Ruşen Çakır’a göre Bursaspor taraftarlarının deplasmanda Leyla Zana’ya yönelik küfürlü tezahüratları sadece bir “taraftar tepkisi” değil, CHP açısından da Kürt meselesinde ciddi bir siyasi sınav. Çakır, parti içinden gelen çelişkili çıkışların Kürt seçmen nezdinde ağır sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.
Ruşen Çakır, CHP’nin Kürt sorununa yaklaşımını ve Leyla Zana’ya edilen küfürler üzerinden yaşanan son tartışmaları değerlendirdi. Çakır, Bursaspor–Somaspor maçı sırasında tribünlerden Leyla Zana’ya yönelik küfürlü tezahüratların “kendiliğinden gelişmiş bir vatandaş tepkisi” olarak sunulamayacağını vurguladı.

Çakır, “Bursalı taraftarların Soma deplasmanında hep birlikte Leyla Zana’ya küfretmelerinin kendiliğinden gelişmiş bir vatandaş tepkisi olduğuna kimse beni ikna edemez” diyerek yaşananların arkasında siyasi bir atmosfer bulunduğunu söyledi.
Tribünlerdeki küfürlerin ardından Uludağ Gazoz’a yönelik boykot çağrılarının gündeme gelmesini ve Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın Uludağ gazozu içerken verdiği pozları hatırlatan Çakır, bu görüntülerin açık bir siyasi destek anlamı taşıdığını ifade etti.
Çakır’ın asıl eleştirisi ise CHP çevresinden gelen açıklamalara yönelik oldu. Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı İbrahim Özkan’ın “Uludağ limonatanın bu kadar lezzetli bir içecek olduğunu yeni fark ettim” paylaşımını hatırlatan Çakır, “Leyla Zana’ya küfredilmesini siz bu şekilde yaptığınız zaman, o yapılan faaliyete destek veriyorsunuz” ifadelerini kullandı.
Uludağ limonatanın bu kadar lezzetli içecek olduğunu yeni fark ettim. pic.twitter.com/qDrZFmw96c
— İbrahim ÖZKAN (@ibrahim_ozkan61) December 20, 2025
Bu çıkışların CHP’nin resmi çizgisiyle örtüşmediğini söyleyen Çakır, rahatsızlığının kişilere değil, partinin bu duruma sessiz kalmasına yönelik olduğunu dile getirdi.
CHP’nin Leyla Zana sınavı: Özgür Özel ne tepki verdi?
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Leyla Zana’ya yönelik saldırılara açık biçimde tepki göstermesini ayrı bir yere koyan Çakır, bu tutumu “doğru bir yerde durmak” olarak değerlendirdi. Özel’in, “Bir kadını, bir anneyi hedef alan böyle bir anlayış bu topraklara yakışmaz” sözlerini hatırlatan Çakır, buna rağmen parti içindeki bazı çıkışların bu net duruşla çeliştiğini söyledi.
“Kürt halkı yoktur” söylemi ve inkar tartışması
Yayında CHP’ye yeni katılan bazı milletvekillerinin “Kürt halkı yoktur, Kürt kökenli vatandaşlarımız vardır” yönündeki açıklamalarını da eleştiren Çakır, bu yaklaşımı açıkça “inkâr ve red politikası” olarak tanımladı. Çakır, “CHP Kürt sorununun varlığını kabul eden bir parti. Ama böyle kritik bir dönemde CHP’li bir milletvekilinin ‘Kürt halkı diye bir siyasal özne yoktur’ demesi işleri karıştırıyor” dedi.
Çakır, yaşananların yalnızca siyasi değil toplumsal bir sorun olduğunu vurgulayarak, “Kusura bakmasınlar ama bu resmen ırkçılıktır. Irkçılık artı kadın düşmanlığıdır” ifadelerini kullandı.
Deşifre: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Leyla Zana’ya Somaspor-Bursaspor maçı sırasında Bursaspor taraftarlarının büyük bir bölümünün yaptığı küfürlü tezahürat Türkiye’nin gündeminde bayağı bir yer buldu. Çok ciddi tartışmalara, tepkilere ve desteklere yol açtı. Tabii ki bazı destekleyenler, Bursaspor taraftarlarını destekleyenler şaşırtmadı. Ne oldu? Bursaspor’un bu çıkışının ardından takıma sponsorluk yapan Uludağ meşrubatlarını boykot etme kararı alınmış Güneydoğu’da Kürtler tarafından. Ne kadar etkili oldu, önemli oldu bilmiyorum ama bunun üzerine hemen Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ı gördük ki poz verdi ve Uludağ gazozu içti. Ve bu tabii ki açık bir şekilde tribünde yaşananlara, oradaki taraftarlara verilen bir destekti. Daha sonra gördük Zafer Partisi’nin Gençlik Kolları üyeleri de birlikte fotoğraf verdiler. Hepsi Uludağ gazozu içiyorlar. Hatta şey diye esprisi oldu: “Gazozu anahtarla açmışlar.” Oradan da bir Anahtar Parti göndermesi oldu.
