Remzi Kartal ile söyleşi: Sürgündeki Kürt siyasetçiler sürece nasıl bakıyor?

31 yıldır Avrupa’da yaşayan eski milletvekili Remzi Kartal, çözüm süreciyle ilgili konuştu. Kartal, Meclis komisyonunun hazırladığı raporun yeterli güveni oluşturmadığını söyledi. AKP ve MHP’nin dar iradesiyle sürecin yürütülmesinin güven kaybettireceğini belirten Kartal, demokratik kamuoyunun sürece ortak edilmesi gerektiğini vurguladı.

1994’ten bu yana Avrupa’da bulunan eski HEP Milletvekili Remzi Kartal, çözüm süreciyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Kartal, Devlet Bahçeli’nin süreci başlatmasının şaşırtıcı olmadığını çünkü Ortadoğu’nun yaşadığı gelişmelerin herkesin ezberini aşmasını dayattığını söyledi. Bahçeli’nin devletin bekasını Kürtlerin inkarına dayandıran yaklaşımdan vazgeçtiğini değerlendiren Kartal, gelinen aşamada eski politikalarda ısrar etmenin daha büyük tehlikelere yol açacağını vurguladı.

Bu değişimin sadece MHP için değil, Türkiye’deki tüm siyasi partiler, aydınlar, akademisyenler ve sivil toplum için de bir ölçü olması gerektiğini kaydetti. Kartal, Türkiye’nin yaşadığı tabloda kendisini aşarak, bugüne kadar ki yaklaşımlarını değiştirerek yeni bir sürece girmesi gerektiğini ifade etti.

Remzi Kartal ile söyleşi: Sürgündeki Kürt siyasetçiler sürece nasıl bakıyor?
Remzi Kartal ile söyleşi: Sürgündeki Kürt siyasetçiler sürece nasıl bakıyor?

“Ön yargıları kıracak yaklaşım esas alınmalı”

Kartal, DEM Parti’nin Türk kamuoyuna hitap konusunda yöneltilen eleştirilere değindi. “Türkiye kamuoyuna hitap etmek, bu süreci anlatabilmek, herkesin kendi ezberini bozabilmesi konusunda olaya bakarken sizin eleştirilerinizi bu temelde ele alabiliriz” diyen Kartal, herkesin bu konuda sorumlu olduğunu vurguladı.

Kartal, karşıdaki kişiye hitap ederken ön yargıları kıracak bir yaklaşım tarzının esas alınması gerektiğini belirtti. Ayrıca “Medyascope’u başta sizi ve bütün birlikte çalıştığınız çalışma arkadaşlarınızla kutluyorum. Gerçekten bu tarihi süreci herkesin doğru anlamasını sağlayan çok önemli bir çalışma yürütüyorsunuz” dedi.

Remzi Kartal ile söyleşi: Sürgündeki Kürt siyasetçiler sürece nasıl bakıyor?
Remzi Kartal ile söyleşi: Sürgündeki Kürt siyasetçiler sürece nasıl bakıyor?

Komisyon raporuna eleştiri

Kartal, Meclis komisyonunun hazırladığı raporu eleştirdi, “Komisyonun hazırladığı rapor, doğrusu büyük ölçüde süreçle ilgili beklentisi olan çevreler açısından yeterli güveni oluşturmadı” dedi.

“Bu süreç açık tartışmayı gerektiriyor, kamuoyuna mal etmeyi gerektiriyor, kamuoyunu ikna etmek gerekiyor” diyen Kartal, komisyonun çalışmalarındaki eksikliklere dikkat çekti.

Kartal, “İmralı Adası’na giden heyetin bir kısmı, en azından DEM Parti’nin o hazırlanan raporda yer almaması ciddi bir eksiklik. Yine çok tek taraflı bir özet hazırlanması çok ciddi bir eksiklik” dedi.


Deşifreyi yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal

Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Bugün yıllardır yurt dışında sürgünde yaşayan çok önemli bir Kürt siyasetçi ile çözüm sürecini konuşacağız. Remzi Kartal’la birlikteyiz. Remzi Bey, merhaba. Nasılsınız? 

Remzi Kartal: Merhabalar. Teşekkürler. Umarım siz de iyisinizdir. 

Sağ olun. Yıllar önce, önceki çözüm süreci vesilesiyle Avrupa’daki bir toplantı sırasında karşılaşmıştık. Sizinle her süreçte karşılaşıyoruz. O zaman yan yanaydık, şimdi uzaktan yayın yapıyoruz. Siz 94 yılından beri yurt dışındasınız değil mi? 

