Eski KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, 2017’deki Crans Montana müzakerelerinin bugüne dek bilinmeyen kritik ayrıntılarını ilk kez anlattı. Akıncı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) lideri Nikos Anastasiadis’in seçim sonrası “iki devleti konuşabiliriz” mesajını Türkiye’ye ilettiğini, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres’in hazırladığı altı maddelik çerçevenin hem KKTC hem de Türkiye tarafından kabul edildiğini söyledi.
Tahmini okuma süresi: 4 dakika
Eski KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Medyascope‘a yaptığı açıklamalarda Crans Montana konferansının arka planında yaşanan kritik temasları ilk kez detaylarıyla anlattı.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’in hazırladığı çözüm çerçevesinin her iki taraf için de bir fırsat yarattığını belirten Akıncı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) lideri Nikos Anastasiadis’in siyasi eşitlik ve dönüşümlü başkanlık gibi temel konuları benimseyemediği için sürecin çöktüğünü söyledi. Akıncı, “Bunu sizin programınızda ilk kez açıklıyorum” diyerek o dönemde Türkiye Dışişleri Bakanı olan Mevlüt Çavuşoğlu’nun kendisine Anastasiadis’in gerçek pozisyonunu aktardığını vurguladı.

“Crans Montana’da iki devletli çözüm önerisini gündeme getiren Anastasiadis’ti”
Akıncı’nın anlattığına göre Crans Montana’nın son gününde Çavuşoğlu, kendisiyle yaptığı baş başa görüşmede Anastasiadis’ten aldığı mesajı paylaştı. O dönemde Anastasiadis, dönüşümlü başkanlık ve Kıbrıslı Türklerin kararlara etkin katılımı gibi siyasi eşitlik düzenlemelerini “halkına kabul ettiremeyeceğini” söyleyerek, “Seçimimi bekleyelim, sonra iki devleti konuşabiliriz” mesajı verdi.
Akıncı, bu bilgiyi ilk kez kamuoyuna aktardığını belirterek, “Siyasi avantaj için kullanmadım; ama tarihe nottur” dedi. Sürecin çöküşünün ardından Rum liderin “gevşek federasyon kastettim” söylemine yöneldiğini, fakat Crans Montana’daki gerçek tutumunun iki devletli çözüm sinyali verdiğini söyledi.
Guterres çerçevesi ve son gece: “Sonuç arayışı yoktu”
Akıncı, BM Genel Sekreteri António Guterres’in önerdiği altı maddelik çözüm planına hem KKTC’nin hem de Türkiye’nin “evet” dediğini ancak Rum tarafının siyasi eşitliğe dair temel düzenlemeleri içselleştiremediğini aktardı.
Son gece yapılan üçlü görüşmede — Akıncı, Anastasiadis ve Guterres — Rum liderin artık sonuç almak istemediğini hissettiğini söyleyerek, “Ne beni ne de genel sekreteri dinleme nezaketini gösterdi. Sürekli büyük tavizler verdiğini, bizim hiçbir şey yapmadığımızı söyledi” dedi.
Toplantı salonunda sonrasında Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile Anastasiadis arasında tek yanlı müdahale hakkı konusunda yüksek tansiyonlu bir tartışma yaşandı. Rum lider, güvencelerin yazılı olarak hemen verilmesini talep ederken Türkiye “mutabakat sağlanırsa yürürlüğe girer” pozisyonunda kaldı.
Anastasiadis’ten son dakika baskısı: “Bundan daha iyi bir çözüm yaratamayız”
Akıncı’nın aktardığına göre o gece yalnızca Crans Montana değil, Atina da hareketliydi. Dönemin Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, Kıbrıs’ın sol partisi AKEL’in Genel Sekreteri Andros Kipriyanu’yu telefonla arayarak Anastasiadis’i ikna etmesini istedi. Akıncı, Kipriyanu’nun anlattıklarını şöyle aktardı:
“Çipras, ‘Kıbrıs’ta bundan daha makul bir çözüm yaratamayız. Anastasiadis’e söyleyin, gelmek istiyorum ama engelliyor,’ demiş.”
