatırımcılar var; yani Türkiye’den yatırımcılar diyelim. Bunların kimisi bölgeden, yani Güneydoğu’dan gidenler ama onun dışında da ülkenin batısından da giden kişiler var, ya da şirketler var. Aynı şey pekâlâ Suriye ile olabilir, ki Suriye’deki Kürtlerle Türkiye’deki Kürtler arasında çok büyük yakınlık ve akrabalık bağları var. Umarım bu çok fazla geciktirilmez. Öcalan’a Meclis’ten bir heyetin gittiği bir Türkiye, yönetenlerin Ankara’da, önce galiba İlham Ahmed olur, dışişleri bakanı gibi olduğu için ama sonra bir şekilde Mazlum Abdi olur, bununla görüşmesi, bu kişilerle görüşmesi bence çok isabetli olur ve gecikmemek lazım derim.
Bugün ithafım bir büyük kadın ressam: Frida Kahlo. Meksikalı. Çok popüler oldu. 1954’te hayatını kaybetmiş birisi ama esas olarak 1980 ve sonrasında çok öne çıkan bir popüler kültür imgesi hâline gelen bir kadın, ressam. Meksikalı komünist, Meksika Komünist Partisi üyesi. Küçük yaşta çocuk felci geçirmiş, 6 yaşında. 18 yaşında çok vahim bir trafik kazası, çok sayıda kişinin öldüğü bir trafik kazasında çok ağır bir sakatlık geçiren ve bu nedenle yürüyemeyen ve kendini resme veren bir kadın ve çok yaratıcı. Gerçeküstücü diyorlar ama değil ve kendisini de çok çizen birisi. Diego Rivera adında bir başka ressam Meksikalı, o da komünist. Onun da özelliği esas olarak duvar resimleri yapması. Onunla evliliği var ama çok çalkantılı. Ben Frida Kahlo’yu yıllar önce tesadüfen Beyoğlu’nda gittiğim bir filmde izledim. Şimdi bakıyorum, aradım aradım, 2002’de Salma Hayek’in oynadığı bir film var. Ben sanki daha eski bir zamanda bir film izlemiştim diye düşündüm ama böyle bir filmin izini bulamadım. Demek ki ben 2002’de çekilen filmi izlemişim ama benim aklımda çok eskidenmiş gibi kalmış. Ya da o film nedir bilenler varsa bana hatırlatsınlar. Artık yaşlanınca insanın hafızası böyle kötü oluyor.
Frida Kahlo her yönüyle olağanüstü bir insan. Ve hayatında tabii o çok bilinen, Meksika’da sürgündeki meşhur komünist lider Lev Troçki’yi evinde misafir ediyor ve onunla bir aşk yaşıyor. O da çok bilinir ama esas olarak bilinen, kendisinin Diego Rivera ile o inişli çıkışlı ilişkisi ve aynı zamanda çok sayıda kişiyle. Yani onun durumunda yerinden kalkamayan bir insan olarak nasıl bir hayat yaşamış o filmde ve diğer filmlerde de görüyoruz ve insanın ağzı açık kalıyor, çok hayret ediyorsunuz ama esas olarak onun resimleriyle bunu yaşıyorsunuz. Bizim evde onun bir reprodüksiyonu yıllardır evin baş köşesinde durur ve her gördüğümde “İyi ki dünyadan Frida Kahlo gibi bir deha geçmiş” derim. Kendisini gerçekten hayranlıkla ve saygıyla anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.