Şu fotoğraf çok anlamlı bir fotoğraf aslında. Bir yanıyla anlamsız bir yanıyla da anlamlı. Bir kadına, bir Kürt kadın siyasetçiye, ki torun sahibi bildiğim kadarıyla, kendi köşesinde sessizliği tercih eden bir siyasetçiye durup dururken yapılan bir hakaret. Durup dururken diyorum ama tabii ki durup dururken değil. Çözüm süreci, kör topal yürüyen o çözüm sürecine gösterilen tepki ama açıkçası şu ana kadar bir yılı aşkın süre geçti, Leyla Zana bu konuda hiçbir şey söylemedi. Şahsen biliyorum çünkü çok kendisinden talep ettim bir şeyler söylemesini; konuşmak istemediğini söyledi. O kadar ortada isim varken iktidar kanadında ve muhalefet kanadında, Bursalı taraftarların Soma deplasmanında hep birlikte Leyla Zana’ya küfretmelerinin kendiliğinden gelişmiş bir vatandaş tepkisi olduğuna kimse beni ikna edemez.
Şimdi Zafer Partisi’nin desteğini hadi anlıyoruz çünkü onların duruşu o. Ama bir baktık İbrahim Özkan dedi ki: “Uludağ limonatanın bu kadar lezzetli içecek olduğunu yeni fark ettim.” Tamam, İbrahim Özkan diye birisi bunu demiştir. Peki kim bu İbrahim Özkan? Büyükşehir Belediyesi’nde, İYİ Parti’den seçilmişti, sonra istifa etti ve Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı oldu. Ve dedi ki ondan sonra kendini savunurken: “Ben İstiklal Marşı okunurken ıslık çalanlara, ayağa kalkmayanlara tepki gösteriyorum. Kürt de benim kardeşimdir.” vesaire. Yani şimdi olayın Leyla Zana ile ne alakası var? Siz onu yaptığınız zaman Leyla Zana’ya küfredilmesine, o yapılan faaliyete destek veriyorsunuz. Ve bu kişi CHP’ye üye oldu mu bilmiyorum ama Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı olduğunu biliyoruz. Ekrem İmamoğlu cezaevinde herhalde bundan haberdar olmuştur. Şu ana kadar bir şey dedi mi bilmiyorum ama rahatsız olduğunu tahmin ediyorum. Çünkü benim ilk aklıma gelen, sonradan düştü bende jeton gerçekten; ya bu o kişi dedim ve üzüldüm açıkçası. Çünkü CHP’nin böyle bir pozisyonda olmadığını biliyorum. Nitekim dün DEM Parti’nin İmralı Heyeti’ni kabul ettikten sonra Özgür Özel bu konuda çok açık ve net konuştu. Bir dinleyelim bakalım ne dedi:
“Bugün Genel Merkezimizde DEM Parti’nin sayın heyetini ağırladık ve bugüne kadar komisyonda yaşanan süreci konuştuk ve bundan sonrasına ilişkin görüş alışverişlerinde bulunduk. Öncelikle ilk başta içeride de ifade ettiğim bir hususu ifade etmek isterim. Sayın Leyla Zana’ya yönelik geçtiğimiz hafta yaşanan ve kabul edilemez gelişmeleri, ki ben kendisini arayarak da duygularımı ifade etmek istemiştim ancak o günlerdeki bizim de içinde bulunduğumuz sıkıntılı süreçten dolayı bir telefon irtibatı sağlayamadık ama bu konudaki iyi dileklerimizi, duyduğumuz üzüntüyü ve olaya yönelik kınama ifadelerimizi içeride ifade ettim. Bir kez de burada kamuoyunun önünde ifade etmek istiyorum. Bir kadını, bir anneyi hedef alan böyle bir anlayış bu topraklara yakışmaz. Bu toprakların üzerinde, Anadolu’da böyle bir şeyin yapılmasını asla ve asla kabul etmiyoruz. İnancımıza da kültürümüze de aykırıdır. Hele hele bir siyasetçiye ülkedeki gelişen siyasi olaylar üzerinden stadyumları bu anlamda kullanmaya çalışan bir anlayışa hiçbirimizin kapı aralamasının mümkün olmadığını ifade etmek isterim.”
