Spekülatif’in bu bölümünde Emre Dündar sanatın, toplumu gerçeklerle yüzleştiren en etkili biçimlerden olduğunu fakat bunun bazen sarsıcı ve rahatsız edici de olabildiğini “dikey yüzleşme” kavramı üzerinden anlattı.
Spekülatif’te bu hafta Emre Dündar, sanat ve iktidar ilişkisini anlattı. Sanatın, bireyi ya da toplumu gerçekle yüzleştirme potansiyelini en etkili biçimde kullanan alanlardan biri olduğunu söyleyen Dündar, “Sanatsal üretim sayesinde, çoğu zaman gündelik hayatın akışı içinde görmezden gelinen, bastırılan ya da normalleştirilen gerçekliklerle temas etme imkânı buluyoruz. Gerçeğin farklı katmanlarıyla, farklı açılardan ve çoğu zaman dolaysız bir şekilde karşı karşıya gelmek, sanatın sunduğu en güçlü deneyimlerden biridir” dedi.
Bu yüzleşmenin yalnızca estetik bir deneyim olmanın ötesine geçtiğini; sarsıcı, rahatsız edici ve dönüştürücü de olabileceğini belirten Dündar, sanatın, izleyiciyi konfor alanından çıkararak onu düşünmeye, sorgulamaya ve bazen de kendi konumunu yeniden değerlendirmeye zorlayabildiğini belirtti ve şöyle ekledi:

“Yüzleşme, pasif bir fark ediş değil; aktif bir hesaplaşma hâlidir. Sanat, gerçeği temsil etmekle yetinmez, onu yeniden kurar, çarpıtır, görünür kılar ve böylece izleyiciyi bu gerçeklikle yüz yüze getirir.”
Sanatın iktidarda kurduğu gerilimli ilişki
Dündar, “dikey yüzleşme” kavramı ile sanatçının güçle, erkle ve iktidarla kurduğu ilişkiyi şöyle açıkladı:
“Dikey yüzleşme, yatay ilişkilerdeki karşılaşmalardan farklı olarak, hiyerarşik bir yapıya doğru yönelen sanatçının yukarıya, yani iktidarın merkezine bakarak söz üretmesini ifade eder. Sanatın iktidarla kurduğu bu gerilimli ilişki, kimi zaman açık bir karşı çıkış, kimi zaman ise daha örtük, dolaylı ve spekülatif stratejilerle kendini gösterir. Sanatçı, bu tür yüzleşmelerde yalnızca bir tanık değil, aynı zamanda bir müdahil olarak konumlanır. Ürettiği iş, iktidarın dilini, sembollerini ve söylemlerini ifşa edebilir; gücün görünmez kılmaya çalıştığı çatlakları açığa çıkarabilir. Bu anlamda sanat, yalnızca eleştiren değil, aynı zamanda alternatif düşünme ve hayal etme biçimleri öneren bir alan hâline gelir.”
Dündar, sanatın iktidar karşısındaki bu dönüştürücü ve riskli pozisyonunu, yüzleşmenin neden hâlâ gerekli olduğunu, sanatın bu yüzleşmeleri nasıl mümkün kıldığını ve insanlar üzerinde nasıl etik, politik ve duygusal alanlar yarattığı üzerine değerlendirmelerde bulundu.







