Ekrem İmamoğlu’nun lisans diplomasının iptal edilmesi kararına karşı açtığı dava Silivri’de görüldü. İmamoğlu savunmasında, “Ben korkulacak biri değilim. Silah değilim, tehdit değilim. Ben sadece milletin karşısına çıkıp milletten onay almaya çalışan bir siyasetçiyim” dedi. İstanbul 5. İdare Mahkemesi, 15 gün içerisinde karar verecek. Duruşmayı Furkan Karabay aktardı.
- Ekrem İmamoğlu’nun savunması: “Tehdit değilim, sadece milletten onay almaya çalışan bir siyasetçiyim”
- İmamoğlu’nun diploma davası sonrası Özgür Özel Silivri’de açıklama yapıyor
- Ekrem İmamoğlu, Silivri’de görülen diploma davası sonrası böyle görüntülendi
Özgür Özel konuşuyor
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, duruşmanın ardından açıklama yaptı.
İmamoğlu'nun cumhurbaşkanlığı adaylığının engellenmesi için yargı yoluyla her şeyin yapıldığını söyleyen Özgür Özel, "Erdoğan'ın diploması tartışma konusu ya... Ekrem'in de diplomasının tartışma konusu yapılmasını istediler" dedi.
Özel şunları söyledi:
İçeride iki tane sayın avukat var, İstanbul Üniversitesi'ni savunmaya gelmişler. Vallahi Ekrem Başkanı savundular. Helal olsun, Ekrem Başkanı savundular. Şimdi nasıl savunacaklar? Bu İstanbul Üniversitesi diyorsun ya... İstanbul Üniversitesi'ni savunayım derken, 35 yıl önceki İstanbul Üniversitesi'nde suç bulmaya çalışıp orayı karaladıkça, 19 yaşındaki masum Ekrem'e, 'Ya kardeşim bu avukatlar doğru söylüyorsa, bu haksızlık yapılır mı bu 18 yaşındaki çocuğa' diyorsun.
18 yaşındaki çocuk İstanbul Üniversitesi'nin ilanına bakmış. İstenen bütün belgeleri toplamış, kibar kibar da dilekçesini yazmış. İstenenden fazla evrağı da koymuş, götürmüş vermiş.
Bunlar da 'gel' demişler. Bir sürü dersini de saymayıp, sadece iki dersini sayıp, 22 tane -birinci sınıftan fark dersi falan oluyor ya- birinci sınıfı Kıbrıs'ta, ikinci, üçüncü, dördüncü sınıfı burada, 22 fark dersi de vererek diploma vermişler.
Şimdi dediler ki; 'Sadece İşletme Fakültesi değil, üzülerek söylüyorum' diyor avukat hanım, 'başka fakültelerde de olmuş.' Eyvah eyvah eyvah! Tıp Fakültesi olduysa ne olacak? 33 senedir ameliyat yapanlar var. Onları da mı iptal edeceksin? Aldığı apandisti iade mi edecek hastaya?
Duruşma tamamlandı
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun duruşması bitti. İstanbul 5. İdare Mahkemesi, 15 gün içerisinde karar verecek.
İmamoğlu: "
İstanbul Üniversitesi avukatlarının savunmasına karşı beyanda bulunan İmamoğlu, şunları söyledi:
Bu konuşulanlara karşı benim ismimin geçtiği tek yer, tek bir kelime yok. Ben bu konuşmalara karşı, 'eee' derim sadece. Eee ne oldu yani? (Avukatlara dönerek) Hicap verici vir durum. Bu durum İstanbul Üniversitesi adına utanç verici. Çok kötü niyetli bir süreç, bu surece ortak olan herkesi kınıyorum. 17-19 yaşındaki yüzlerce insan için tek bir delil yok, ben size oysa ki somut delil sundum. Ekrem İmamoğlu ile ilgili tek bir cümle kurulmadı.
