İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nasıl unuturum Ümit Besen’im seni?

Yıllar önce radyo ve televizyonlarda Türk Sanat Müziği şarkıları yaygındı, Halkın çoluk çocuk akın ettiği sinemalarda bile hep romantik filmler gösterildiği için, filim aralarında molalarda Emel Sayın’dan, Neşe Karaböcek’ten, Nesrin Sipahi’den, Behiye Aksoy, Zeki Müren’den, Bülent Ersoy’dan, Zekai Tunca’dan, Taner Şener’den ve benzeri sanatçılardan “Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım”, “Mavi dünyam benim ömre bedeldir”, “O ağacın altını bilmem anıyor musun”, “Bir gece ansızın gelebilirim”, “Gözlerini gözlerimden ayırma hiç ne olur”, “Eski dostlar, eski dostlar, Bir şarkısın sen, Tövbeler tövbesi, Buruk acı, Saçların tarûmar olmuş gözlerinde nem… Ateşe benzer küle dönmüşsün!.. Hayal mi gerçek mi gördüğüm bilmem.. Elden ele gezer güle dönmüşsün!” gibi şarkılar dinlenirdi.

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nasıl unuturum Ümit Besen'im seni?
İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nasıl unuturum Ümit Besen’im seni?

Tarık Akan, Emel Sayın, Kadir İnanır, Cüneyt Arkın, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, Ediz Hun gibi artistlerin filmlerini izlemek için salonu dolduran seyirciler, ailecek çekirdek ve meşrubat eşliğinde heyecanla, hüzünle, gözyaşlarıyla seyrederken, başka âlemlere dalarlardı.

İki film arasındaki arada millet nevalelerini düzmek için büfeye koştururken, yukarıda bahsettiğim şarkılar bir yandan çalardı. Derken bir süre sonra şarkılar Türkçe Hafif Müzik denen şarkılara dönüştü. “Senden başka, senden başka sevemem ben kimseyi”, “Sev kardeşim”, “Hayat bayram olsa”, “Gülpembe”, “Her yerde kar var”, “Nasıl da tatlı tatlı gülerdin yüzüme, senden başkasını görmezdim”, “Son verdim kalbimin işine,”, “Ah bu hayat çekilmez, Bu ne dünya kardeşim seven sevene”, “Olmaz böyle şey yoksa rüya mı”, “Ateş de bacayı sarmış”,”Kovaladıkça kaçan ateş böceği misin” gibi şarkılar daha çok duyulur oldu. 1970’li yıllarda aranjman dedikleri Türkçe Hafif Müzik furyası vardı.

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nasıl unuturum Ümit Besen'im seni?
İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nasıl unuturum Ümit Besen’im seni?

Ajda Pekkan, Barış Manço, Nilüfer, Erol Evgin, Şenay, Füsun Önal, Gökben, Seyyal Taner, Nil Burak, Yeliz, Yeşim gibi isimlerin hüküm sürdüğü çok da uzun sürmedi. Gerçi Barış Manço ve Ajda Pekkan bu zamana kadar bir şekilde var oldular ama Şenay, Füsun Önal, Gökben, Seyyal Taner kaybolup gittiler. Şarkılarını en çok dinlediğim Füsun Önal, müziği bırakıp yazar oldu.

1975’lerden itibaren arabesk ön plana çıktı. Daha doğrusu yıllarca sürecek Ferdi Tayfur fırtınası esmeye başladı. Dillere düşen Çeşme, Derbeder, Son Sabah, Benim Gibi Sevenler, Huzurum Kalmadı, Sanma Sana Dönerim gibi şarkılarıyla, rekor kıran filmleriyle âdeta ülkeyi büyüledi.

Orhan Gencebay, Zeki Müren, Bülent Ersoy, Barış Manço, İbrahim Tatlıses gibi isimlere girmiyorum, onlar ayrı bahis. Her zaman, her dönem var oldular.

12 Eylül sonrası günlerde ise bir anda Ümit Besen isminde bir şarkıcı çıktı ortaya. Plakçılar, kasetçiler artık onun şarkılarını çalıyordu. Şikâyetim Var adını taşıyan albümdeki şarkılar oldukça romantikti. Özellikle Tahta Masa şarkısı dikkatimi çekmişti.  Yumuşak, dinlendirici, farklı güzellikte sesiyle, kendine has bir kitle oluşturmaya adaydı. Şikâyetim Var şarkısını sağda solda işitiyordum.

