Necati Özkan’dan “Hakikat Mektupları”: “60’tan fazla delil eklediğim ifadem görmezden geliniyor”

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “casusluk” soruşturması kapsamında tutuklanan Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı Necati Özkan, cezaevinden mektup yazdı. Özkan, “Bugün yargı, sadece bir baskı aracı olmanın çok ötesine geçti ve seçim kazanmaya dönük siyasi manevra ve algı operasyonlarının merkezlerinden birine dönüştürüldü” dedi.

Necati Özkan cezaevinden yazdı: “İfade görmezden geliniyor”

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “casusluk” soruşturması kapsamında tutuklanan Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı Necati Özkan, cezaevinden kamuoyuna mektup gönderdi. Özkan mektubunda, “Bugün yargı sadece bir baskı aracı olmanın çok ötesine geçti ve seçim kazanmaya dönük siyasi manevra ve algı operasyonlarının merkezlerinden birine dönüştürüldü” dedi.

“Seçimi kazandığımız için hedef seçildim”

Özkan, “Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü”ne üye olmakla ve “askerî ve siyasî casusluk” faaliyetinde bulunmakla suçlandığını belirtti. Mektubunda ahlaka veya kanunlara aykırı bir davranışı olmadığını vurgulayan Özkan, “Ekrem İmamoğlu’nun dört seçim kampanyasını profesyonelce yönettiğim ve hepsinin de zaferle sonuçlandığı için hedef seçildim” ifadelerini kullandı.

Özkan, aleyhindeki örgüt üyeliği iddiasına kanıt olarak gösterilen görüşme ve temasların tamamının profesyonelce yaptığı siyasi danışmanlık işinin olağan gereği olduğunu söyledi. Savcılığın hakikatin aksine seçim kazanma çabasını suç, o çaba için yasal çerçevede emek veren kişileri ve eylemleri ise suçlu kabul eden bir zihniyetle iddianame hazırladığını iddia etti.

İddianamede kanıt olarak sunulan HTS kayıtları ve MASAK raporu gibi belgelerin alenen masumiyetini gösterdiğini belirten Özkan, gizli ve açık tanıkların hakikat dışı ve çelişkili beyanlarının hukuki dayanakmış gibi kullanıldığını savundu. Ekrem İmamoğlu ile tanışmadan yıllar önce, reklam kampanyalarını üstlendiği bir inşaat şirketinden vergisi verilmiş helal kazancıyla nakit olarak satın aldığı dört küçük dairenin iddianamede rüşvetle edinilmiş haksız zenginleşme gibi gösterildiğini aktardı.

Necati Özkan cezaevinden yazdı: "İfade görmezden geliniyor"
Necati Özkan cezaevinden yazdı: “İfade görmezden geliniyor”

“Hani bu ülkede yargı tarafsızdı?”

Necati Özkan’ın mektubunun tamamı şöyle:

Ben Necati Özkan. Size, sorumlu vatandaş olmanın mecburi adresi hâline getirilen bir yerden, cezaevinden yazıyorum. Cezaevleri eskiden de itiraz eden insanların ve muhaliflerin uğrak yeriydi; ama yargı hiçbir zaman bugünkü kadar keyfî ve güdümlü olmamıştı. Bugün yargı, sadece bir baskı aracı olmanın çok ötesine geçti ve seçim kazanmaya dönük siyasi manevra ve algı operasyonlarının merkezlerinden birine dönüştürüldü.

Bu çerçevede ben de ‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ne üye olmakla itham ediliyorum. Hem de ‘özel vasfa haiz üye’ sıfatıyla… Bununla da yetinilmedi; üstüne bir de ‘askerî ve siyasî casusluk’ faaliyetinde bulunmakla suçlanıyorum.

Hakikatte ise ahlaka veya kanunlara aykırı bir davranışım olduğu için değil; Ekrem İmamoğlu’nun dört seçim kampanyasını profesyonelce yönettiğim ve hepsinin de zaferle sonuçlandığı için hedef seçildim. İpe sapa gelmez iddialarla, kanıta dayalı olmadan üst üste iki kez tutuklanmış olmamın gerçek nedeni, İmamoğlu’nun seçim başarılarına stratejik katkı sağladığıma inanılmasıdır:

a) Aleyhimdeki örgüt üyeliği iddiasına kanıt olarak gösterilen görüşme ve temasların tamamı, profesyonelce yaptığım siyasi danışmanlık işinin olağan gereğidir. Hal böyleyken savcılık, hakikatin hilafına, seçim kazanma çabasını suç; o çaba için yasal çerçevede emek veren kişileri ve eylemleri ise suçlu kabul eden bir zihniyetle iddianame hazırlamıştır.