Bu savunmalar karşısında insan gerçekten üzülüyor. Çünkü ne yapıldığını çok iyi biliyoruz. Olasılıklar üzerinden, varsayımlar üzerinden bir savunma kurulmaya çalışılıyor. Oysa benim sunduğum belgelerde, beyanlarımda tek bir yabancı kelime dahi yok, tek bir muğlak ifade yok. Ne var? Olmayan şeyler var. Uydurulmuş iddialar var.
Daha önce de söyledim: Şu evrakların birinin köşesi yırtık olsaydı, onu bile aleyhime delil yaparlardı. Böyle bir psikolojiyle karşı karşıyayız. Ben idareye doğruyu anlatabilirim Sayın Başkan, anlatırım da. Ama mesele anlatmak değil; mesele dinlemek istemeyen bir anlayışla karşı karşıya olmamız.
Usule aykırı olan ben miyim?
Soruyorum.
Benimle ilgili, somut, belgeli, tek bir cümle yok.
Buna rağmen icat edilen iddialar var.
Bu utanç vericidir. Gerçekten çok ayıptır.
Burada sanki 1988, 1989, 1990, 1991 yıllarında İstanbul Üniversitesi’nde görev yapan akademisyenler, yöneticiler, kurullar ve onların imzaları yokmuş gibi davranılıyor. Ben mi görmüyorum bu insanları? Kim yargılanıyor burada? Hangi işlem tartışılıyor? Hangi somut hukuka aykırılık ortaya konuluyor?
Sunulan örneklerin tamamı, benim yatay geçişimden sonraki dönemlere ilişkindir. Bu, İstanbul Üniversitesi adına da utanç vericidir. Ne yazık ki bu utanç verici işlemler zinciri sürdürülmektedir.
Ben, kötü niyetli bir sürecin içinde bırakılmış bir insan olarak; bu sürece bilerek ya da bilmeyerek alet olan herkesi kınıyorum. Gerçekten kelime bulmakta zorlanıyorum. Çünkü “adalet mülkün temelidir” diyen bir anlayışın önünde, adaletin bu kadar örselendiğine tanıklık ediyoruz.
"İmamoğlu’nun sunduğu bu belgelerle ilgili tek bir cümle dahi kurulmadı"
17, 18, 19 yaşındaki yüzlerce gencin koşarak, umutla yaptığı başvurular üzerinden; yıllar sonra “şöyleymiş, böyleymiş” denilerek geriye dönük ithamlar üretiliyor. Oysa ortada tek bir somut delil yok. Sadece uydurma iddialar var.
Ben size somut belgeler sundum.
Ama Ekrem İmamoğlu’nun sunduğu bu belgelerle ilgili tek bir cümle dahi kurulmadı.Şunu hatırlatmak isterim:
Adalet, devlet gücünün tek meşru kaynağıdır.Bu karar yalnızca beni ilgilendirmiyor.
35 yıl boyunca mezun olmuş insanlar var.
Bu diplomalarla görev yapmış akademisyenler var, yöneticiler var, hâkimler, savcılar var.
Onların verdiği kararlar ne olacak?
Mezun ettikleri öğrenciler ne olacak?Bir vatandaş olarak soruyorum:
Bu yol nereye varacak?
İmamoğlu yeniden kürsüde
İmamoğlu'nun ve avukatlarının beyanları tamamlandı.Ardından diplomayı iptal eden rektörlüğün avukatları davalı sıfatıyla söz aldı.
İmamoğlu ikinci kez kürsüye geldi ve söz aldı.
Furkan Karabay'ın aktardığına göre İmamoğlu'nun savunması bitti.
Avukatlar konuşuyor.
İmamoğlu'nun savunma metninden:
Eğitim süreci aynıdır, akademik yapı aynıdır. Aynı dönemde, aynı yapıda, aynı eğitim sürecinden geçen kişiler söz konusudur. Buna rağmen arkadaşımızdan hiçbir zaman diploma istenmemiştir. Aksine, tanınmamak istenen bu diploma, 1995 yılında bizzat YÖK’e başvurulmuş ve YÖK tarafından açıkça belgelenmiştir. YÖK, 1995 yılında bu diplomaya “geçerlidir” demiştir. Bu husus yazılı ve belgelidir.