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nasıl unuturum Ümit Besen'im seni?
İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nasıl unuturum Ümit Besen’im seni?

Bir zaman sonra Islak Mendil diye bir şarkı dolanmaya başladı ortalıkta. Polis radyosundan, plakçılardan ve o zamanın en yaygın müzik dinleme âleti olan teyplerden sürekli bu şarkıyı duyuyordum. Dahası hafta sonları Halil ağabeyimin evine gittiğimde yengem polis radyosu açıyor, o radyo da mütemadiyen Ümit Besen’in Islak Mendil şarkısını çalıyordu.

Ümit Besen asıl şöhretini Islak Mendil şarkısıyla yakalamıştı. Dinleyicilerin çoğunluğu kadınlar ve genç kızlardı. Plakçı dükkânına takıldığımda en çok kadınlar Islak Mendil kasetini alıyordu.

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nasıl unuturum Ümit Besen'im seni?
İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nasıl unuturum Ümit Besen’im seni?

Ümit Besen kadınların halinden anlıyor

Askere gitme vaktim geldiğinde, trenle giderken yakınımda oturan bir kadın yanındakine Ümit Besen’den ve Islak Mendil şarkısından bahsediyordu. “Her gün, her gün defalarca dinliyorum hiç bıkmıyorum dinlemekten. Bambaşka âlemlere, unutamadığım eski günlere götürüyor beni.”

Yanındaki kadın da benzer şeyler söylüyordu. “Ümit Besen’de bambaşka bir ses var gerçekten, sakin ve etkileyici. Şarkı sözleri de o kadar güzel ve anlamlı ki..”

Benim onları dinlediğimi fark edince, biri bana gülümseyerek döndü.

“Sizce de öyle değil mi?” dedi.

Benimle konuşacaklarını beklemediğim için şaşırmıştım.

“Evet. Islak Mendil’i arada sırada duyuyorum, güzel şarkı gerçekten.”

Ben öyle deyince daha çok methetmeye başladılar Ümit Besen’i. Çok kibar, çok efendi olduğundan bahsettiler. “Kadınların halinden anlıyor” dedi biri.

Ben de, niyeyse “Ferdi Tayfur da erkeklerin halinden anlıyor” dedim. Biraz bozulduklarını görünce, hemen toparladım. “Ama Ümit Besen’in yeri ayrı tabii.”

Böyle desem de ineceğim Eskişehir’e varıncaya kadar benimle artık muhatap olmadılar.

Eskişehir’deki pek çok akrabalarımızdan biri olan İdris eniştemle, Zekiye teyzemin evine geldim. Dünya tatlısı İdris eniştem ise tam Ümit Besen’in tipinde biriydi. Saç biçimi, yuvarlak yüzü ve bıyığıyla, abi kardeş denecek kadar benziyordu.

O gece onlarda kaldıktan sonra ertesi günü Ankara’ya geldim. Akşamüstlerine kadar Ankara’nın Kızılay’ını gezdim, Yaşar Kaplan’ın yanına, başka kitapçılara uğradım. Oradan da Mamak Muhabere Okuluna gelip teslim oldum. Bambaşka bir dünyadan, çok farklı bir dünyaya ayak bastığımı, nizamiyeden girdiğim anda anladım.

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nasıl unuturum Ümit Besen’im seni?

Benim gibi ana kuzuları memleketin dört bir yanından gelmiş yüzlerce kişi, korku, endişe ve merakla ne olacak, askerliğimiz nasıl geçecek diye bekliyorduk. Ortalık ana baba günüydü. Onbaşılar, çavuşlar, kimi askerler yüzlerce sivil hayattan askeri hayata adım atan bizlere bir şeyler söylüyorlardı.

