Filistin konusunda sivil girişimlere baskıların arttığı görülüyor. Bilal Erdoğan’ın başlattığı Filistin eylemlerinin ardından bu yaklaşımın netleştiği açık. Filistin, şu an Türkiye’de devlet tekeli altına alınmaya çalışılan bir mesele haline geldi. Aktivizm ve protesto dahil olmak üzere tüm faaliyetlerin devlet merkezli yürütülmesi yönünde bir irade ortaya konuyor.
Bir yandan da sanki bir günah saklanmaya çalışılıyor gibi. Kuban Kural davası örneğinde bu günahı ifşa etmenin bedelinin ödendiği anlaşılıyor. Kural, arkadaşlarıyla 7 Ekim 2023 sonrası Eskişehir’de organize ettiği eylemlerle öne çıktı. Bu protestolarda Türkiye üzerinden İsrail’le sürdürülen ticaretin gündeme getirilmesiyle Kural’ın başı belaya girdi.

Kuban Kural kimdir?
Kural, ilk gençlik yıllarına denk gelen 28 Şubat sürecince Beyazıt’taki başörtü eylemlerinde yer almış biri. Kendisinin ifadesiyle, devlet despotizmini temsil eden copun fiziki acısını da ilk o yıllarda tatmış. Bu deneyimlerin ardından, yıllar içerisinde kendisini Kafkas-Çerkes davasına adadı. Rusya konsoloslukları önündeki protestolarda öne çıktı.
Kural, Haziran 2012’de Rusça bir notla ölümle tehdit edildi. O yıllarda Türkiye’de Kafkasyalı aktivistler suikastlara kurban gidiyordu. Türk vatandaşı Çeçenya konsolosu Medet Önlü de Mayıs 2013’te öldürüldü. Yani Kural, Rusya’nın doğrudan hedefe koyduğu bir isimdi, şu an yaşadığı hukuki süreçler onu yıldıracak türden meseleler değil.
Kural, aynı zamanda Emek ve Adalet Platformu, Ajans Kafkas, Guşıps, Mızağe, Marksist, Agos, Altüst, İlke TV gibi birçok platformda yazıları çıkmış biri. Son dönemde Çerkes meselesi üzerinden Türkiye’nin demokrasi sürecini mercek altına aldı. Toplumsal barışı öne çıkaran Kural, en çok da kendi mahallesine, Çerkeslere eleştiri getirdi.

Eskişehir’de düzenlenen protestolar
Aksa Tufanı Operasyonu’nun (7 Ekim 2023) ardından İsrail’in Gazze’de başlattığı soykırım sonrası bütün Türkiye’de olduğu gibi Eskişehir’de de protestolar organize edildi. Eskişehir Filistin ile Dayanışma Platformu da o günlerden itibaren aktif bir şekilde Filistin’e destek eylemleri organize etti. Kural da platformun sözcüsü oldu.
“İsrail’le Ticaret Filistin’e İhanet” temalı eylemler, sadece Eskişehir’de değil, eş zamanlı olarak Türkiye’nin birçok yerinde gerçekleşti. Protestolarda Türkiye’nin İsrail’le sürdürdüğü ticaretin sonlandırılması talep ediliyordu. Açıklamalarda ticareti Zorlu Holding, SOCAR, HABAŞ gibi MÜSİAD ve TÜSİAD’a bağlı şirketlerin sürdürdüğü vurgulandı.
İktidar o dönem gerçekleştirdiği resmi açıklamalarda aktivistleri MOSSAD ajanı olmakla suçladı ve İsrail’le ticaret yapılmadığını iddia etti. Ancak sonra 9 Nisan 2024 tarihinde Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada İsrail’e ihracat kısıtlamasına gidileceği vurgulandı. 54 ürün grubu için getirilen kısıtlama ise İsrail’le yapılan ticaretin itirafı olarak yorumlandı.