1986–1996 yılları arasında benim de geldiğim, o dönemde eğitim verilen okuldan mezun olunmuştur. O dönemin yöneticileri, başkanları bellidir. Devlet, aynı dönemde, aynı eğitim yapısından mezun olan kişiler için bu diplomayı geçerli kabul ederken; yıllar sonra, aynı diploma için iptal yoluna gidilmesi nasıl açıklanabilir?
Eğer mesele gerçekten dönemse,
eğer mesele gerçekten üniversiteyse,
eğer mesele gerçekten hukuki statüyse,aynı dönemde, aynı yapıda eğitim almış bir mezun için geçerli sayılan diplomanın, başka bir mezun için yıllar sonra iptal edilmesi hukuken izah edilemez.
"Muhatap idaredir"
Bu diploma YÖK tarafından verilmiştir. YÖK’ün verdiği bir belgeye karşı bugün neden idare farklı bir tutum almaktadır? Bu sorunun muhatabı bellidir. Muhatap idaredir.
Sayın Başkan,
Bu dosyanın niyetinin nerede açığa çıktığını görmek için yorumlara ya da kanaatlere bakmaya gerek yoktur. Belgeye bakmak yeterlidir.
Savcılığın İstanbul Üniversitesi’ne yazdığı 24 Şubat 2005 tarihli resmi yazı bu niyeti açıkça ortaya koymaktadır. Bu yazıda, İstanbul Üniversitesi’ne açık bir baskı uygulanmaktadır. Yazıda aynen şu ifade yer almaktadır:
“Bahse konu diplomanın kullanılmaya devam edildiği (parantez içinde: Yüksek Seçim Kurulu) dikkate alındığında, bu kapsamda diplomanın dayanak gösterilerek kurulacak iş ve işlemlerin hukuka aykırı olmaması adına gerekli işlemlerin derhal yapılması…”
Bu ifadeyi dikkatle okumak gerekir.
"Kanunla, kaideyle ilgisi olmayan, tamamen siyasi bir talimatın yargı eliyle iletilmesidir"
“Diplomanın kullanılmaya devam edildiği” deniliyor ve özellikle parantez içinde “Yüksek Seçim Kurulu” ibaresi yer alıyor.
Bu ne demektir?
Açıkça şunu söylemektedirler: Bu diploma ile her an Cumhurbaşkanı adayı olunabilir. Acele edin.
Oysa mevzuat açıktır.Anayasa’nın 101. maddesi, Cumhurbaşkanı adayının yükseköğrenim yapmış olmasını şart koşar.
6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun 6. maddesi de aynı hükmü içerir.Türkiye Cumhuriyeti’nde üniversite diplomasının siyasi açıdan belirleyici olduğu tek makam vardır: Cumhurbaşkanlığı adaylığı.
İşte bu nedenle, savcılık yazısında parantez içinde özellikle Yüksek Seçim Kurulu vurgulanmıştır. Bu, hukuki değil; siyasi bir alarm yazısıdır. Kanunla, kaideyle ilgisi olmayan, tamamen siyasi bir talimatın yargı eliyle iletilmesidir.
“Acele edin, hemen işlem yapın, her an kullanılabilir” demek, açık bir baskıdır. Bu, hukukun araçsallaştırılmasıdır.
Bir savcının bir üniversiteye yazı yazarak, “Bu kişi aday olabilir, diplomasını düzenlediniz” imasında bulunması kabul edilemez. Bu, yargı eliyle siyasete müdahaledir. Daha vahimi, bunun hukuk adına yapıldığının düşünülmesidir.