Bende Mamak Muhabere Okulu komutanı Selahattin Gökkartal’a verilmek üzere bir mektup vardı. Ortaokuldayken kitapçı dükkânında çalıştığım komşumuz Ahmet Bali’nin ağabeyi, Emekli Albay, 12 Eylül darbesi olunca Tavşanlı Belediye Başkanı ve avukat Abdullah Bali vermişti mektubu. Rütbe filan bilmediğimden “Bu adam bana ne yapabilir ki, bu mektubu kime versem ki?” diye düşünüyordum. Orta yaşlı rütbeli birine yanaştım, “Efendim ben bu mektubu nasıl ulaştırabilirim?” diye sordum. Adam mektubu aldı, zarftaki ismi görmesiyle neredeyse hazır ola geçti. “Tamam yavrum, ben teslim ederim” dedi. Adamın kim olduğunu, rütbesini filan bilmiyordum, “İnşaallah verir” dedim içimden. Fakat bir ara, bir çavuş ona “Binbaşım” diye hitap edince, Binbaşı olduğunu anladım.

Bir süre sonra bölük bölük ayırdılar bizi. Her bölük bölüğüne doğru başlarında askerlerle bir yerlere gidiyordu. Bende kendi bölüğümde şaşkın ve endişeyle kendi bölüğüme doğru yürüyordum yirmi-otuz kadar arkadaşla. Hava kararmıştı. Tepelik bir yerde yüksek binaların olduğu yere geldik, birine girdik. Sonra berbere koydular, üç numara asker traşı olduk. Güzelim saçlar gitmiş, tuz kabağı olmuştum, yani dazlak gibi bir şey. İki sene saçlarımıza veda edecektik demek.

Sonra bizi koğuşa getirdiler. Herkes ranzalardan bir yatak ayarladı. Benim yerim ranzanın üstündeydi. Askerler bağıra çağıra bir şeyler anlattılar, sabah şu saatte kalkılacak, tuvalet-traş şu kadar dakika, sonra arazi mıntıka temizliği, sonra yemekhaneye girilecek, sonra da eğitim. “Acaba sabah o saatte kalkabilir miyim?” diye korkuyorum. “Bir de üst ranzadan acaba yere düşer miyim?” diye endişe ediyorum. “Daha akşamın sekizi dokuzu bu saatte nasıl uyurum, ya uyuyamazsam?” diye de korkuyorum.

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nasıl unuturum Ümit Besen’im seni?

Askerliğimin ilk sabahı Islak Mendil dinlemek

Akşamın dokuzlarında tavuk gibi yatmak alışık olmadığım bir şey. Ama o gece yattık, bir süre sonra ışığı kapattılar. Annelerin korkusundan yatağa zorla yatan çocuklar gibi yorganların altına girdik. Tabii uyuyamıyor, düşünüyordum. “Yarın neler olacak, askerlikte iki sene nasıl geçecek, acaba burada kitap okuyabilir miyim, kitap yazabilecek miyim, Tavşanlı’yı bir daha görebilecek miyim, sevdiklerime kavuşabilecek miyim?” gibi düşüncelerle saatler geçirdikten sonra uyumuşum.

Sabahın köründe kaldırdılar. Korkularla, şaşkınlıkla kendime gelmeye çalışıyordum. Tuvaletti, traştı, verilen askeri elbiseleri giymek, büyük botları ayağa geçirmek derken, dışarıya çıktık. Her taraf karanlıktı. Uzaklardan evler gözüme takıldı, millet ne güzel uyuyordu. Karşılardan Mamak Cezaevi görünüyordu, orada siyasi liderlerin kaldığı, ağır işkencelerin yapıldığı söyleniyordu. Kimler varsa, Allah yardımcıları olsun deyip durdum.

Sabah karanlığında, ay ışığında, Kasım soğuğunda ellerimizi hohlaya hohlaya yerlerden izmarit topluyorduk. Artık askerdik, sivil hayat çok uzaktaydı. Karşılarda görünen evlere, evlerde şu an uyuyanlara, Ankara-Samsun karayolundan tek tük geçen arabalara hasretle, özlemle bakıyordum. Tavşanlı’nın kedilerini köpeklerini bile özlemeye başlamıştım. Tavşanlı’da, evimde geçen günlerimi, dostlarımı, arkadaşlarımı, sevdiklerimi, hatıralarımı düşüne düşüne mıntıka temizliği bitti.

Bizi toparladılar, sıraya koydular ve askerler bağıra çağıra bizi ağıla koyunları sokar gibi yemekhaneye soktular. Yemekhane ana baba günüydü, müthiş bir curcuna vardı. Altışar kişi bir masaya oturduk. Çavuşun biri bir şeyler anlattı, askerliğimizin ilk gününe dair. Sonra “Tanrımıza hamd” olsun diye bağırdık, “Afiyet olsun” dedikten sonra yemeğe başladık. Üşümüştük ve akşamdan beri açtık, kaşıklar hızlı hızlı gitmeye başladı ağızlarımıza.