İddianamede kanıt olarak sunulan HTS kayıtları ve MASAK raporu gibi belgeler alenen benim masumiyetimi gösterirken, gizli ve açık tanıkların hakikat dışı ve çelişkili beyanları hukuki dayanakmış gibi kullanılmaktadır.

Ekrem İmamoğlu ile tanışmadan yıllar önce, reklam kampanyalarını üstlendiğimiz bir inşaat şirketinden topraktan girerek, vergisi verilmiş helal kazancımla nakit olarak satın aldığım dört küçük daire, iddianamede rüşvetle edinilmiş haksız zenginleşme ve rüşvet gibi gösterilmektedir. Savcılık, etkin pişmanlıktan yararlanmak için hakikati eğip büken bir şüphelinin ifadesini kanıt olarak iddianameye koyarken; benim bu konudaki hakikatleri anlattığım ve 60’tan fazla delili eklediğim ifademi ise görmezden gelmeyi tercih etmektedir.

Elbette yargılama safhasında tüm bu delilleri ve hakikatleri ayrıntılı biçimde ortaya koyacağım.

Lakin size sormak isterim:

Hani bu ülkede savcılar şüpheli lehine olan belgeleri de dikkate alıyorlardı?

Hani bu ülkede yargı tarafsızdı?

b) Casusluk iddiası ise ne devlet ciddiyetine, ne yargı bağımsızlığına ne de millî güvenliğe yakışır bir teşebbüstür. Bu teşebbüs o kadar akla aykırıdır ki, gerek savcılık müzekkeresinde gerekse tutuklama kararında, hangi gizli bilgilerin, hangi yolla temin edilerek, kime, neyin karşılığında ve nasıl verildiğine dair tek bir kanıt ortaya konulamamıştır.

Casus olduğu varsayılan bir kişiyle yapmış olduğum görüşme ve birkaç WhatsApp mesajı yegâne kanıt ve gerekçedir. Oysaki suç varsayılmaz, vehmedilmez, kanıtlanır! Hakikat ise, bize yazılım satmak isterken, kendisine, şirketine ve yazılımına güvenmediğimiz için kısa sürede iletişimi tümüyle kestiğimiz bir iş insanının, etkin pişmanlıktan yararlanmak üzere manipüle edilmesinden ibarettir.

Ne yazık ki, casusluk gibi millî güvenliğimiz adına ciddiye alınması gereken bir konu, siyasi hesaplarla sulandırılarak haftalarca ülke gündemine dâhil edilmiştir. Emekli bir subay olarak bu sözde iddianın, en az casusluk kadar, ülkemize ve devletimize zarar verdiğini hatırlatmak isterim.

Haksızlığa karşı çıkmayan, o haksızlığın ortağı olur

Türk siyasi tarihinin en kaotik süreci olan bu dönemde yaşadığım ve şahit olduğum haksızlıkları, zulmü ve hakikatleri; siyasi, idari ya da demokratik temsil mevkiinde bulunan isimlerle paylaşmak ve ortak geleceğimiz adına yaşananlara dikkat çekmek istiyorum. Maksadım merhamet dilenmek değil, hakikati ve hukuku savunmaktır. Size hakikatleri aktararak, bu ülkede alın teri döken, suçsuz ve onurlu vatandaşların benim yaşadıklarımı yaşamamasına katkıda bulunmayı umuyorum. Bir devletin böyle iş yapmasının, yargının vatandaşların başına çoraplar örmesinin önüne geçmeyi hedefliyorum.

Biz milletçe, haksızlığa karşı çıkmayan herkesi, o haksızlığın ortağı olarak gören bir ahlak ve kültüre sahibiz. Bu hasletimize sahip çıkmalı ve kim tarafından kime yapıldığına bakmaksızın tüm haksızlıklara itiraz etmekten asla geri durmamalıyız.

Bu mektuptan itibaren, sadece bana değil, diğer sanıklara yapılan haksızlıklara da değinecek ve hakikatin tüm boyutlarıyla görülebilmesi için çaba sarf edeceğim.

Dilerim, hakikatin ve adaletin tecelli etmesi adına bu mektubumu ve bundan sonra göndereceğim mektupları okuma zahmetine katlanır ve bu çabama destek olursunuz.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.