Ben korkulacak biri değilim. Silah değilim, tehdit değilim. Ben sadece milletin karşısına çıkıp milletten onay almaya çalışan bir siyasetçiyim. İstanbul’da milyonların oyunu almış, İstanbul’u yöneten Büyükşehir Belediye Başkanıyım.
Milletin önüne çıkabilecek bir ihtimali, hukuk yoluyla daha doğmadan boğmaya çalışmak kabul edilemez. Bu anlayış, hukuk devleti anlayışı değildir.
Sayın Başkan,
Ben bu kürsüde sadece diplomamı değil, devlet ile vatandaş arasındaki güveni savunuyorum. Ben bu ülkenin evladıyım. Hayatımı, devletin koyduğu kurallara ve verdiği belgelere güvenerek kurdum. “Geçerlidir” denilen bir diplomayla çalıştım, görev yaptım, hizmet ettim.
"Bu davanın neden açıldığı da, nasıl siyasi saiklerle yürütüldüğü de açıktır"
Bugün devlet, 31 yıl sonra dönüp bana “Benim verdiğim belge geçersizdir” diyor. Bu söz sadece bana söylenmiş değildir. Bu söz, hukuk devletine söylenmiştir. Bu ülkede kazanılmış tüm haklara söylenmiştir.
Bugün bu söz; tapusuna, diplomasına, mesleğine, parasına, onuruna, haysiyetine güvenen herkese söylenmektedir. Bu nedenle bu dava kişisel bir dava değildir. Bu dava bir ülke davasıdır.
Bu davada verilecek karar, hukukun kime göre değil, neye göre işlediğinin belgesi olacaktır. Bu nedenle tarihsel sorumluluğumuz ağırdır.
Savcılığın yazıları ortadadır.
Tarihler ortadadır.
Yüksek Seçim Kurulu vurgusu ortadadır.
Bu davanın neden açıldığı da, nasıl siyasi saiklerle yürütüldüğü de açıktır.
Ben yargıdan kaçmadım, bugün de kaçmıyorum. Yarın da hesap vermekten kaçmayacağım. Ancak hukukun araçsallaştırılmasına karşı mücadele etmeye devam edeceğim. Bu ülkenin kurumlarını, hukukunu ve geleceğini savunmak zorundayız.
Şimdilik söyleyeceklerim bunlardır.
Teşekkür ederim.
İmamoğlu: "Bugün burada savunulan bir belge değil, hukuk güvencesinin bizzat kendisidir"
İmamoğlu savunmasına şöyle devam etti:
Bütün dünyada sessizliğin arttığı her yerde zulmün cesaret bulduğunu yaşıyoruz. Gücü elinde tutanlar bu sessizlikten beslenir; hukuksuzluk, pervasızlık ve zalimlik sınır tanımaz hâle gelir. Bugün, zalimliğin daha önce hiç görülmemiş biçimleriyle karşı karşıyayız. Ben buraya, kurumlarımızı içten içe aşındıran; emeği, kazanımı ve güvenceleri ortadan kaldırabilecek bu anlayışa karşı milletimiz adına mücadele etmeye geldiğimi ifade ediyorum. Bugün huzurunuza bir suçlama savunması yapmak için gelmedim. Bugün, gençliğinde devletine inanarak hayatını kurmuş bir insanın, aradan 31 yıl geçtikten sonra hayatının nasıl geriye doğru sökülmek istendiğini anlatmak için buradayım.
Emeğimin tescilli ve resmî belgesi olan diplomam, tam 31 yıl sonra hiçbir kural ve hukuk tanınmadan iptal edilmiştir; adeta yerle bir edilmiştir. Bu yalnızca bana yönelik bir işlem değildir. Devletin en kadim kurumları yıpratılmıştır. Bunun içinde yargı da vardır, İstanbul Üniversitesi de vardır, başta Hukuk Fakültesi olmak üzere. Bu karar milyonlarca yurttaşın zihnine aynı soruyu yerleştirmiştir: Bu ülkede tapu güvende mi? Diploma güvende mi? Emeğim, alın terim, bankadaki param, bütün kazanımlarım, haysiyetim ve onurum güvende mi?