Derken romantik bir müzik sesi duyuldu, ardından da sözleri.

 Mademki bu gece ayrılacağız

 İstemem bir daha güneş doğmasın

 Mademki son defa sarılacağız

 Git, veda ettiğini duyan olmasın

Bu şarkıyla alabora olmuştum. Herkes kulak kesilmişti. Ben de çok farklı duygularla dinliyordum.

 Nasıl unuturum sevgilim seni?

 Ölüme götürür hasretin beni

 Islak mendilini, yırtık resmini

 Geri al sevgilim bende kalmasın!..

Yemekhanenin gazino kısmındakiler bu şarkıyı çok seviyor olmalılar ki, döndürüp döndürüp pikaptan hep bunu çalıyorlardı.

Neyleyim doğacak güneşi artık

Neyleyim olacak sabahı artık

Sevgilim biz de mi ayrılacaktık

Git veda etmeden duyan olmasın

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nasıl unuturum Ümit Besen'im seni?
İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nasıl unuturum Ümit Besen’im seni?

Nikâhına beni çağır sevgilim

Bu şarkı ile can evimden vuruldum. O zaman kadar kulağıma gelen, duyduğum bir şarkıydı ama bu sefer askerlik ortamının da etkisiyle şimdi can kulağıyla dinliyordum. Bir de bu şarkıyı duyuncaya kadar, askerliğe değil de hapishaneye gelmiş gibi hissediyordum. Ama bu şarkıyla, askerde de şarkılar dinlenebildiğini, farklı da olsa bir hayatı yaşayacağımızı anladım ve karamsarlığım biraz gitti.

Sonraki günlerde eğitimler, nöbetler, askeri hayat normalleşti gözümde. Mayıs ayına kadar yemekhanede ve askeri gazinoda en çok Islak Mendil’i dinledik desek yeri var. O pikabı çalan onbaşılar, çavuşlar, Ümit Besen’i ve şarkılarını sevdirmişlerdi.

Bir süre sonra, 1982’nin Mayıs ayında Ümit Besen’in yeni çıkan bir pikabını çalmaya başladılar.

Nikâhına beni çağır sevgilim

İstersen şahidin olurum senin

Bu adam kim diye soran olursa

Eski bir tanıdık dersin sevgilim

Bu Nikâh Masası şarkısı, bambaşka bir şarkıydı. Bayramın Olsun adlı pikapta sadece bu ilk şarkı Nikâh Masası şarkısını dinliyorduk. Haftalarca daha sonraki şarkılara geçilemedi. Ümit Besen’in en güzel, en bilinen şarkısı oldu ve beni asıl bu albümdeki şarkılar Ümit Besen’ci yaptı.

Daha sonra Bayramın Olsun adını taşıyan bu albümdeki diğer şarkıları dinlediğimizde, bütün şarkılar birbirinden güzeldi. Mesela Söz Verdim Kendime şarkısı hep dilimdeydi.

Gidişin ecelim olsa da var git

Sanma ki, dur diye yalvaracağım

Varsın da kalmasın senden bir ümit

Sanma ki, ardından ağlayacağım

Yalnız sen değilsin vefasız çıkan

Yalnız ben değilim aşkta aldanan

Anlamsız dönüp de ardına bakma

Sanma ki, dur diye yalvaracağım

Bu tür şarkıların tamamını nasıl bilirdim, şaşardım. Dinleye dinleye aklımda iyi kalmıştı demek. O kadar çok dinlerdik ki ve herkes o kadar çok söylerdi ki!.. Nöbet tutan askerler bu tür şarkılar fısıldardı karanlıklara. Gece vaktinde koğuştan bile duyulurdu şarkılar. Duya duya ezberlemiştik pek çok şarkıyı. Başını söyleyince, sonu kendiliğinden gelirdi.