Evet, Özgür Özel açık ve net doğru bir yerde duruyor. Ama bir İbrahim Özkan realitesi var. Bir başka realite doğrudan Leyla Zana ile ilgili olmasa da CHP’nin Kürt sorununa bakışını biliyoruz. Kürt sorununun varlığını kabul eden bir parti, sürece dahil olan bir parti ama birtakım itirazları var, önerileri var; bunların hepsi tartışılıyor. En son İmralı’ya heyet gitmesine itiraz ettiler ve katılmadılar. Şudur budur ama CHP’nin Kürt realitesini ve Kürt sorunu realitesini kabul ettiğini biliyoruz. Fakat CHP’nin yeni transfer ettiği eski İYİ Partili Ümit Dikbayır bir yerde, bir programda “Meclis’te yeteri kadar terörist var zaten.” diye bir laf etti; DEM Partilileri kastetti tabii. Sorulduğunda da itiraz etmedi. Ama bence daha çarpıcısı şu: Sosyal medyada uzun bir paylaşım yaptı; “Kürt halkı yoktur. Kürt halkı diye ayrı bir siyasal özne yoktur. Türkiye’de Kürt kökenli vatandaşlarımız vardır.” dedi Ümit Dikbayır.
Şimdi Ümit Dikbayır’ı az buçuk biliyorum. İYİ Parti döneminde de biliyorum. İYİ Parti’den Meral Akşener’i rahatsız ettiği için ihraç edildiğini de biliyoruz. CHP’ye girmesi kolay olmadı, onu da biliyorum ama şu anda Cumhuriyet Halk Partili bir milletvekili ve böyle bir dönemde açık açık “Kürt halkı diye ayrı bir siyasal özne yoktur.” dedi ve devam ediyor. Ne varmış? “Türkiye’de Kürt kökenli vatandaşlarımız vardır. Tıpkı Arnavut kökenli vatandaşlar, tıpkı Laz kökenli vatandaşlar, tıpkı Çerkes kökenli vatandaşlar.” diye devam ediyor. Yani ben Laz’ım, Laz kökenli falan değilim; Laz’ım. Ötekiler de Kürt, Çerkes, Arnavut. Yani burada “kökenli” dediğiniz zaman ne yapmaya çalışıyorsunuz? Bu aslında inkar ve ret politikası.
Şimdi Ümit Dikbayır’ın durduğu yerde milliyetçi çizgide böyle bir duruşu anlamak mümkün; CHP’nin milletvekili olarak bunu dile getirdiği zaman işler biraz karışıyor. Tamam, CHP çoğulcu parti, herkesi alıyor vesaire. Hani Özgür Özel hep diyor “Sosyalist demokratlar, milliyetçi demokratlar, liberal demokratlar.” İyi, güzel ama böyle kritik bir anda CHP’li bir milletvekili “Kürt halkı diye bir halk yoktur. Kürt halkı diye ayrı bir siyasal özne yoktur.” diyorsa o zaman Cumhuriyet Halk Partisi bu süreçte ne arıyor? Yani açıkçası tabii ki çoğulculuk, tabii ki düşünce özgürlüğü ama bir de siyasi partilerin bir duruşu var. Bu duruşu bir yandan İbrahim Özkan, bir yandan Ümit Dikbayır değişik vesilelerle ve bir ölçüde durup dururken… Açıkçası İbrahim Özkan’ınki tam öyle.
Hani şöyle söyleyeyim; bazı durumlarda susarsınız ama tam tersine çıkış yapıyorlar ve ben şahsen onlara değil CHP’ye bakıyorum ve bundan rahatsız olduğumu söylüyorum. Rahatsız olduğum başka şeyler de var. Cumhuriyet Halk Partisi’nde mesela bir dönem yine İYİ Parti’den aday olup “DEM Parti ile demleniyorlar.” denen kişiler de Cumhuriyet Halk Partisi’nde yönetime girdi ya da birtakım CHP ile merkez solla vesaire, geçen öyle birisi, adı lazım değil, bir baktım Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi’ne girmiş. “Allah Allah!” dedim, “Ya bu o kişi mi?” Evet o kişiymiş. Ben de CHP’li bir tanıdığıma hayırlı olsun diye şey yaptım. Şimdi merkez parti olmak, herkesten bir şeyler almak falan iyi güzel ama bunu daha önce Kılıçdaroğlu da yapmaya çalıştı. Bu konularda Cumhuriyet Halk Partisi’nin özellikle Kürt meselesi konusunda şahsen daha dikkatli olması gerektiğini düşünüyorum ama tabii ki kendi bilecekleri iş. Fakat bu olaylar yani Ümit Dikbayır’ın “Kürt kökenli vatandaşlar” diye yani artık kaç yıl öncede kalmış söylemlere sahip çıkmasıyla Cumhuriyet Halk Partisi nasıl Kürtlerden oy alacak?
