DEM Parti İstanbul Milletvekili ve Garip Dede Dergahı Vakfı Başkanı Celal Fırat, Suriye’de yaşanan son gelişmeleri ve Türkiye’deki Alevilerin kronikleşen sorunlarını değerlendirdi. Fırat, “Suriye’deki Alevilere yönelik katliamını Esad üzerinden meşrulaştırmak büyük bir vebaldir. Türkiye, bölgedeki tüm kimliklerle ayrımsız diyalog kurmalıdır” dedi.
İslam Özkan’ın sunduğu Dünya Alem programına konuk olan Celal Fırat Dede, Suriye’de 8 Aralık’taki yönetim değişikliğinin ardından Alevilere yönelik tırmanan şiddet sarmalını ve Türkiye’nin bu süreçteki rolünü sert sözlerle eleştirdi. Söyleşide hem sınırın ötesindeki insani kriz hem de Türkiye’deki “eşit yurttaşlık” mücadelesi masaya yatırıldı.
Suriye’de Beşar Esad yönetiminin devrilmesinin ardından özellikle sahil bölgelerinde ve Humus’ta yaşanan Alevi katliamlarına değinen Celal Fırat, rakamların korkutucu boyutta olduğunu belirtti. Resmî verilerin 2 bin civarında ölüme işaret ettiğini ancak yerel kaynakların ve Avrupa Arap Alevileri Konfederasyonu’nun 10 binin üzerinde kayıptan bahsettiğini vurgulayan Fırat, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Esad dönemindeki baskıları bahane ederek bugünkü katliamı meşrulaştırmak doğru bir yaklaşım değil. Esad yönetimi 20 bakanının 18’i Sünni olan, ancak bununla birlikte toplumun tüm kesimlerini birbirine düşman ederek bu noktaya getiren bir yapıydı. Ancak bugün ekmek almaya giden bir çocuğun ‘Alevi misin?’ denilerek tokatlanması veya insanların inançları yüzünden katledilmesi bir insanlık suçudur. Bu katliamı Esad üzerinden meşrulaştırmaya çalışanlar da bu suçun ortağıdır.”
“Türkiye ivedilikle temas kurmalı”
Türkiye’nin Suriye’deki etkin gücüne dikkat çeken Fırat, gazeteci Musa Özuğurlu’nun “Türkiye istese bir telefonla bu saldırıları durdurabilir” tespitine katıldığını söyledi. Türkiye’nin sadece HTŞ üzerinden bir politika izlemesinin hata olduğunu savunan Fırat, “Türkiye’de milyonlarca Alevi yaşıyor. Hatay, Samandağ, Mersin ve Adana’daki Arap Alevileri’nin Suriye’de akrabaları var. Orada evler yakılırken buradaki insanların huzurlu olmasını bekleyemezsiniz. Türkiye ivedilikle Aleviler, Kürtler, Dürziler ve seküler kesimlerle doğrudan temas kurmalı, onları gerekirse Ankara’ya davet etmelidir” çağrısında bulundu.
Türkiye’deki Alevilerin sorunları: Güvenlik meselesi değil, inanç meselesi

Söyleşinin ikinci bölümünde Türkiye’deki iç meselelere odaklanan Celal Fırat, cumhuriyet tarihi boyunca Alevilerin hep destek verdiği sistem tarafından “ötekileştirildiğini” savundu. Özellikle Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulma sürecini eleştiren Fırat, “Alevilikle ilgili yapıyı önce İçişleri Bakanlığı’na bağladılar. Bu, Alevileri bir inanç grubu değil, bir güvenlik meselesi olarak gördüklerinin kanıtıydı. Gelen tepkiler üzerine Kültür Bakanlığı’na kaydırdılar ancak zihniyet değişmedi” dedi.
Fırat sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dünyada kendi ibadethanesinin tanınması için mahkemeye koşan başka bir inanç grubu yok. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları açık olmasına rağmen devlet hâlâ ‘Cemevleri kırmızı çizgimizdir’ diyerek bu hakkı tanımıyor. Bizim camiye gitmemizi beklemek asimilasyondur. Bizim sazımız, sözümüz, kadın-erkek bir arada yaptığımız ibadetimiz var. Bugün Türkiye’de ‘ben Aleviyim’ diyen bir valinin, bir kaymakamın esamesi okunmuyor. Mülakatlarda başarılı olan gençlerimiz kimlikleri nedeniyle eleniyor. Köy hizmetlerinde bile ayrımcılık var; Sünni köylerine asfalt giderken Alevi köyleri toztoprak içinde bırakılıyor.”
2026 için “Hızır” olma çağrısı
Söyleşinin sonunda toplumsal barış için diyalog ve empatinin önemine vurgu yapan Celal Fırat, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ve siyasi aktörlerin kullandığı dilin toplumdaki kutuplaşmayı derinleştirdiğini ifade etti. IŞİD gibi yapıların yarattığı tehdidin Alevi toplumunda ciddi bir tedirginlik oluşturduğunu belirten Fırat, sözlerini şöyle tamamladı:
“2026 yılının kinden ve nefretten arındığımız bir yıl olmasını diliyorum. Yunus Emre’nin dediği gibi; bizim dinimiz sevgidir. Birbirimizin ‘Hızır’ı’ olmalıyız. Yaralarımıza kendimiz merhem olmazsak dışarıdan kimse bize şifa olmaz. Kürt meselesinden Alevi meselesine kadar tüm kamburlarımızı demokratik bir mutabakatla geride bırakmalıyız.”