200 Filistin aktivisti yargılanıyor
Kural, Cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla açılan davadan beraat etmesine rağmen dosya savcı tarafından istinafa taşındı. “Cumhurbaşkanlığı Varlık Fonuna bağlı BOTAŞ Filistin soykırımının suç ortağıdır” ifadesi gerekçe gösterilerek, “Türk Milletini, Cumhuriyeti, devletin kurum ve organlarını aşağılama suçu” iddiasıyla açılan dava ise devam ediyor.
Şu an Türkiye’de, Filistin’e destek verdiği, İsrail’i eleştirdiği ve Türkiye’nin ticareti tamamen sonlandırmasını talep ettiği için yaklaşık olarak 200 kişiye devlet kurumlarını aşağılama suçlamasıyla dava açılmış durumda. Bazıları ceza aldı. Çoğu mahkeme koridorlarında süründürülüyor, sürekli davaları erteleniyor, adli kontrol cezaları veriliyor.
Mavi Marmara saldırısından yaralı olarak kurtulan Fevziye Şenoğlu da bunlardan biriydi. Ankara Beştepe’te gerçekleştirdiği protestoda, Türkiye’nin İsrail’le yaptığı siyasi ve ticari ilişkileri protesto eden Şenoğlu ve 5 sanık hakkında, savcılık 3 yıla kadar hapis talep etmişti. Sebep ise Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet olarak gösterildi.

Hayatları alt üst etmek
Kuban Kural ve Filistin konusunda protestolara katılan yaklaşık 200 insanı cezalandırmak bilinçli bir tercih. Bu insanlara göstere göstere bedel ödetiliyor. Doğrudan cezaevine girmemeleri bir şey ifade etmez. Türkiye’de hakkında dava açılan insanların hayatları alt üst edilir; bu kişiler, yaşamayanın anlamayacağı süreçlerden geçer.
Hukuki ve idari süreçlerde birçok sorun ortaya çıkıyor. Yurt dışına çıkış yasaklanır. Belirli aralıklarla imza verme zorunluluğu getirilir. Pasaport iptali ya da verilmemesi durumları olur. Sık sık hakim karşısına çağrılma, duruşma tarihleri arasında bekleme, kararların ne olacağının öngörülememesi ortaya çıkar.
Kamuda çalışılıyorsa görevde kalmak imkansızlaşır. Ya da kamuda işe girmek hayal olur. Özel sektörde çalışmak riskli hale gelir. Serbest çalışanların itibarı sarsılır. Bankalarla ilişkiler zorlaşır, kredi, kefalet ve uzun vadeli sözleşmeler riskli hale gelir. Özetle adi suçlara bulaşanlara özel aflar çıkarılırken, Filistin protestolarına katılanlar için hayat zindan edilir.

Filistin konusuna çökmek
İktidar elitleri, son yıllarda sivil toplum alanında baskın rol oynamaya başladı. Bilal Erdoğan başta olmak üzere, Erdoğan ailesi üyeleri ve damatlar, bürokrasi dışı alanları domine etmenin peşine düştü. İslami kesimin sivil toplum hikayesinde Filistin önemli bir yere oturuyor. Mavi Marmara’yla birlikte bu zirveyi gördü.
Mavi Marmara’da doğrudan Filistin için 10 Türk İslamcı öldü. Dolayısıyla konu Türkiye’de iyice hassas hale geldi. 2010’lu yıllarda İsrail’e karşı kitlesel tepkiler arttı ve Filistin konusu İslamcılar ya da solcular gibi ideolojik grupların konusu olmaktan çıkıp bütün Türkiye’nin meselesi haline dönüşmeye başladı.
Yine de Filistin meselesinde doğrudan İsrail’le karşı karşıya gelmek istemeyen hükümet, sivil alan üzerinden kendisine oy veren seçmeni tatmin etmenin yollarını aramaya başladı. İşte tam olarak burada Bilal Erdoğan, Galata Köprüsü üzerinde 2024 yılından itibaren bir tür devlet destekli Filistin eylemleri gerçekleştirdi.

Bambaşka bir sürece girildi
Sonuç olarak, Türkiye’de devletin boş bıraktığı hiçbir alan yok. Filistin konusu bile sivil iradeye bırakılmıyor. Devletten farklı bir stratejiyle Filistin’i savunmak fiilen yasaklanıyor. Böyle bir durumda Türkiye’de ne kadar demokrasi olduğu tartışılmalı. Seçimler yapılıyor, ancak seçimi kazananlar, Filistin protestoları dahil her alana hükmedebileceklerini düşünüyor.
Kuban Kural özelinde yaşananlar, Türkiye’deki düzenin açmazlarını gösteriyor. İktidarda muhafazakar bir hükümet olsa bile, Filistin üzerinden İslami kesimden insanlara zulmedilebiliyor. Artık hayat tarzı olarak hükümetteki insanlara benzemek ya da geçmişte aynı sıkıntıları yaşamak da bir şey ifade etmiyor. Bambaşka, daha kapalı ve daha sert bir sürece girildi.