İşte tam da bu nedenle kendimi yalnızca kendi adıma değil, 86 milyon yurttaş adına sorumluluk taşıyan bir yerde hissediyorum. Bu mücadele asla kişisel bir hukuk mücadelesi değildir. Bu, bu cennet vatanda yaşayan Türk milletinin hukuka olan inancının, devletine duyduğu güvenin ve geleceğe dair umutlarının savunusudur. Bugün burada savunulan bir belge değil, hukuk güvencesinin bizzat kendisidir.
Birinci dersimi aldım, mezun oldum ve hocalarımın tamamına yakınıyla helalleşerek üniversiteden ayrıldım. Aradan 31 yıl geçtikten sonra bir vatandaş tarafından CİMER’e bir başvuru yapıldı. Ardından ardı ardına çok sayıda CİMER başvurusu geldi. Devletin defalarca kabul ettiği bir eğitim süreci, organize başvurularla yapay biçimde tartışma konusu hâline getirildi. Buna rağmen İstanbul Üniversitesi’nin cevabı hiç değişmedi. Üniversite, CİMER’e verdiği yanıtlarda kabul koşullarını yerine getirerek mezun olduğumu açıkça ifade etti.
Hatta İstanbul Üniversitesi’nin 2024 yılı Ekim ayında hazırladığı, rektörlük imzalı dokuz sayfalık bir bilgi notu vardır. Bu bilgi notunda işlemlerin 1982 tarihli yönetmeliğe göre yapıldığı, o dönemde tanıma ve denklik şartlarının bulunmadığı, yatay geçişlerin fakülte yönetim kurulu kararıyla gerçekleştirildiği açıkça yazmaktadır. Yani bugün aranan şartların, 31 yıl önce mevcut olmadığı üniversitenin kendi belgesiyle sabittir. Bu uygulamanın istisnai değil, yıllarca uygulanmış yerleşik ve kurumsal bir uygulama olduğu da yine bu belgede yer almaktadır.
Buna rağmen kısa süre içinde bu gerçekler tersine çevrilmiştir. 8 Kasım 2024’te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı eliyle üniversiteye yazı yazdırılmış, 16 Ocak 2025’te bu yazıya dayanılarak üniversitede bir araştırma başlatıldığı bildirilmiştir. Yıllarca “mezuniyet koşullarına uygundur” diyen üniversite, 27 Ocak’ta aceleyle hareket etmiş, 17 Şubat 2025’te 31 yıl sonra “uygun değildir” kanaatine varmıştır. Ardından 18 Mart’ta, yani 19 Mart sürecinden yalnızca bir gün önce, İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu toplanarak diplomamı iptal etmiştir.
"Gizli bir işlem yoktur. Kişiye özel bir uygulama yoktur"
Ve her şey, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü adına ulusal bir gazetede yayımlanan resmî bir ilanla başlamıştır. 1980’li yıllarda Türkiye’nin en yüksek tirajlı gazetelerinden biri olan Milliyet Gazetesi’nde yayımlanan bu ilanda, yükseköğretim kurumları arasında yatay geçiş usul ve esasları açıkça duyurulmuştur. Aranan nitelikler, başvuru şartları, tarihleri ve istenen belgeler tek tek belirtilmiştir. Her şey alenidir. Gizli bir işlem yoktur. Kişiye özel bir uygulama yoktur.
Ben de bu ilanı görerek, bu ilana güvenerek ve devletin koyduğu kurallara inanarak başvuran sıradan bir öğrenciydim. Başvuru dilekçem kendi el yazımla hazırlanmış, açık, sade ve usulüne uygun bir dilekçedir. Eğitim aldığım kurumlar, tamamladığım dersler ve talebim net biçimde ifade edilmiştir. Gizli bir ifade, yanıltıcı bir unsur yoktur.