Sevmedin ben gibi, artık hiç sevme

Gülmedin yüzüme, artık hiç gülme

İstemem, pişmanlık duyup da dönme

Söz verdim kendime, unutacağım

Bu, Söz Verdim Kendime şarkısından başka, Unutulmuşum, Zahmet Olmazsa, Posta Kutusu, Zor Gelir Bana, Bayramın Olsun, Yakında Geleceğim defalarca dinlediğim, eğitim molalarında söylediğim, nöbetlerde mırıldandığım şarkılar olmuştu. Unutulmuşum bu şarkılardan biriydi.

Maziye gömülmüş bir hayal gibi

Anladım ne yazık unutulmuşum

Dilimde çok eski bir masal gibi

İnandım ne yazık unutulmuşum

Oysaki gönlümde bitmez ümittin

Sen benim kalbimde dinmez hasrettin

Kanımdın canımdın bence her şeydin

Aldandım ne yazık unutulmuşum

Zahmet Olmazsa şarkısı da dilimden düşmüyordu:

Bir eski dost gibi hatırla beni

Bir selam ver yeter zahmet olmazsa

Unutmuş olsan da eski günleri

Adımı an yeter zahmet olmazsa

Yırtmadınsa eğer mektuplarımı

Yeniden aç oku zahmet olmazsa

Hala duruyorsa eski resimler

Arada bir göz at zahmet olmazsa

Samanyolu şarkısından sonra en çok dile düşen şarkı

Akşamüstleri, çam ağaçlarının altında çaylarını yudumlarken söylediğimiz şarkılar bölüğü sarardı. Masalarda oturanlar, koğuşun önünde dikilenler seslerini kısardı, her taraf sessizleşirdi. Bir şarkıyla yetinmezler, bir daha diye tuttururlardı.

Bu arada askerliğin ilk günlerinde rütbeleri öğrenirken anladım ki, meğer hakkımda mektup yazılan Tümgeneral, bütün buranın komutanıymış. Ben de “bu adam bana ne yapabilecek ki” diyordum. Bir gün beni çağırdı. Korka, terleye, titreye en büyük komutanın büyük odasına girdim. Tanıştık, mektubu yazan Abdullah Bali’yi sordu, bir süre sonra samimi olduk. Usta birliği için nereyi istediğimi sordu. Samimi olduk ya, hemen “Tavşanlı!” dedim. “Hadi len” dedi. “Kütahya olsun” dedim. “Olmaz,” dedi. Meğer bizim oralar havacıymış, olmazmış. “İstanbul olsun” dedim. “Peki, 4. Levent olsun” dedi.

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nasıl unuturum Ümit Besen’im seni?

Ancak üç aylık acemilik bittikten sonra, dağıtım yerim Ankara Etlik olarak çıktı. Gülhane hastanesinin arkasındaymış. Ben bozuldum. Fakat arkadaşlar “harika bir yer” dediler. Sonradan da komutandan haber aldım, orada albaylık yapmış, gayet güzelmiş, hem göz önünde olurmuşum. Okuyan yazan biri olduğum için ben burada rahat edermişim.

Bende “çok güzel” diye dağıtım izninden sonra bir çanta dolusu kitap, teyp ve kasetlerle kampa gelir gibi geldim. Bir yandan da “Ya, kötü bir yerse?” diye korkuyordum. Ama geldiğimde gördüm ki, tavus kuşları, havuzlar ve binlerce sivilin de olduğu bir yermiş. Sivillerin çalıştığı fabrikalar vardı. Ben santrale geçtim. Yan binamızda çalışan Makbule Söğütçü hanımın daktilosunu, mesaisi bittikten sonra kullandım, burada dört kitap yazdım. Bir Buket Gül romanım bunlardan biriydi. Roman, hikâye yazdıklarımı Makbule ablanın kızı Sezin okuyor, görüşlerini belirtiyordu.

Tabii ki bol bol Ümit Besen dinliyor, Ümit Besen şarkıları söylüyordum.

Ümit Besen’in Bayramın Olsun albümü bana göre en güzel albümüydü, bütün şarkıları birbirinden güzeldi. Ancak en çok dinlenen Nikâh Masası olmasına rağmen, o şarkı her yerde sürekli çaldığı için bıkmıştım. Zaten, Berkant’ın Samanyolu şarkısından sonra, milletinin diline en çok dolanan, her yerde sürekli çalınan Nikâh Masası şarkısıymış Türkiye’de.

