Gülener Kırnalı yazdı: Macron’un havalı gözlükleri ve Trump karşısında “omurga” arayışı

Tarihin gördüğü en maço Davos Zirvesi’ni geride bıraktık. Büyük bir küresel istikrarsızlık döneminin içinden geçerken; başta Rusya-Ukrayna Savaşı ve Gazze-İsrail Savaşı olmak üzere bir dizi krize çözüm üretme hedefiyle ve “Diyalog Ruhu” temasıyla organize edilen bu yılki Davos Zirvesi, diyalog ruhundan çok uzak bir tablo ortaya koydu. Davos, son aylarda özellikle Trump’ın söylem ve hamleleriyle çığırından çıkmış küresel güç siyasetinin agresif, meydan okuyan ve testosteron yüklü ruhuna ayak uydurarak adeta bir gövde gösterisi performansına dönüştü. Bu kırılmaları merkezine alan pek çok konuşma yapıldı ama içlerinden biri vardı ki sadece Davos’un değil, küresel siyasetin de merkezine oturdu: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un sert bir imaj ve üslupla yaptığı, Trump’ı açıkça karşısına alan mesajlarla yüklü konuşması.

Macron’un Trump karşısında “omurga” arayışı | Gülener Kırnalı

Macron’un “yakan gözlükleri”: Kaotik palyaço karşısında düzenci bir kahraman girişimi

Macron’un gündeme oturmasının tek sebebi verdiği sert mesajlar değildi. Konuşmayı “Top Gun” filmini anımsatan aynalı pilot gözlükleriyle yapması, adeta verdiği siyasi mesajın görsel bir simgesine dönüştü. Nitekim Macron’un gözlükleri viral oldu; internette Macron’u ve gözlüklerini konu edinen binlerce meme ve yapay zekâ parodisi üretildi. Öyle ki bu görsellerin önemli bir kısmında Macron, Trump’a ve Putin’e karşı duran sert bir “kahraman” gibi tasvir ediliyor.

Her ne kadar Macron cephesi, gözlüğün nedeninin damar çatlamasına bağlı basit bir göz rahatsızlığı olduğunu söylese de, birçok yorumcuya göre Macron’un iç mekânda bile çıkarmadığı bu aynalı pilot gözlük, stilden ibaret olmayan bir imaj ve mesaj taşıyor. Hatta bu gözlüklerin çoktan siyasî bir sembole dönüştüğünü bile söylemek mümkün. Bu siyasi sembolü olumlayanların pek çoğu bu havalı gözlüklere şu yoğun anlamı biçiyor: Avrupa’da birilerinin artık Trump’a karşı ayağa kalkmasının zamanı gelmişti.

Davos’ta havanın giderek daha sert, rekabetçi ve “maço” bir tona kaydığı; özellikle Trump’ın hepimize boca ettiği bu zehir zemberek 2026 Ocak ayıyla birlikte Batı siyasetinde güç gösterisi ve meydan okuma dilinin öne çıktığı herkesin malumu. Bu atmosferde de Macron’un agresif imajını, Avrupa’nın “yumuşak” görünme riskine karşı özgüvenli ve meydan okuyan bir liderlik mesajı olarak okumak gerekiyor.

Macron’un Trump karşısında “omurga” arayışı | Gülener Kırnalı

Nitekim kitleleri peşinde sürükleyen bu gözlüklerin ardında, Macron’un konuşmasındaki istisnai karşı duruş da çok önemliydi. Macron, Davos’ta yaptığı konuşmada Trump’ın dış siyasetine, ticaret baskılarına ve gümrük vergisi tehditlerine karşı Avrupa’nın “geri çekilen” değil; çıkarlarını açıkça savunan ve gerekirse karşılık veren bir güç olması gerektiğini net bir dille vurguladı. Dünyanın giderek kuralsızlaşan, güç siyasetine teslim olan bir düzene sürüklendiğinin altını çizen Macron; böyle bir ortamda Avrupa’nın stratejik bağımsızlığını güçlendirmesi ve ticaret savaşlarını körükleyen yaklaşımlara boyun eğmemesi gerektiğini ima etti. ABD’nin dayatmalarına karşı Avrupa’nın kendi rotasını çizmesi gerektiğini uzun zamandır açıktan dile getiren ve bu perspektifin başat aktörü olan Macron’un bu tarihi konuşmasının Türkçesi kabaca şu: “Trump’a boyun eğemeyiz, yapabileceklerimiz var ve bunları yapmak zorundayız.”

Macron’un bu çıkışını alkışlayan çok kişi var; zira ortalık bütünüyle Gotham City’nin karanlık ve grotesk atmosferine bürünmüş durumda. Trump’ın Joker gibi kaosu ödüllendiren, düzenin köküne kibrit suyu döken siyaseti karşısında, Avrupa’nın düzen iddiasının ancak “Batman”vari bir sertlik ve kararlılıkla ayakta kalabileceğini düşünenler artıyor. Ama bu düzenci karakterin de Batman’in açmazlarına benzer sınırları var: Kaosa karşı “düzen” adına mevcut sistemi ve araçlarını arkasına almak zorunda; statükoyu yeniden tesis etmeye çalışırken de ciddi pahalar, riskler ve yapısal tıkanıklıklar üretiyor.