Akıncı, Anastasiadis’in Çipras’ı “1974’te bize şunları yaptınız, şimdi bunu yapmaya hakkınız yok” diyerek tehdit ettiğini söyledi. Aynı gece Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım ve İngiltere Başbakanı Theresa May’in de zirveye katılmak için hazırlandığını ancak tüm bu temasların Rum liderin tutumu nedeniyle iptal edildiğini anlattı.
“Türkiye federasyon tezinden vazgeçti, benden de bunu açıklamamamı istedi”
Akıncı, Crans Montana sonrasında Türkiye’nin federasyon seçeneğini rafa kaldırdığını söyledi. Kendisinden de kamuoyuna çıkıp “federasyon artık mümkün değil” açıklaması yapmasının istendiğini ancak reddettiğini vurguladı:
“İki devletli çözümün görünür gelecekte zemini yok. Dünya tanımıyor. Tanımasını beklediğimiz ülkeler bile güneyde büyükelçilik açıyor. Bunu ilan etmem benden isteniyordu, yapamazdım.”
Akıncı, KKTC’nin uluslararası tanınma perspektifi olmadığını, Türkiye’nin bile fiilen tanıma yönünde bir pratik geliştirmediğini belirterek, “Ben yapmadığım için de yapacak olanı buldular” diyerek; 2020 seçimlerinde yapılan müdahaleler sonucu Ersin Tatar’ın cumhurbaşkanı olarak seçildiğini hatırlattı.
Crans Montana’da, Türkiye’nin gizli kalma kaydıyla Guterres’e bir belge verdiği zaten daha sonra basına sızdı. Eğer Nikos Anastasiadis gerçekten gelecek seçimlerini değil de gelecek nesilleri düşünen bir siyaset izleseydi, evet, Crans Montana’da bu konu çözülebilirdi. Çünkü Guterres’in çizdiği altı maddeye biz de “evet” demiştik, Türkiye de “evet” demişti.
Ancak Anastasiadis’in iç konularda mutlu olmadığını biliyoruz. Alexis Çipras’ın anılarından da anlaşılıyor ki yalnızca garantiler meselesinden değil, dönüşümlü başkanlığı ve Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini, yani kararlara etkin katılımını içine sindiremedi. Bundan dolayı mutlu değildi. Eğer bunları içine sindirmiş olsaydı, Çavuşoğlu’na son gün gidip “Ben bunu halkıma kabul ettiremem. Onun için seçimimi bekleyelim, bitsin; ondan sonra sizinle iki devleti konuşabiliriz” mesajını vermezdi.
Ben bunu sonradan öğrenmedim; yeri gelmişken sizin programınızda ilk kez açıklıyorum. Çavuşoğlu bunu daha sonra kamuoyuna açıkladı, dolayısıyla gizli tarafı kalmadı. Ancak ben iki kişi arasında geçen bir şeyi ilk açıklayan olmadım; bunu siyasi avantaj için de kullanmadım. Ama bu bir tarih notudur, paylaşmak lazım. Kitabımda da ayrıntılı olarak yazacağım.
Çavuşoğlu ile yaptığımız o son heyetler arası görüşmeden sonra, Türkiye heyetiyle ben baş başa kaldık. Bana dedi ki: “Anastasiadis’in durumu bu. Şimdi bırakalım, seçimler geçsin. Halkına bunu kabul ettiremez. Daha sonra bizimle iki devletli çözümü konuşmaya hazır olacak.”
Benim tepkim çok netti: “İnanmayın. Bu olamaz. Bunu hiçbir Kıbrıslı Rum lider yapamaz; siyasi olarak yaptırmazlar.” Nitekim haklı çıktım. Ondan sonra Anastasiadis lafı döndürmeye başladı, “Ben gevşek federasyon kastetmiştim” demeye getirdi. Ama iki devlet konusu Anastasiadis tarafından orada gündeme getirildi.
Bunun ardından bir şey daha söylemek isterim: Yemek masasına geçmeden önce Guterres, Anastasiadis ve ben üçlü olarak bir araya geldik. Oradaki manzarada Anastasiadis’in artık sonuç alma hedefi olmadığını hissettim. Genel sekreteri de beni de dinleme nezaketini bile göstermedi desem yeridir. Sürekli büyük tavizler verdiğini, benim hiçbir şey yapmadığımı, yardımcı olmadığımı söyleyip durdu. Toplantı böyle geçti.
