Felsefe ve Kritik (10): İslami düşünce geleneği ve İbn-i Sina’nın rolü I Zahid Tiryaki anlattı

Felsefe ve Kritik’in bu bölümünde Doç. Dr. Zahit Tiryaki İslami düşünce geleneğindeki temel disiplinleri, İbn-i Sina’nın bu gelenekte nasıl bir rol oynadığını, İslam felsefesine duyulan önyargıyı değerlendirdi.

Kaan Özkan’ın konuğu Doç. Dr. Zahit Tiryaki, İslam düşüncesini anlattı. Bu düşünce geleneğinin kelam, felsefe ve tasavvuftan oluştuğunu söyleyen Tiryaki, kelamın İslam dini içerisinde ortaya çıkmış teolojik perspektifi, tasavvufun ise en genel anlamda mistisizmin İslam dünyasındaki yansıması olduğunu belirtti:

“İslam dini içerisinde ortaya çıkmış bütün dinlerin kendi teoloji perspektifleri var ama kelam dediğimiz zaman daha özel bir teolojik perspektifi kastediyoruz, tasavvuf ise en genel anlamda mistisizme tekabül edecek şeyin İslam dünyasındaki yansıması. Şimdi bu üç disiplinin hem ortak noktaları var kesişim noktaları var hem de ayrım noktaları var. Ortak noktaları varlık, bilgi, değere dair görüşler serdetmek. Fakat yöntem bakımından ayrılıyorlar. Kelam biraz daha İslam’ın temel kaynakları ışığında fakat aklı da ihmal etmeyerek bir rasyonelleştirme çabasında, tasavvuf ise biraz daha müşahedenin, riyazetin, daha öznel subjektif bir tecrübe olarak mistik deneyimin devreye girdiği bir alana işaret ediyor en temelde.”

İbn-i Sina’nın İslam geleneğindeki rolü

Zahit Tiryaki, İbn-i Sina’nın dönemindeki şartlara göre kendisinden önceki birçok geleneği kendinde en güçlü şekilde sentezleyebilmiş olduğunu söyledi, “İbn-i Sina bütün entelektüel geleneklerin kesişim noktasında ortaya çıkan kendisinden önceki külliyatı gerçekten yetkin, mütekamil bir sisteme kavuşturmuş bir filozof gibi gözüküyor” diye konuştu.

Felsefe ve Kritik (10): İslami düşünce geleneği ve İbn-i Sina’nın rolü I Zahid Tiryaki anlattı
Felsefe ve Kritik (10): İslami düşünce geleneği ve İbn-i Sina’nın rolü I Zahid Tiryaki anlattı

“Türkiye’de İslam filozoflarına önyargı var”

Tiryaki, Türkiye’deki felsefe bölümlerinde felsefi ilginin doğal nesnesi olması gereken filozoflar ve düşünürlerin dilleri Arapça olunca bir kaçış söz konusu olduğunu ifade etti:

“Bir handikap var bunu bir ifade etmek lazım. Diyelim ki Türkiye’de iyi bir üniversitenin iyi bir felsefe bölümündeki bir hocanın sunduğu konunun İslam filozoflarında olmayabileceğine dair olumsuz bir ön yargısı var. İnsanlar Platon’u, Aristoteles’i öğrenmek için Grekçe öğrenebiliyorlar ya da herhangi bir modern çağdaş filozofu okumak için belli dillere önem atfedebiliyorlar ama İslam felsefesi ve kelamına geldiğimiz zaman böyle bir çekince var.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.