Kartal: Doğrudur. 94 yılının 16 Haziran günü, o zamanki partimizin Anayasa Mahkemesi’ndeki davasının son günü, karar günüydü. Yurt dışına çıktık.

Evet. Türkiye’de milletvekilliği yapıp daha sonra yurt dışına sürgüne giden çok kişi var Kürt siyasi hareketinden. Siz en eski kuşaksınız diye biliyorum. Neredeyse 31 yıl olmuş ve gittiğinizden beri de hareketin içerisinde aktif bir şekilde ve özellikle Avrupa ağırlıklı siyaset yapıyorsunuz. Bu 30 yılı hızlı bir şekilde özetleyecek olursak, Kürt hareketine bakış nedir? İlgi fazla mı, azaldı mı? Çünkü bir ara Irak’a, Irak Kürtlerine daha çok yoğunlaşmıştı, sonra da Türkiye’ye yoğunlaştı. Şimdi sanki Suriye öne geçmiş gibi. Ne diyorsunuz? 

Kartal: Kürt sorunu hep gündemdeydi. Türkiye’de, Irak’ta, Suriye’de, zaman zaman İran’da gündemleşti bu Jin Jian Azadî sürecinde. Fakat bizim de yurt dışına çıktığımız tarihten itibaren aslında bütün çabamız, Kürt sorununun, çatışmalı bir süreçten, demokratik bir sürece geçişini sağlamak. Buna ilişkin diplomasi faaliyetleri, buna ilişkin kamuoyu, halk içerisindeki faaliyetler, toplumsal alandaki çalışmalar. Ama bütün çabamız demokratik, siyasal, barışçıl bir çözüm zemini yaratılmasıdır. Bir taraftan da tabii Türkiye’de, Irak’ta, Suriye’de, İran’da, yani Kürt halkının yaşadığı her yerde, Kürt sorunun demokratik çözümüne destek sunmak, bu yönüyle konuyu gündemleştirmek. Genel olarak çabamızın bu çerçevede olduğunu söyleyebilirim. 

Bugün, hemşeriniz Prof. Ahmet Özer, ki içeri girmesinde sizinle ilişkisi olması da gerekçe gösterilmişti biliyorsunuz, Devlet Bahçeli’yi ziyaret etmiş ve birlikte fotoğraf çektirmişler, ortak bir kardeşlik mesajı vermişler. Bu süreci de yaklaşık 14 ay önce başlatan Devlet Bahçeli. Siz yıllardır siyasetin içindesiniz ve milletvekilliği yaptığınız zaman Devlet Bey de yanılmıyorsam Meclis’teydi. Tanıdığınızı da varsayıyorum. Böylesi bir süreci Devlet Bahçeli ve onun partisinin başlatıyor olması sizi şaşırtmıyor mu? 

Kartal: Hayır, şaşırtmıyor. Elbette belirttiğiniz konu çok önemli, fakat şaşırtmıyor. Çünkü artık geldiğimiz aşama, Ortadoğu’nun yaşadığı Üçüncü Dünya Savaşı’nın ortaya çıkarttığı gelişmeler, genelde 100 yıllık Kürt sorunu, özelde de son 50 yıldaki ‘’Son isyan’’ olarak adlandırılan mücadele sürecinin ortaya çıkarttığı gelişmeler, artık herkesin kendi ezberini aşması gerektiğini dayatıyor. Yani eski politikalarda, eski yaklaşımlarda ısrar etmek daha büyük tehlikelere, daha büyük sorunlara yol açacak. Bu açıdan, bugüne kadar devletin bekasının Kürtlerin inkârına dayatılarak elde edileceğini düşünen bir siyasi şahsiyet, bir partinin Genel Başkanı olan Sayın Devlet Bahçeli’nin bu tutumu, bu tablo karşısında gelinen aşamada, artık bu inkâr ve imhanın Türkiye’nin bekasını korumasının mümkün olmadığını, tam tersine daha büyük tehlikeler yaratabileceğini görerek, bugüne kadar tekrar edilen yaklaşımlardan, duruşlardan çıkmak gerektiğini düşündüğünü gösteriyor. Bu açıdan önemli. Bu, sadece MHP ve Sayın Devlet Bahçeli için değil, aslında Türkiye’de bütün siyasi partiler, şahsiyetler, aydınlar, akademisyenler, sivil toplum, herkes için de bir ölçü olmalı. Türkiye bugüne kadarki yaklaşımlarını ve bugüne kadar ortaya konan tekrarları aşarak yeni bir sürece girmeli. Bu açıdan, evet, bu süreçte geliştirdiği tutum çok önemli. Ama dediğim gerekçelerden dolayı da olması gereken bir şeydi. 

