Göksel Göksu’nun konuğu, uluslararası saygınlığı olan akademisyen Emeritus Profesör Faruk Birtek. Boğaziçi Üniversitesi’nde Sosyoloji Bölüm Başkanı olarak görev yapan Birtek de Melih Bulu ile başlayıp Naci İnci ile devam eden kayyum uygulamasından payını aldı. 2022’den bu yana “can suyum” dediği öğrencilerinden ayrı düşen Birtek, Boğaziçi Üniversitesi’nde 5. yılı geride bırakan kayyum uygulamasına, üniversitelerdeki akademik dönüşüme ve Bilal Erdoğan’ın dile getirdiği “yeni aydın sınıfı” çıkışına tepki gösterdi. Öğrencilerinden uzak bırakılmasını hayat sebebinin elinden alınması olarak tanımlayan Birtek, ülkedeki siyasi atmosferi “husumet rejimi” olarak niteledi.
“Can suyum öğrencilerimdi”
Yaklaşık 4 yıldır üniversiteye giremediğini ve ders veremediğini söyleyen Birtek, öğrencilerinden koparılmasını derin bir yoksunluk olarak ifade etti:
“Yoksul ve yoksun hissediyorum. Yaşam sebebim kalmamış hissediyorum. Ben kendimi kürsümde bilirim. Kürsümden uzak kalınca ben yokum. Öğrencilerim benim can suyumdu.”
Eski öğrencileriyle zaman zaman bir araya gelmenin kendisi için tek teselli olduğunu belirten Birtek, “Onların gözlerinde hâlâ bir pırıltı var. Ben o pırıltıyla yaşıyorum” dedi.
“Boğaziçi Üniversitesi işgal altında ama direniyoruz”
Boğaziçi Üniversitesi’ndeki direnişin nedenini güçlü bir aidiyet duygusuna bağlayan Birtek, kayyum sürecini sert ifadelerle eleştirdi; rektör, dekan ve bölüm başkanlarının tepeden atanmasının akademik aidiyeti yok ettiğini söyledi:
“Kurum bir işgal altında bugün. Ama direniyoruz. Hocalar 5 senedir karda kışta ‘vazgeçmiyoruz’ diyor. Biz üniversitemizi işgal ettirmeyeceğiz. Rektör, dekan ve bölüm başkanlarının tepeden atanması, akademik aidiyetin yok edilmesi üniversitelerdeki temel sorun.”

Bilal Erdoğan’ın “yerli ve milli aydın sınıfı” çıkışına yanıt: “Ben yerli ve milli değil miyim?”
Programda, Bilal Erdoğan’ın “tasfiye olan aydın sınıfı” ve “yerli ve milli yeni aydın” açıklamaları da gündeme geldi. Birtek bu sözlere şu ifadelerle karşılık verdi:
“Bizi tasfiye ettiklerini zannediyorlar ama edemediler. Bilim evrenseldir. Yerli bilim, milli bilim diye bir şey olmaz. Başka bir fizik mi var? Ben kendisinden daha milliyim ve yerliyim. Bilal Bey daha mı yerli? Bunu anlamadım.”
Osmanlı aydınlanmasına yönelik eleştirileri de reddeden Birtek, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e uzanan süreci bir “istiklal mücadelesi” olarak tanımladı.
“Ortada ciddi bir husumet var”
Son dönemde hem Boğaziçi Üniversitesi’ne hem de akademisyenlere yönelik söylemlerde belirgin bir sertleşme olduğunu ifade eden Birtek, bunu husumet olarak değerlendirdi:
“Burada başka bir şey var. Burada bir husumet var. Çok ciddi bir siyasi tırmanma görüyorum. Bu dil Bilal Erdoğan’ın sözlerine de yansımış durumda.”
“Korkarak konuşulan bir Türkiye’deyiz”
Türkiye’de ifade özgürlüğünün ciddi biçimde gerilediğini savunan Birtek, kişisel bir örnekle durumu şöyle anlattı:
“Bu söyleşiyi yapıyorum diye korkuyorum. Havaalanına gittiğimde pasaportumu geri alabilir miyim diye düşünüyorum. Konuşanın rahat konuşamadığı bir Türkiye’deyiz.”
Birtek bu ortamın toplumsal barışı zedelediğini vurguladı.
“Türkiye’nin kavga değil, çözüme ihtiyacı var”
Toplumdaki kutuplaşmaya dikkat çeken Birtek, yalnızca iktidara değil, muhalefete de çağrıda bulundu:
“Bir mahalle kavgası var sanki. Böyle olmaz. Türkiye’nin aç insanları, aç çocukları var. Zengin çok zengin, fakir çok fakir. Muhalefetin de yalnızca karşıtlık üzerinden değil, somut program ve projelerle toplumun karşısına çıkması gerekli. Nasıl yapacaksınız, kimsiniz, bunu bilmek istiyoruz.”