Üstelik dosyam eksiksizdir. İstenen tüm belgeler sunulmuş, hatta istenmeyen ancak süreci açıklayıcı olan üniversite tanıtım broşürleri dahi dosyaya eklenmiştir. Bu bir gizleme değil, açıklığın ve iyi niyetin en somut göstergesidir.
Başvurudan sonra süreç tamamen idarenin ve akademik kurulların yetki alanına girmiştir. Dosyam alanında yetkin öğretim üyeleri tarafından incelenmiş, hangi derslerden muaf olacağım ve hangilerini almam gerektiği belirlenmiş, raporlar hazırlanmış ve imzalanmıştır. Üniversite araştırmış, değerlendirmiş ve kendi akademik yetkisini kullanarak kabul kararı vermiştir.
Bugün bana yöneltilen iddialar, sanki bütün bu incelemeler hiç yapılmamış gibi davranmaktadır. Oysa gerçek açıktır. Kararı veren ben değilim. Kararı veren İstanbul Üniversitesi’dir. Bu aşamadan sonra sorgulanması gereken kişi de ben değilim.
İmamoğlu savunma yapıyor
Ekrem İmamoğlu savunmasında, duruşma salonunun son anda değiştirilmesine yönelik, "Bu alanda, idari mahkeme olarak bizlere uygun ortamı sağlama yönündeki gayretinizi değerli bulduğumuzu özellikle ifade etmek isterim. Elbette bizzat gelinmiş olması daha anlamlı olurdu; ancak olayın açıklığa kavuşturulması, idari anlamda sürecin duraksamadan sürdürülmesinin sağlanması da son derece önemlidir ve bu konuda ağır eleştirilere maruz kalındığı bilinmektedir. Tüm bunlara rağmen gösterdiğiniz yaklaşım için teşekkür ederim" dedi.
Sağlıklı bir yargılama ortamının oluşturulması gerektiğini söyleyen Ekrem İmamoğlu, "Bu noktada, savcılığın bulunduğu alanla ilgili olarak süreci zorlaştırmaya yönelik birtakım düzenlemeleri hayretle takip ettiğimizi özellikle belirtmek isterim. Sonuçta bu dosya, kimi çevrelerce sıradan ya da öyle algılanmak istenen bir dava gibi gösterilse de, son derece hayati ve önemli bir iddiayı konu almaktadır. Daha doğrusu, burada bir iddia yargılaması söz konusudur ve yürütülen yargı sürecinin eksenine ilişkin değerlendirmeleri birazdan daha kapsamlı biçimde ortaya koymaya çalışacağım" diye konuştu.
İmamoğlu şunları söyledi:
Bu kapsamda, yargılanmaya konu edilen hususların niteliği göz önüne alındığında, bu sürecin basite indirgenmesi mümkün değildir. Burada hem siyasi hem de mesleki açıdan son derece büyük ve hassas bir mesele söz konusudur. Bu nedenle, davanın daha geniş ve kapsamlı bir salonda ele alınması, meslektaşlarımızın ve kamuoyunun da sağlıklı biçimde süreci takip edebilmesi açısından daha verimli bir ortam sağlayacaktır.
Biz, böyle bir ortamda zorlaştırmayı değil; aksine kolaylaştırmayı sürdürme iradesindeyiz. Bu, inancımızın bize emrettiği bir tutum olduğu gibi, hayatın da bir gerçeğidir. Hele ki adalet söz konusu olduğunda, bu yaklaşımın denetimli ve ilkeli olması zorunludur. Ne yazık ki bu husus, burayı yöneten irade tarafından göz ardı edilmiştir; bunu özellikle ifade etmek isterim. Bununla birlikte, süreci kolaylaştıran tüm unsurlara; başta sayın heyetiniz olmak üzere emeği geçen herkese teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Mübarek Miraç Kandili vesilesiyle, öncelikle yeni yılınızın da hayırlı ve mübarek olmasını diliyorum. Burada, huzurunuzda tüm temennilerimizin yeni yılda karşılık bulmasını, güzel ve adil günlerin nasip olmasını diliyoruz. Ancak ne yazık ki zor bir yıla giriyoruz; zorlu bir mücadelenin içindeyiz. Bugün hem dünya bir sınavdan geçiyor, hem ülkemiz bir sınav veriyor, hem de adalet sistemi ciddi bir sınavla karşı karşıya bulunuyor.