Masaya geçildiğinde ise Çavuşoğlu ile Anastasiadis arasında yüksek perdeden bir tartışma yaşandı. Anastasiadis tek yanlı müdahale hakkı konusunda yazılı belge talep etti. Çavuşoğlu, “Ben bunu Genel Sekreter’e bildirdim, diğer konularda da buluşma varsa bu yürürlüğe girer” dedi. Anastasiadis “Hayır, şimdi yaz ve ver. Şimdi yaz ve ver,” diye üsteledi.
Bu tartışmanın perde arkasını da öğrendim. Sizin şu anda oturduğunuz koltukta Andros Kipriyanu vardı; Crans Montana’dan ve benim seçimlerden sonra buraya geldi. Bana o geceyle ilgili şunları anlattı: Çipras telefon etmiş. Kipriyanu da oradaymış AKEL Genel Sekreteri olarak. Çipras demiş ki: “Bakın, Anastasiadis’i ikna ediniz. Bundan daha makul bir çözüm yaratamayız. Anastasiadis benim gelişime engel oluyor. Gelişmek istiyorum, söyleyin.”
Çipras anılarında gelmek istediğini söylüyor zaten. Ayrıca o dönemde Türkiye Başbakanı olan Binali Yıldırım ile Atina’da görüştüğünü de yazıyor. Ben de biliyorum, görüştüler. İngiltere Başbakanı Theresa May de zirveye gelmek için benimle telefon randevusu talep etmişti; bir anda iptal edildi. Çipras’ın gelişi de aynı şekilde iptal oldu.
Anastasiadis’in Çipras’ı tehdit ettiğini biliyoruz. “1974’te bize şunları yaptınız, şimdi bunu yapmaya hakkınız yok,” diyerek tehdit ettiğini. Kipriyanu tüm bunları birinci elden, yani Çipras’tan duyduklarını anlattı. Rum davasına zarar vermemek için Çipras kitabında her şeyi anlatmamış olabilir; bilemiyorum. Ama gerçek budur. Toplantı kavgalı bir tonda bitti. Ondan sonra bizim dışımızda herkes mutlu mesut ayrıldı.
Daha sonra Berlin’de bazı görüşmeler oldu. 25 Kasım 2019’da bir gayretim daha oldu. Burada şunu söylemek isterim: Crans Montana bittikten sonra Türkiye artık federasyondan vazgeçti. Benden de vazgeçmemi istedi. Benim çözüm istediğimi bütün dünya biliyor ama artık federasyonun mümkün olmadığını çıkıp dünyaya ilan etmemi istediler.
Ben bunu yapamazdım. Çünkü çok net bir şey söyleyeyim: Kıbrıs’ta iki devletli politikanın görünür gelecekte bir zemini yok. Dünya bunu tanımıyor. Bizi en iyi bilen ülkeler bile KKTC yerine güneyde büyükelçilik açıyor. Türkiye’den söz ediyorum. Bir ülke sizi tanımıyorsa bir futbol takımını bile dostluk maçı için göndermiyorsa ortada bir sorun vardır.
Gerçek anlamda bir tanıtma veya tanınma gayreti de görmedim. Bu süreç giderek Türkiye’yleşmeyi beraberinde getiriyor. Ben her zaman Kıbrıs’ın sadece kuzeyinin değil güneyinin de, Türkiye’nin de dost bir coğrafya olmasını savundum. Hâlâ savunurum. Ne Güney’e yama olalım ne Türkiye’ye vilayet olalım; öteden beri söylediğim budur.
Dolayısıyla çözümün tek parametresi siyasi eşitliğin olduğu, iki kesimli bir federasyondur. BM parametreleri de bunu öngörür. Bizim bundan vazgeçmemiz ve dünyaya bunu ilan etmemiz, bizi yalnızca vilayetleşmeye götürür. Ben bunu gözlemlediğim için benden isteneni yapmadım. Ben yapmadığım için de yapacak olanı buldular; oraya getirdiler zaten.