Diyelim ki şu ya da bu şekilde DEM Parti’ye küsen birtakım insanlar var. Yakın bir dönemde yapılan bir araştırmada Kürtlerin ikinci parti tercihi olarak Cumhuriyet Halk Partisi çıkıyordu, özellikle Güneydoğu’da yapılan araştırmalarda. Şimdi böyle çıkan bu çatlak seslerin alabildiğine politize ve hassas olan Kürtler nezdinde yaratacağı etkilerin hiç de azımsanmayacağını düşünüyorum. Böyle “Uludağ limonata ne kadar keyifliymiş.” deyip aynı zamanda da Ekrem İmamoğlu danışmanlığını sürdürmek akıllara zarar bir şey. Açık söyleyeyim, ben meşrubat içen birisi değilim ama yazları gazoz içerim ve tercihim Uludağ gazozdur. Bu nedenle Bursaspor’un sponsoru oldu diye Uludağ’ı protesto etmeyi falan hiç de düşünmem, içerim. Ama yani buradaki olayda Uludağ gazozunu hayatlarında belki de ilk defa insanların içtikleri zaman o fotoğraf bana Leyla Zana’ya edilen küfrü hatırlatıyor. Kusura bakmasınlar ama bu resmen ırkçılıktır. Yaptıkları ırkçılıktır; ayrıca kadın düşmanlığıdır. Irkçılık artı kadın düşmanlığıdır. Bunu “Yok aslında böyle değil, esas ırkçılar şunlar.” filan diye kimse tevil etmeye çalışmasın. Gazozunuzu içiyorsanız için ama bunu böyle göstere göstere yaptığınız zaman birileri size ırkçı dediği zaman da kızmayacaksınız.
Neyse, bugünün ithafı… Aslında dün yapmalıymışım çünkü dün 89 yaşına bastı Güneş Teyze. Güneş Teyze, Güneş Soyer, Tunç Soyer’in annesi. Benim de teyzem, öyle diyeyim. Şu anda görüyorsunuz Tunç ve eşi Neptün’le beraber. Çünkü Tunç’un kardeşi Onur benim okul arkadaşım ve belli bir tarihten itibaren, özellikle 80 sonrasından itibaren bayağı bir birlikte zaman geçirdik onlar Ankara’dayken sonra İzmir’deyken ve Güneş Teyze bizim lisedeki birçok arkadaşın teyzesidir; tıpkı Nurettin Amca gibi. Nurettin Soyer bir zamanın ünlü askeri savcısı, MHP davasının savcısıdır. Erken gitti diyelim, öldü kanserden. Güneş Teyze sapasağlam ayakta. Ama tabii ki uyduruk bir nedenle Tunç’un… Tunç kim? Tabii ki bilmeyenler için tekrar söyleyelim: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bir önceki başkanı. Tunç abes bir suçlamayla; ortada para yok, şu yok, bu yok böyle bir suçlamayla aylardır tutuklu cezaevinde Buca’da. Bir kere gidip ziyaret etme imkanı bulmuştum, kendisiyle bayağı bir hasret gidermiştik. Tahliyesini bekliyorduk, o da bekliyordu. Tunç aynı zamanda avukattır, kızlarından birisi avukat; o avukatlığını yapıyor. Kardeşi Onur benim arkadaşım olan, o da avukat. Hep avukatları var yani, bir kardeş, bir kız ve çoktan çıkması gerekirken içeride. Umarım en kısa zamanda çıkar ve Güneş Teyze ile kavuşur. Ki bu ay sonunda yılbaşından hemen önce açık görüş varmış, dün kendisiyle konuştum, onun heyecanını şimdiden yaşıyordu; bir an önce annesine, eşine, çocuklarına, bütün sevdiklerine kavuşur. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