Burada şunu söylememe izin verin. Değişik vesilelerle yaptığım yayınlarda, ki çok takip etmeye çalışıyorum, farkında olduğunuzu da tahmin ediyorum, mesela DEM Parti’nin MHP’nin gerisinde kaldığını söylüyorum. Devlet Bahçeli’nin Kürtlerde yarattığı heyecanı, DEM Parti’nin Türklerde yaratamadığını söylüyorum ve sizin arkadaşlarınız bana kızıyor, sitem ediyor. Ben mi çok beklenti içindeyim? Bu ezber bozma meselesinin Kürt siyasi hareketinin de gündemine tam olarak oturduğuna emin misiniz? 

Kartal: Sizin bu konudaki beklentinizi, yalnızca şahıs olarak kendinizin değil, Türkiye kamuoyunun, demokrasiden yana, çözümden yana, özgürlüklerden yana kamuoyunun beklentisi olarak tarif edelim. Bu beklentiye cevap vermeme noktasındaki eleştirinizi bu temelde ele alıyorum. Tabii ki Türkiye kamuoyuna hitap etmek, bu süreci anlatabilmek, başta da söylediğim gibi, herkesin kendi ezberini bozabilmesi, gelinen aşamayı doğru anlamak, bu temelde, Türkiye’de birlikte yaşam, eşitlik, özgürlük iddiası olan herkesin, bu açıdan yeni sürece doğru bir giriş yapmasını sağlayabilecek bir üslubu, tarzı, yaklaşımı esas almak, karşıdakine, yani ‘’öteki’’ dediğimiz diğerine hitap etmek, ön yargıları kıracak bir yaklaşım, tarz ve üslupla esas almak konusunda olaya bakarken, sizin eleştirilerinizi bu temelde ele alabiliriz. Tabii ki herkes bu konuda sorumlu. Ben özellikle bu vesileyle de, bu sorunuzla da ilişkili olarak Medyascope‘u, başta sizi ve bütün birlikte çalıştığınız çalışma arkadaşlarınızı da kutluyorum. Çok önemli bir çalışma yürütüyorsunuz. Gerçekten, bu tarihi süreci herkes doğru anlamalı, kim olursa olsun Türkiye’de yaşayan ulusal, toplumsal, sınıfsal, cins olarak, kadın-erkek olarak herkes, bu süreci tarihi bir süreç olarak görmeli ve bu sürece yanıt olmak için, bu sürece destek vermek için, bu sürecin başarılı olması için herkes elinden gelenin azamisini yapmalı. Bu konuda yaptıklarınızdan dolayı da sizi de kutluyorum. Başarılar diliyorum. 

Teşekkür ederim. An itibariyle nasıl bir yerde görüyorsunuz süreci? Çünkü birtakım adımlar atıldı. Örgüt kendisini feshetme kararı aldı, silah bırakma kararı aldı, sembolik de olsa silahlar yakıldı. Türkiye’deki güçler çekildi. Hatta Zap’taki, Irak’taki birtakım güçler de çekildi. Mecliste bir Komisyon kuruldu ve Meclis Komisyonu’ndan üç kişilik bir heyet İmralı’ya gitti. Şimdi bir rapor hazırlanmasını bekliyoruz. Şu âna kadar geldiğimiz nokta bu ve bir ikinci aşamadan bahsediliyor. Ne bekliyorsunuz? Şimdi ne olması gerekir? 

