Son videosunu gördüm; ne yalan söyleyeyim, epey bir süre izlemedim, sonra açtım, bereket birkaç dakikaydı da sıkıntım bunaltıya dönüşmeden sona erdi.
Kemal Kılıçdaroğlu, bu akılları kimden alıyorsa, merak ediyorum, acaba kendisine ne kadar büyük bir kötülük ettiğini farkında mı?
Bakıyorum da videonun görüntülenmesi sayısının milyonu bulmasını kutluyorlar, videonun görüntülenmesi geometrik artınca bunu CHP’nin 7. Genel Başkanı’nın yeniden göreve döneceğinin bir işareti olarak yorumluyorlar.
Bu hezeyan beni üzüyor, bu zavallılık, bu acz, bu çırpınış.
Koca koca adamlar bu hâle düşmemeli.
Doğrusu ya, böyle anlarda ben hep “Bu insanı etrafında seven hiç mi kimse yok?” diye düşünürüm.

Kılıçdaroğlu’nun videosu değil milyon, trilyon izlense ne olur?
Hiçbir şey olmaz.
Bazı yorumcuların aksine “işbirlikçi” demeye dilim varmıyor benim. Hâlâ nasıl bir nefret objesine dönüştüğünü göremediğini, belki de bir girdabın içinde sürüklendiğini düşünmeyi yeğliyorum. Ama her yaptığıyla saygınlığından biraz daha götürüyor.
Geçen sene bugünlerde, hatta tam gününü de söyleyeyim, 29 Ekim’de Kemal Kılıçdaroğlu’nu Ankara’daki meşhur ofisinde ziyaret etmiştim.
Özellikle 14 Mayıs seçimlerine dair konuştuk; nasıl ihanete uğradığını anlattı. Ben de bu köşede o görüşmemizi anlatan bir yazı yazmıştım.
Kılıçdaroğlu’nun şu 13 aylık performansına bakınca onun adına üzülüyorum.
Asla vazgeçmemesi, artık orada istenmeyişini olgunlukla karşılayamaması, tecrübelerinden istifade edilecek rikkat sahibi bir akil insan olmak varken korkunç muhteris bir tavır takınışı…
Kemal Kılıçdaroğlu’ndan geriye maalesef bu son yaptıkları kalacak.
Özgür Özel CHP Genel Başkanı seçildiğinde, Kılıçdaroğlu’na çok yakın bir isimle kahvaltı yapmıştık.
Kahvaltıda bana bir “muhalefet uzlaşısı” projesinden bahsetmişti.
O gün, Kılıçdaroğlu’nun CHP Grubu’nda 50-55 kadar milletvekili olduğu varsayılıyordu.
Kılıçdaroğlu güvendiği birine bir parti kurduracak, o isimler CHP’den istifa edip o partiye geçecek, daha sonra muhalefetin diğer bileşenleri — Altılı Masa diye de okuyabilirsiniz — o Meclis Grubu’na katılacak ve ana muhalefet partisi olunacaktı.
Yeni partinin adı CHP olmayacağı için diğer partilerin eklemlenmesinin nispeten kolay olacağı düşünülüyordu.

Gelgelelim, hayat hiç de Kılıçdaroğlu’nun ve ekibinin beklediği yönde ilerlemedi.
Parti içindeki muhalif milletvekilleri en son Özgür Özel’e bir mektup yazmışlar.
Altında sadece dokuz kişinin imzası yer alıyordu.
Yani şu iki senede Kılıçdaroğlu, kendi ekibinin yüzde seksenini kaybetmeyi başarmış.
Ve hâlâ durmuyor…
Gerçi, belki Rubicon’u geçtiğini düşündüğü için artık istese de duramayabilir.
Ben bir dönem Meclis’te grup danışmanı olarak çalıştığım için milletvekillerinin çoğunu tanırım.
Kongrenin üstüne hatırı sayılır bir zaman geçmişti; hatta yerel seçimler de yapılmıştı.
Bu vekillerden biriyle, Meclis’teki odasında kahve içiyorduk.
Duvarında hem Özel’in hem de Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafı asılı olduğu için kendisini tebrik ettim: “Siz” dedim, “en azından kendi odanızda parti içi barışı sağlamış gibisiniz.”
“Öyle ama” dedi, “buna rağmen parti içinde büyük bir barıştan hâlâ söz edilemez.”
Neden, diye sordum.
“Yüzdeyle söylersem; grubun 20’si duvarına Özel’in fotoğrafını asmadı. Asan da öylesine astı ama gözü hep Kılıçdaroğlu’nda.”
Sigarasından derin bir nefes çekti.
“40’ı Özgür Özel’de diyebiliriz; onlar değişimci. Bir de benim de içinde bulunduğum 40’lık bir kesim var, biz şimdilik ortadayız, bakalım…”
O vekilin o gün odada arka arkaya sigara içerken bana söylediklerini hiç unutmadım.
Kılıçdaroğlu o 40’lık bloku da kaybetti.

O sayede de Özgür Özel’in genel başkanlığı tartışılmaz bir noktaya yükseldi.
Bu saatten sonra Kemal Kılıçdaroğlu’nun geri dönebilmesinin yegâne yolu, iktidarın açık ya da örtük desteğini almaktır.
Kılıçdaroğlu da bu durumun farkında.
O yüzden bir video çekerek iktidara “gör beni” deme ihtiyacı hissediyor; yine aynı sebep onu, partisinden ihraç ettiği birinin oğlunun düğününe koşaradım götürüyor.
Bu hezeyan beni üzüyor; bu zavallılık, bu acz, bu çırpınış.
Koca koca adamlar bu hâle düşmemeli.