Duruşma salonu önündeki jandarma barikatında arbede çıktı, bir vatandaş bayıldı.
Ekrem İmamoğlu'nun diploma iptaline karşı açtığı dava görülüyor
Duruşma salonu önündeki jandarma barikatında arbede çıktı, bir vatandaş bayıldı@KarabayFurkann
Gelişmeler canlı anlatım sayfamızda: https://t.co/U9YnOxhTDN pic.twitter.com/S5k05WiVvv
— Medyascope (@medyascope) January 15, 2026
Şimdiye kadar neler oldu?
- İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun lisans diplomasının iptal edilmesine kadarşı görülecek davanın ilk duruşması son anda Silivri'deki duruşma salonuna alındı.
- Duruşma küçük salonda görüleceği için adliye içinde arbede çıktı.
- Duruşmayı takip etmeye gelenler ile jandarma arasında adliyenin dışında arbede çıktı.
- Ekrem İmamoğlu duruşma salonuna getirildiğinde alkışlarla karşılandı.
- İmamoğlu savunma yaptı.
- Duruşma tamamlandı. Mahkeme 15 gün içerisinde kararını verecek.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu duruşma salonunda. İmamoğlu alkışlarla karşılandı.
Özgür Özel duruşma salonunda
CHP Genel Başkanı Özgür Özel duruşma salonuna güçlükle girebildi.
Özel'e CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik eşlik etti.
Ekrem İmamoğlu'nun diploma iptaline karşı açtığı dava görülüyor
CHP Genel Başkanı Özgür Özel duruşma salonuna geldi@KarabayFurkann
Gelişmeler canlı anlatım sayfamızda: https://t.co/U9YnOxhTDN pic.twitter.com/7qXd43Mmr5
— Medyascope (@medyascope) January 15, 2026
Arbede çıktı
Salona alımların kapatılmasının ardından duruşmayı takip etmek isteyenler ile jandarma ekipleri arasında arbede çıktı. Halk TV muhabiri Gamze Altunay'ın aktardığına göre CHP'li milletvekilleri Sibel Suiçmez ile Ali Gökçek tepki gösterdi.
Öte yandan Muratcan Altuntoprak'ın aktardığı bilgiye göre TOMA tarafından yapılan anonsta duruşma salonunun kapasitesinin yetersiz olduğu söylendi ve girişlerin boşaltılması istendi.
Duruşma salonuna girmek isteyenler, jandarma barikatını aştı.
Ekrem İmamoğlu'nun diploma iptaline karşı açtığı dava görülüyor
Duruşma salonuna girmek isteyenler, jandarma barikatını aştı@KarabayFurkann
Gelişmeler canlı anlatım sayfamızda: https://t.co/U9YnOxhTDN pic.twitter.com/dvPOHf1udu
— Medyascope (@medyascope) January 15, 2026
Furkan Karabay'ın aktardığına göre duruşmanın küçük salonda görüleceğinin belirtilmesi üzerine barikat önünde kalabalık oluştu.
Duruşmaya kimler takip ediyor?
Furkan Karabay'ın aktardığına göre Silivri’de görülen önceki duruşmalara göre salon önünde ve cezaevi girişinde geniş güvenlik önlemlerinin alındığı görüldü.
Çok sayıda jandarma eri salon çevresinde hazır bulundu. Cezaevi dışında jandarma barikat kurdu.