Kartal: Şimdi hemen baştan şunu ifade etmek istiyorum. Sayın Bahçeli’nin süreçle ilgili tutumunu, yaklaşımını tarihsel bir yaklaşım olarak ele aldınız ki doğru, önemli. Ama aynı şekilde, esas Kürt sorununun günümüze gelmesinde, son 50 yılda yürüttüğü, özellikle 27 yıldır İmralı’da sürdürdüğü çözüm eksenli bir mücadele ve günümüzde de bu sürecin geliştirilmesinde, hareketimizin 12. Kongresini yapması, gerekli kararları almasında ve Kongrede şimdiye kadar bütün alınan kararlarda, Önder Apo’nun stratejik rolü var. Bunu,Türkiye kamuoyuna, toplumsal alana aynı şekilde belirtmemiz gerekiyor ki, bu konuyla ilgili oluşan önyargıların, başta da Önder Apo’ya yönelik önyargıların, yani Kürt sorunuyla ilgili oluşan önyargıların kırılması konusunda ön açıcı olabilelim, yol gösterebilelim. Bütün bu gelişmelerde Önder Apo’nun tarihi rolü var. Hareketi ve bu harekete bugüne kadar destek veren halkı, bu hareketin yönetimini, bütün üyelerini ikna ederek bu büyük tarihsel kararların alınmasında oynadığı rolü özellikle belirtmek gerekiyor. Evet, bu konuda önemli adımlar atıldı. Sizin de belirttiğiniz gibi, kongre, silahlı mücadelenin devre dışı bırakılması, sonra silahların yakılması, ardından çatışmalı, riskli bölgelerden geri çekilmesi ve sonrasında belli alanların boşaltılmasıyla, bugüne kadar gerçekten Kürt sorununda ezberleri bozan, uluslararası anlamda önemli bildiğimiz bütün ülkeleri şaşkına çeviren ve bu konuda atılan adımlara da destek veren şaşırtıcı yaklaşımlar oldu. Bunu niye belirtiyorum? Hangi adımlar atıldı, neler yapıldı konusunu değerlendirirken, bu atılan adımlara güç verecek, bunların devam etmesini sağlayacak, bunların devam etmesi için gerekli güveni verecek gelişmeleri ele almamız gerekiyor. 

Olaya bu noktadan bakarken, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, öncelikle cumhuriyetin kurulmasından bugüne kadarki süreçte, adı tam yeterli olmasa da, -çünkü sonuçta ‘’barış’’ ve ‘’demokrasi’’ kelimeleri de var- başından itibaren ‘’Terörsüz Türkiye’’ olarak adlandırıldı. Bu, aslında süreç açısından bir yetersizlikti. Çünkü sürecin doğru anlaşılması için doğru bir kamuoyu yaratmak, ismini doğru koymak, bu konuda toplumsal alanı yaratmak, emek vermek, sürecin gelişmesi, bunlar temel yaklaşımlardı. Ama bütün bunlara rağmen yapılan çalışmalar önemliydi. Komisyon’un bugüne kadar önemli birçok çevreyi dinlemesi önemliydi. İmralı Adası’na gitmesi, Önder Apo’yu dinlemesi önemliydi, gerekliydi. Çünkü o, bu tarihsel süreçte önemli, belirleyici rol oynadığı için, onun düşüncelerini almak, dinlemek ve onları çözüm konusundaki hazırlıklara katmak için önemliydi. 

Bu süreçle ilgili özellikle şunu belirtmek istiyorum: İmralı görüşmeleri ile ilgili komisyonun hazırladığı rapor, süreçle ilgili beklentisi olan çevreler açısından büyük ölçüde yeterli güveni oluşturmadı doğrusu. Çünkü bu süreç açık tartışmayı gerektiriyor, kamuoyuna mâl etmeyi gerektiriyor. Kamuoyunu ikna ederek, toplumsal alanın desteğini alması gerekiyor. Komisyon çalışmalarından başlayarak tabloya baktığımızda, bu Komisyon’da İmralı adasına giden heyetin bir kısmının, en azından DEM Parti’nin de o hazırlanan raporda yer almaması ciddi bir eksiklik. Yine, tek taraflı bir özet hazırlanması, bu özetin kendilerine göre sunulması, çok ciddi bir eksiklik. Burada AKP ve MHP’nin sorumluluğu söz konusu. Şimdi işin bu evresinde ikinci aşamaya geçiyoruz. Rapor hazırlanacak, ondan sonra öneriler Meclise sunulacak. Buradan baktığımızda, bu noktadan itibaren bir sorun ortaya çıkıyor. Bu özet raporun hazırlanmasındaki tarz, bundan sonraki süreçte de esas alınırsa, bu, güven kırar. Bu açıdan, bütün komisyon üyeleri, bu İmralı görüşmelerini çok açık, net bir şekilde kendi içlerinde tartışmalılar. Şu âna kadar yapılan bütün görüşmeler çerçevesinde, İmralı’daki görüşmeleri de sürece katarak değerlendirmeliler ve bu konuda da giderek daha çok kamuoyuna mâl edilen, daha çok demokratik kamuoyunu ortak eden bir yaklaşım esas alınmalıdır. Bu olmazsa, şu anda bu özet raporun hazırlandığı tarzda, dar, AKP-MHP ile sınırlı bir irade esas alınırsa, bu, parlamentodaki yasama sürecinde, hukuka uygun yeni yasaların çıkarılması sürecinde sorun yaratabilir. Ben özellikle çok önemli olduğu için bu konunun altını çizmek istiyorum.

