Danimarka Posta Servisi PostNord 2025 sonu itibarıyla mektup dağıtımını durduracağını açıkladı. Ülkede mektup yollama son dönemde yüzde 90 oranında düşmüş. Zaten haziran ayından beri sokaklardaki ikonik, kırmızı 1500 posta kutusu yavaş yavaş kaldırılmaya başlanmıştı. Ulaştırma Bakanı ise “buyrun isteyen özel şirketlerden bu hizmeti alsın” minvalinde bir şeyler söylemiş. Bu kararla birlikte PostNord’un da 1500 kişiyi işten çıkaracağı belirtiliyor. Anlayacağınız tıpkı mektuplar gibi bu çalışanlar da tedavülden kalkıyor.

400 yıllık bir kurum artık karlı bir hizmet olmadığı için mektup değil kargo servisine yönelecekmiş. Verilere baktığımızda Danimarka dünyanın en dijitalleşmiş ülkelerinden biri. Bankacılık işlemleri, faturalar ve devlet yazışmaları artık tamamen dijital ortama taşınmış. Danimarkalıların yüzde 95’i dijital posta uygulamalarını kullanıyor. Fiziksel posta hizmetine bağımlı olan sadece 271 bin kişi kalmış ülkede. Onlar da yaşlılar. Hastane randevuları, aşılama bilgileri ve evde bakım hizmetleriyle ilgili resmi yazışmalar için hala posta hizmeti gerekiyor. Tam 271 bin yaşlı insan, postaneleri hala ayakta tutuyor çünkü Danimarka’da kimse son on yılda fiziksel bir mektup göndermemiş veya almamış.
Kişisel tarihimde heyecanla yazdığım, postaya verdiğim ya da yolunu gözlediğim mektupları hatırlıyorum sonra. İnsanın aklında onca fikirle kalemini kâğıdın üzerinde gezdirmesi küflü bir nostalji mi? Belki. Bu heyecanın dijital çağdaki karşılığının mavi iki “okundu” işareti olduğunu düşünmek bile canımı sıkıyor. Arasına ekran giren hiçbir kişisel yazışmanın derinliği, samimiyeti ve kişiselliği yokmuş gibi geliyor bana artık.
Mektuplar insanlık tarihimizin en önemli izleri oysa. Edebiyatın ise vazgeçilmez bir türü. Hint ve Mısır uygarlıklarından Antik Yunan’a, Roma İmparatorluğundan Çin’e dek kişisel yazışmalar çok karmaşık bir dünya tarihini anlamamıza ışık tutuyor. Basit bir iletişim aracının çok ötesinde mektuplar; çoğu zaman mahrem bilgilerin değiş tokuş edildiği, karşısındakine içinin döküldüğü çok özel alanlar. Edebiyatçıların, felsefecilerin, kudretli elitlerin, halk kahramanlarının ve bazen sıradan aşıkların mektupları ortak belleğimizi oluşturuyor. Tarihi değiştiren mektuplar var mesela. Sürgünden, mahpushaneden yazılan mektuplar, edebiyatçıların aşk mektupları en bilinenler. 8. Henry’nin Anne Boleyn’ el yazması aşk mektupları, Martin Luther King’in Birmingham Hapishanesi’nden mektupları, Nelson Mandela’nın Güney Afrika Hapishanelerinden kızları Zeni ve Zindzi’ye yazdığı mektuplar, 1844 yılında Charles Darwin’in en yakın arkadaşına doğal seçilim teorisini coşkuyla anlattığı “en sonunda titrek de olsa bir ışık gördüm” cümlesiyle başlayan o mektubu, Franz Kafka’nın bir kaç kez görüp aşık olduğu ve aşkına karşılık alamadığı halde mektup yazmaktan vazgeçemediği ancak ölümünden sonra derlenen Milena’ya mektuplar, Nazım’ın 1933’ten 1950’ye dek, on yedi yıl boyunca, çeşitli cezaevlerinden Piraye’ye yazdığı mektupları
.. Dört duvar arasında senin hayalin nasıl gözümün önünden kaybolabilir. Her ne hal ise…Bugün karanlık tarafım üstümde. Münasebetsiz şeyler yazacağım. (28 Haziran 1933)

Orhan Veli’nin yazdıkları
Orhan Veli’nin Nahit Hanım’a derin aşkını yazdığı mektuplar
.. Sen benim için daima tek var olan şeysin. Dikkat et, en çok demiyorum, tek diyorum. Senden başka hiçbir şeyim yok. Hiçbir şeyim olmasını da istemiyorum. (20 Nisan 1947, İstanbul)
Cemal Süreya, Özdemir Asaf, Ahmet Arif, Sabahattin Ali, Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Behçet Necatigil ve daha nice sanatçı, entelektüel, edebiyatçı aşklarını, tutkularını kâğıda dökmüşler. Abidin Dino 1952-1973 yılları arasında Güzin Dino’ya yazdığı sayısız mektuplarının birinde şöyle der mesela:
Sevgilim, penceremden, otelinden çıkıp koskoca valizini taşımanı seyrettim. Çabuk dön! Sevmenin de iniş çıkışları var. (3 Şubat 1967, Montpellier)
Virginia Woolf’un yazdıkları
Daha karanlık bir nokta duran son mektuplar da var; Virginia Woolf’un eşi Leonard’a bıraktığı intihar mektubunun son cümleleri de şöyle:
… Şunu söylemek istiyorum -aslında bunu herkes biliyor- eğer biri beni bu durumdan kurtarabilecek olsa bu sen olurdun. Her şey beni terk edip gitti ama senin iyiliğin hep benimle kaldı. Artık senin hayatını mahvetmeyeceğim. Kimse, seninle mutlu olduğumuz kadar mutlu olamazdı.
Mektuplar, dünya edebiyatında ve Türk edebiyatında yaşan(a)mamışların ve söylen(e)memişlerin hüzünlü kaynakları. Hayatın içinden sıradan insanların iç yolculuklarını anlatan o eşsiz metinler artık dijitale yenik düşmüş görünüyor. Onları taşıyacak postaneler birer birer kapanıyor. Çok uzun zamandır kimse birbirine mektup yazmıyor; hepimizi postanesiz, mektupsuz ve aşksız günler bekliyor.