Etlik’te askerliğimi yaparken Dostlar Sağolsun albümü çıktı. Bu kasette de birbirinden güzel şarkılar vardı ama özellikle Okul Yolunda şarkısı bambaşkaydı. Nikâh Masası’nı pek aratmayacak güzellikteydi. Oradaki müzik, Ümit Besen’in ses tonu, şarkının sözleri çok etkileyiciydi.

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nasıl unuturum Ümit Besen’im seni?

“Hatırladın mı eskiden” diye başlayan ve milyonları etkileyen bir hüzündü.

Hatırladın mı eskiden

Geçmişteki günlerden

Akşamları beklerdim

Sen okuldan dönerken

Bitmesin derdik bu yol

Yağmurda ıslanırken

Geceler bile gündüzdü

Seninle beraberken

Ama aylardan sonra başkasıyla el ele görür. Yine de kıyamaz, mutluluklar diler.

Mutluluklar benden sana

Beraber olmasak da

Sallanarak yürürüm

Artık kendi yolumda

Ümit Besen’i askerde çok dinlemiştim. Hâlâ da çok sık dinlerim. Şarkıları hep ayrılık ve giden üzerinedir, isyan ve feryad yoktur ama nahif bir acı vardır, burukluk hissedersiniz. Söz Verdim Kendime, Zahmet Olmazsa, Unutulmuşum, Posta Kutusu, Zor Gelir Bana, Bayramın Olsun, Yakında Geleceğim, Düğünün Varmış, Canım Sevgilim, Dostlar Sağolsun, Okul Yolunda, Bir Yaz Günü Seninle, Tahta Masa, Bir Yudum Su Gibi, Bir Kalp Boş Kaldı, Anarsan Eski Günleri hepsini defalarca dinlerim.

Bir tek mutluluk şarkısı var Sana Kavuştum, onu bir başka severim.

Bakışların gönlümde aşkı yarattı

Mutluluk denizinde yüzer gibiyim

Diz çökmüş önümde sanki gökyüzü

Seninle bulutlarda gezer gibiyim

Küskündüm kaderime, sen barıştırdın

Bir bilsen şimdi sana nasıl alıştım

Bunca yıldır boşuna aşksız yaşadım

Geç de olsa mutluyum, sana kavuştum

Ümit Besen, Nikâh Masası’nı söylemekten bıkmış

Ümit Besen ile birkaç kez telefonla görüştüm. Konuşmanın bir yerinde Nikâh Masası’ndan bahsettik.

“En sevilen şarkım ama ben bu şarkıyı söylemekten bıktım. Konserlerde defalarca söyletiyorlar. İki şarkı dinliyorlar, hemen Nikâh Masası diyorlar.”

“Ben de bıkmıştım,” dedim. “Askerdeyken Bayramın Olsun albümünün sadece bu ilk şarkısını haftalarca dinletmişlerdi, diğer şarkılara daha sonra geçebilmiştik. Ama bu şarkı söyleyeni, besteleyeni, Ümit Besen’i bile aşan bir şarkı, kendini çok sevdirdi.”

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nasıl unuturum Ümit Besen’im seni?

Sonradan bir yerde okudum. Ümit Besen, “Nikâh Masası’nı bugün yazıp besteleseydim bu kadar tutulmazdı” demiş. O zamanın insanları bugün yok demeye getirmiş. Bence, bugün besteleseydi, yine dillere düşerdi. O şarkının öyle bir özelliği var.

Yıllar sonra müzik piyasasının en büyük dağıtımcısı Esen Müzik’te çalıştığım dönemde o şarkıların çoğunun sözlerini yazan Ahmet Selçuk İlkan ve yine o şarkıların çoğunu besteleyen Selami Şahin ile Ümit Besen’in o şarkıları hakkında çok sohbet ettik. Benim odam salon gibi büyük olduğu için sanatçılar genelde benim odaya takılırlardı. Çoğu zaman iki kardeş gibi gelip giden Ahmet Selçuk İlkan ve Selami Şahin’in hatıralarını dinlemek büyük keyifti.

Ümit Besen ile ortak bir arkadaşımız var Tacettin Ural. Kendisi Yörünge dergisinden gazeteci arkadaşım, uzun zamandır Adalet Bakanlığı’nda. Güya beni Ümit Besen’in yanına götürecek, tanıştıracaktı. Birkaç asır geçti bir hareket yok.

Birimiz ölmeden görüştürse bari.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.