Evet. Bu karşılıklı güven meselesi, bu tür süreçlerde en önemli hususlardan birisi. Birkaç ay önce Abdullah Öcalan, yanılmıyorsam Almanya’da düzenlenen bir toplantıya bir mesaj yolladı ve orada, sürgündeki Kürtleri, siyasetçileri geri dönmeye çağırdı. Siz daha iyi biliyorsunuzdur yerive zamanını. Ve bu konuyla ilgili bir tartışma başladı. Ben de ‘’Sürgündeki Kürt siyasetçiler süreç hakkında ne düşünüyor?’’ konusu üzerine birkaç arkadaşınızla yayın yaptım. Bunlardan biri Selma Irmak’la yaptığım yayındı. Bir diğeri, Demir Çelik’le yaptığım yayındı. Bu ikinci aşamanın ilk yapacağı işler, herhâlde daha çok, silahla ilişkisi olmayan kişilerin entegrasyonuyla, kolay olanla başlanacak gibi bir beklenti var ve gözler bir anlamda diasporaya, Avrupa’ya çevriliyor. Yasal engeller ortadan kalkarsa dönmeyi düşünüyor musunuz? Çünkü sizin birtakım yasal engelleriniz var. Kimisinin olup olmadığı belli değil, ama ‘’ya varsa’’ diye Türkiye’ye gelmeyi tercih etmiyor. Siz de dâhil olmak üzere, arkadaşlarınız gerçekten Türkiye’ye bir an önce dönüp, yasal siyaseti Türkiye’de yapmak için heyecan duyuyor musunuz? Yoksa artık insanlar yerleşti, her şey oturdu diye, oradaki düzenlerini bozmak istemeyen çok kişi var mı? 

Kartal: Sadece benim değil, yurt dışına zorunlu olarak çıkan herkesin ana hedefinin, isteminin, Türkiye’ye dönmek, orada yaşamak, geri kalan yaşamını orada tamlamak olduğunu çok net ifade edebilirim. Başta bizler olmak üzere, dışarı çıkan insanların hepsi zorunlu olarak çıktı. Biz Avrupa’da yaşamak için, özellikle burada kendimize bir hayat oluşturmak için çıkmadık, zorunlu olarak çıktık. Bizim gibi, parlamenterler, belediye başkanları, şahsiyetler, aydınlar, ceza alan, yani cezaevine girmemek için yurt dışına çıkan birçok insan ve özellikle belirtmek istiyorum, Barış Akademisyenleri, bütün bu insanlar, o sürece, Türkiye’nin demokratikleşmesine destek vermekteler. Kürt sorunun çözümü, Türkiye’nin demokratikleşmesi demektir. Türkiye’nin elini kolunu bağlayan, Türkiye’nin, Türkiye toplumunun, Kürdü ile Türkü ile herkesin elini kolunu bağlayan, Türkiye’yi bu antidemokratik sisteme mecbur eden konu, Kürt sorunudur. Kürt sorununu çözümsüz bırakan uluslararası sistem, Kürt sorunu üzerinden Türkiye’yi kendisine mecbur eden, mahkûm eden bir sistem oluşturdu. Şimdi Türkiye bu sistemden çıkma mücadelesi yürütüyor; sadece Kürtler değil, Türkiye’de demokrasi, eşitlik, özgürlük isteyen herkes için. Bu açıdan da, bu süreçte sadece Kürtler yok. Özellikle Barış Akademisyenleri çok önemli bir katkı da sunmuşlardı. Dolayısıyla şimdi herkes Türkiye’ye dönmek ve kaldığı yerden mücadeleyi sürdürmek istiyor. Bizim için de geri dönüş koşullarının oluşması hâlinde, tabii ki temel hedef Türkiye’ye dönmek ve bugüne kadar yurt dışında yürüttüğümüz mücadeleye oradan devam etmek. Özellikle şunu da belirtmek istiyorum: Önder Apo, bugüne kadar bu sürecin gelişmesi için bütün önemli adımların atılması amacıyla rol üstlendi, çağrı yaptı. Bugüne kadarki bütün adımlar, Önder Apo’nun çağrıları temelinde yapıldı. Bundan sonra da Önder Apo’nun çağrıları temelinde yurt dışından, ülkeden, dağdan, her taraftan dönüşler olacaktır. Önümüzdeki süreçte bu temelde çağrılar olduğu takdirde, şüphesiz ki ben de dâhil olmak üzere, bütün ilgili arkadaşlarımızın çağrılara cevap vereceğine inanıyorum. 