Sezgin Tanrıkulu, Mustafa Sarıgül, Ahmet Özer, Gökçe Gökçen ve çok sayıda CHP'li salon önünde bulunuyor.
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan da duruşmayı takip edenler arasında.
Ceza davası da açılmıştı
Ekrem İmamoğlu hakkında, üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasıyla “zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik” suçundan ceza davası açılmıştı.
İmamoğlu’nun 8 yıl 9 aya kadar hapis istemiyle yargılandığı diğer dava ise 16 Şubat’a ertelenmişti.
Duruşma neden Silivri’de?
İstanbul 5. idare Mahkemesi, başvuruya konu iptal işlemine ilişkin davada duruşma yapılmasına karar vermişti. Mahkeme, iptal talebi üzerine duruşma tarihini, 15 Ocak 2026 olarak belirlemişti.
Mahkeme, İmamoğlu’nun 15 Ocak’taki duruşmada hazır edilmesi için cezaevine müzekkere yazmıştı. İmamoğlu, İBB’ye yönelik “mali” soruşturma kapsamında tutuklandıktan sonra sadece “casusluk” soruşturması için Silivri’den dışarı çıkarılmıştı.
İmamoğlu’nun, bu kez de İdare Mahkemesi’ndeki davası için Silivri’den dışarı çıkarılması bekleniyordu ancak, kısa süre sonra duruşmanın Marmara Kapalı Cezaevi karşısında bulunan duruşma salonlarından birinde yapılması için cezaevine bir başka müzekkere daha yazılmıştı.
Böylelikle duruşmanın, Silivri’deki Marmara Cezaevi önünde bulunan salonda yapılmasına karar verilmişti.
“Diplomanın iptalinin iptali” davası: İmamoğlu, hakim karşısına çıkacak
CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, lisans diplomasının iptal edilmesi kararına karşı açtığı davanın ilk duruşması Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesi karşısındaki duruşma salonunda görülecek.
Saat 11:00’da başlayacak olan duruşmaya, Marmara Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan İmamoğlu da katılacak.
Silivri'de görülen duruşmayı Furkan Karabay takip ediyor.
Medyascope editörleri Gamze Elvan ve Ekin Karaca da gelişmeleri canlı anlatım sayfamızdan aktarıyor.
Ne olmuştu?
Girne Amerikan Üniversitesi’nden İstanbul Üniversitesi’ne 1990’da yatay geçiş yapan Ekrem İmamoğlu, 1994’te İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden mezun olmuştu.
İmamoğlu, 2017’de İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yüksek lisansını, “Belediyelerde insan kaynakları yönetimi Beylikdüzü Belediyesi örneği” teziyle tamamlamıştı.
İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu, 18 Mart 2025″te İmamoğlu dahil 28 kişinin lisans diplomalarını 1990 yılında “usulsüz yatay geçiş yapılması” gerekçesiyle iptal etmişti.
İmamoğlu, İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu’nun 18 Mart 2025 tarih ve 3/1 sayılı işlemine itiraz etti. 6 Mayıs 2025’te İmamoğlu, “Yokluk” ve “açık hata” gerekçeleriyle diplomasının iptal kararının iptal edilmesini talep etmişti.
“İptalin iptali” davasını açan İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan 1,5 ay sonra İBB soruşturması kapsamında tutuklanmıştı.
İstanbul 5. İdare Mahkemesi, 22 Mayıs 2025’te İstanbul Üniversitesi’ne müzekkere yazarak iptal kararına dayanak olan bilgi ve belgeleri istemişti. Bir ay sonra Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından, İstanbul 5. İdare Mahkemesi Başkanı Recep Şendil ve üye hâkim Gün Yazıcı görevden alınmış, yerlerine yeni isimler atanmıştı.
Yeni heyet, 30 Temmuz 2025’te diploma iptali kararının yürütmesinin durdurulması talebini reddettmişti. İmamoğlu’nun yüksek lisans diploması da iptal edilmişti.