Öcalan’la yapılan görüşmelerin bazılarıyla ilgili birtakım metinler sızdı, biliyorsunuz. Ben sızanların hemen hemen hepsini okudum ve birçoğunu da haberleştirdik, çok da ilgi gördü. Oralarda dönem dönem geçen bir husus var, ki sizin de bilginiz dâhilinde olduğunu düşünüyorum. O da şu: Erdoğan’ın sevdiği tabirle, ‘’Birtakım dış güçler’’in bu süreçten rahatsız olduğu. ‘’Hatta, birtakım mesajlar geliyor Kandil’den, hiç kapımızı çalmayanlar çalmaya başladı’’ minvalinde cümleler. Bazen İsrail’in adı zikrediliyor, bazen İran’ın adı zikrediliyor, bazen isim zikredilmiyor, ama birtakım ‘’büyük güçler’’ deniyor. Siz de Avrupa’dasınız ve orada da Kürt meselesini ve Türkiye’yi çok yakından takip eden devletler, kurumlar var ve bunlar sizi de biliyorlar. Bu süreç başladığından beri, yabancıların, Avrupalıların, Batılıların size söylediği nedir? Destek mi veriyorlar, yoksa rahatsızlıklarını dile getirenler oluyor mu? Şimdi çok basitleştirerek söylüyorum, kusura bakmayın. “Ne gerek var? Türk devleti sizi kandırır, oyuna gelmeyin” gibi şeylere muhatap oluyor musunuz? Yoksa gerçekten bu gidişatın hayırlı olduğunu düşünüyor ve destekliyorlar mı? 

Kartal: Her şeyden önce, Türkiye kamuoyu açısından Türkü ile Kürdü ile herkes için, açıkça şunu ifade etmek istiyorum: Bu dünyada bütün bilinen egemen güçler, her konuda tabii ki önce kendi hesaplarını yapıyorlar. Yani her gelişmeden ne kazanacaklarını ne kaybedeceklerini hesap ediyorlar. Bunun hesabını yaparken temel kriterler demokrasi, özgürlük, adalet değil. Kendi ülkelerinin çıkarını esas alarak o konuda bir tutum, bir politika yürütüyorlar. Bu açıdan da Türkiye Ortadoğu’nun önemli bir ülkesi, stratejik, jeopolitik, jeostratejik açıdan çok önemli bir ülke. Zaten Osmanlı’yı parçalayan, bölen, Türkiye Cumhuriyeti’nin ortaya çıkmasını sağlayan da o günün uluslararası egemen güçleriydi. Yüz yıldır da bu temelde, Türkiye ile ortak çıkarlar temelinde bir politika yürütülüyor. Tabii Türkiye’yi dışarıya mecbur kılan, muhtaç kılan temel konu, Kürt sorunudur. Onun için Kürt sorununun demokratik temelde çözülmesi, yani Türkiye halklarının, Kürdü ile Türkü ile Türkiye toplumunun, halkının çıkarları temelinde çözülmesi bazı güçlerin çıkarına değildir. Çünkü böyle bir çözüm, Türkiye’yi, bölgede her anlamda çok güçlü bir pozisyona getirecektir ve bu anlamda, bazı ülkelerin bölge çıkarlarına uygun olmayan bir tablo ortaya çıkaracaktır. Bunun için de, bize açıkça söyleyen veya söylemese bile -ki büyük çoğunluk diplomatik açıdan söylemez, fakat siz onların yaklaşımlarını, tutumlarını bilirsiniz- bunu, iktidarıyla, muhalefetiyle Türkiye’de siyaset yapan bütün siyasi partilerin, bütün akademik, aydın, entelektüel çevrelerin de güçlü bir şekilde değerlendirmesi, bilmesi gerekiyor. Bu açıdan da, tabii onlar nasıl çıkarlarını gözetiyorlarsa, buna uygun olarak, evet, özellikle uyarılarda ve önerilerde bulunanlar oluyor. Ama burada önemli olan, bizim hareketimizin, özgürlük ve demokrasiyi esas alan, halkların birlikteliğine inanan… Çünkü bu temelde başlamış. Türkiyeli devrimcilerle, Kürt özgürlük mücadelesinin, Başkan Apo’nun, Önder Apo’nun başlattığı mücadelenin ilk gününden itibaren böyle bir hukuk var, böyle bir birliktelik, böyle bir temel prensip var. Onun için, Türk ve Kürt halkının ortak kaderini, demokrasi ve özgürlük temelinde bir çözümü esas alan yaklaşımımızdan dolayı, biz de kendi halkımızın çıkarlarını ve Türkiye toplumunun çıkarlarını esas alan bir yaklaşımı temel alıyoruz. Bu açıdan, bütün iktidarıyla, muhalefetiyle, bütün siyasi dinamikleriyle Türkiye kamuoyunun bunu Türkiye açısından çok önemli bir stratejik kazanım, çok önemli, çok değerli bir olgu olarak görmeleri ve sürece de bu temelde yaklaşmaları gerektiğini ifade etmek istiyorum. 

Bir diğer hususu da şu. Sizin daha yakından bildiğinizi sanıyorum.  Ben buradan çok tanık oluyorum. Özellikle Avrupa’da ve bir kısmı da Amerika’da yaşayan birtakım Kürt çevreleri ya da şahsiyetler, çok ciddi bir şekilde, süreç ve Öcalan aleyhtarı. Bunların bir kısmı değişik dönemlere kadar sizlerle beraber hareket etmiş insanlar. İsim zikretmeye gerek yok. Bu kişiler, Öcalan’ın, 25 Şubat tarihinde yaptığı ‘’Aşırı milliyetçi savruluşunun sonucu olan; ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap alamamaktadır’’ açıklamasından hareketle, benim de tanık olduğum yoğun bir karşı kampanya yürütüyorlar. Bunu sosyal medyada görüyorum, başka yerlerden geliyor, görüyorum. Bu, etkili bir hareket mi, yoksa marjinal bir şey mi? 

Kartal: Doğrudur, belirttiğiniz gibi, böyle bir şey var. Ama bunlar hem ülkedeki hem de yurt dışındaki Kürt toplumunda etkili bir güç değiller. Bunlar neyi ifade ediyor? Bunların bir kısmı, klasik ulus-devlet konseptini, Birleşik Bağımsız Kürdistan konseptini esas alan bazı çevrelerdir. Diğerleri de, sayıca biraz daha fazla olanlar, PKK’dan kopan, PKK karşıtlığı yapan, PKK’ya karşı olan, PKK derken de temel olarak Önder Apo’yu karşı alan çevrelerdir. Ama bunlar sayı olarak toplumda etkili bir konumda değiller. Bu açıdan da belirleyici olan, özgürlük mücadelesinin yarattığı bilinç ve şuurla, hem ülkede, hem de yurt dışında yaşayan toplumumuzdan sürece ilişkin destek söz konusudur. Başkan Apo’nun, Önder Apo’nun süreçle ilgili attığı adımların arkasında gerçekten büyük bir destek var. 

Ama tabii sorular var. Soruların sebebi de, AKP hükümetinin, bugüne kadarki tutumundan, sürece yönelik güven vermeyen yaklaşımlarından kaynaklanıyor. Devletin bugüne kadar Kürt sorununda yürüttüğü klasik, bilinen politikalarından dolayı kaygılar var. Bu kaygıların aşılması için hükümet gerçekten ciddi bir tutum içinde olmadığı gibi, hükümete yakın basın-yayın organlarının da bugüne kadar yürüttüğü politikalar ve zehirli dili güven vermiyor. Halkın süreçle ilgili yaşadığı tereddüdün, güvensizliğin kaynağı bu. Yoksa bu barış ve çözüm sürecinin gelişmesi konusunda halkta, sürece karşı bir tutum yok, tam tersine destek var. Fakat sorular var. O karşı çıkan çevrelerin toplumda ciddi bir desteği yok. 

Bildiğim kadarıyla siz, konumunuz gereği de, başından itibaren aslında bu sürecin içindesiniz, bir parçasısınız. Yani dışarıdan izleyen bir kişi olmanın dışında, birtakım gelişmeleri birçok kişiden daha önce biliyorsunuz, haberdar oluyorsunuz, belki öneri getiriyorsunuz. Şu aşamada, bugün Remzi Kartal olarak baktığınızda ne görüyorsunuz? Bunun zor bir soru olduğunu biliyorum, ama olabildiğince objektif bir şekilde baktığınız zaman, umutlu musunuz?

Kartal: Kesinlikle umutluyum, yani ben ve arkadaşlarımız umutluyuz. Çünkü bu süreç, Önder Apo’nun da başından itibaren belirttiği gibi, toplumsal mücadelenin geliştirilmesiyle gelişecek bir süreç. İktidara, AKP’ye, onların tek taraflı atacağı adımlara bağlı bir beklenti içerisinde olunmamalıdır. Tabii ki hükümetten, AKP’den, MHP’den beklenti var. Yapılması gereken, atmaları gereken adımlar var. Ama esas itibariyle bu süreç, bir demokrasi ve özgürlük mücadelesi sürecidir Yüz yıl önce kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni demokratikleştirmek, inkâr ve imha temelinde yürütülen Kürt politikalarını değiştirerek, Kürtleri, özgürlük ve demokrasi isteyen herkesi bir hukuk içerisinde, sistem içerisinde var etmektir. Bu temelde de, toplumsal alanda bütün siyasi dinamikler, sivil toplum, başta da aydınlar, akademisyenler olmak üzere herkes, bu süreci bir mücadele süreci olarak görmeli. Yani Türkiye’de kamuoyu oluşturmak, kamuoyunun zihniyetini dönüştürmek, bu temelde devlet aklını değiştirmek, dönüştürmek, buna uygun yasal, anayasal bir süreç geliştirmek, bir mücadele meselesidir. Onun için de, sadece AKP’ye endeksli bir yaklaşım doğru değil. Özellikle ana muhalefet partisi CHP başta olmak üzere, Türkiye’de demokrasi ve özgürlük isteyen herkes için çağrımız, bu süreci demokrasi ve özgürlük mücadelesi olarak görmek ve süreci geliştirmek. 

AKP’nin yürüttüğü politikalara muhalefet edilmeli. Özellikle CHP’ye yönelik yürütülen bu kayyum politikaları, bu operasyonlar gerçekten hiçbir şekilde kabul edilmez. CHP de bütün demokrasi güçleriyle bu konuda tutum içerisinde olmalı. Toplumsal örgütlenme, toplumu ayağa kaldırmak meşru çalışmalardır. Ama özünde, bütün bu antidemokratik uygulamaları da önüne alacak, bunları bitirecek olan demokrasi mücadelesidir, toplumsal alanın geliştirilmesidir. Bu konuda ana muhalefet de dâhil olmak üzere, DEM Parti ve herkes, böyle bir demokrasi mücadelesi çerçevesinde süreci geliştirirse, şu anda bu Komisyon’un yürüttüğü çalışmaların parlamentoya yansımaları da bu temelde ele alınırsa, ortak bir mücadeleyle demokrasi mücadelesini geliştirme ve Türkiye’yi demokratikleştirme temelinde bu süreç ele alınırsa, parlamentoda Komisyon’un yürüttüğü önerilerin tartışması temelinde yapılacak yasal, hukuki çalışmalar da güç alacaktır. Ben bu temelde yürütülecek çalışmalarda yer alacak herkese başarılar diliyorum. Tarihi bir süreçteyiz. Bu tarihi süreçte herkes rolünü oynamalıdır. Kısa vadeli parti çıkarlarına kimse kendisini teslim etmemelidir. Uzun vadeli demokrasi ve özgürlük mücadelesi herkese kazandıracaktır.

Çok teşekkürler Remzi Bey, çok sağ olun. Umarım temennileriniz gerçekleşir ve sizler ve arkadaşlarınız da tekrar ülkede kaldığınız yerden yasal siyaseti yapmaya devam edersiniz. Teşekkür ediyorum. 

Kartal: Ben de başarılar diliyorum ve bana bu fırsatı sunduğunuz için teşekkür ediyorum. Başarılar diliyorum.

Çok sağ olun. Evet, Remzi Kartal’la konuştuk. Sürgündeki Kürt siyasetçilerin en öne çıkanlarından, en eskilerinden Remzi Kartal, süreçle ilgili sorularımızı yanıtladı. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler. 

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.