Aranıyor: Trump karşısında “omurgalı dik duruş”

Macron en üst perdeden konuştu fakat bu sert mesajlarının baş muhatabı olan Trump ise beklendiği gibi Macron’un imajını ve sertliğini Trump dilinde ti’ye aldı. Macron’un gözlükleriyle dalga geçen Trump, “Dün onu o güzel güneş gözlükleriyle izledim. Ne oldu ona, Allah aşkına?” diyerek küçümseyici bir ton takındı. Bununla kalmadı, “Ama sert olmaya çalışıyordu, onu da izledim” diye ekleyerek hem bu konuştuğumuz karizma denemesini hedef aldı hem de bu siyasi meydan okumayı hafife aldığını gösterdi.

Üstelik Davos öncesinde de Trump, Macron ve NATO Genel Sekreteri Rutte’nin kendisine attığı özel mesajları sosyal medya hesabından paylaşarak rakipleriyle dünyanın gözü önünde alay etme ve onları küçük düşürme anlayışı içerisinde çıtayı bir kez daha yükseltmişti.

Macron’un Trump karşısında “omurga” arayışı | Gülener Kırnalı

Macron’un havalı gözlüklerinin ve sert mesajlarının etrafında büyüyen daha büyük bir tartışma var: Avrupa, Trump’a karşı gerçekten meydan okuyabilecek mi? Hatta daha da net bir ifadeyle sormak gerekirse; Avrupa, Trump’ın emperyalist ve fetihçi siyasetinin karşısında bir birlik hâlinde omurgalı bir karşı duruş sergileyebilecek mi?

Nitekim Davos Zirvesi’nde sadece Avrupa’dan değil, dünyanın farklı yerlerinden de “Trump’a dur denmesi gerektiğini” dile getiren pek çok aktör vardı. Ancak bu “omurga” meselesini en açık ve en sert biçimde dile getiren isim Kaliforniya Valisi Gavin Newsom oldu. Davos’ta basın mensuplarına konuşan Newsom, özellikle Avrupa liderlerini hedef alarak şu çağrıyı yaptı: “Bu nezaket diplomasisini bırakın. Bu kadar nezaket yeter. Ateşe ateşle karşılık verin.” Maço Davos’un testosteron ruhuna tam oturan Newsom, üslubu daha da sertleştirerek, “Bu suç ortaklığını kabul edemem. Diz çöküyorlar… Dünya liderleri için bir sürü dizlik getirmeliydim. Yeter artık dizlerinizin üzerinden kalkın ve omurgalı olun” diyerek başta Avrupalı liderler olmak üzere birçok dünya liderini hizaya çekmeye çalışan son derece agresif ama bir o kadar da ses getiren bir çıkış yaptı. Trump’ın otoriterlikten emperyalliğe terfi eden gücüne karşı “direniş” çağrısının ABD’nin iç siyasetinden Avrupa’ya ve dünyaya yayılan bir çığlık olarak yükselmesi başlı başına çarpıcı. Tabii unutmamak lazım ki ABD iç siyaseti de fokur fokur kaynıyor ve Trump hükümetine olan muhalefet birçok açıdan belki de hiç olmadığı kadar güçlü.

Macron'un Trump karşısında "omurga" arayışı | Gülener Kırnalı
Macron’un Trump karşısında “omurga” arayışı | Gülener Kırnalı

Fakat hem Kaliforniya Valisi Newsom’un hem de Macron’un performansı kadar — hatta belki de onlardan daha fazla — dikkate alınması gereken bir konuşma daha vardı. Bana kalırsa Davos’un en etkileyici ve en önemli konuşması, Kanada Başbakanı Mark Carney’den geldi. Carney’nin konuşması bugün içinde bulunduğumuz küresel siyasetin dinamiklerini, açmazlarını ve muhtemel çıkış yollarını son derece berrak bir şekilde özetleyen; uzun zamandır dinlediğim en iyi analizlerden biriydi.

Carney’nin bu küresel kırılma anını nazik ama etkili bir dille tarif ettiği konuşmasını üç ana önerme üzerinden okumak mümkün:

1) Kurallara dayalı uluslararası düzen artık işlemiyor: Bu bir geçiş dönemi değil; doğrudan bir kırılma yaşıyoruz. Yeni iklimde “güçlünün yaptığını yaptığı, zayıfın da bedelini ödediği” çıplak bir gerçeklik oluşuyor. Ve “uyum sağlarsak güvende oluruz” varsayımı artık geçerli değil.

2) Büyük güçler ekonomiyi bir silah gibi kullanmaya başladı: Entegrasyon, artık karşılıklı faydanın değil; tarifeler, finansal altyapılar ve tedarik zincirleri üzerinden baskı kurmanın zemini hâline geliyor. “Kazan-kazan” anlatısı yerini bağımlılık ve kırılganlık tartışmasına bırakıyor. Bu da çok taraflı kurumların ve kolektif çözüm mimarisinin hem meşruiyetini hem de işlevini aşındırıyor.

3) Dünya, “kaleler” ve 19. yüzyılın “nüfuz alanları” mantığına kapanıyor: Bu gidişat daha yoksul, daha kırılgan ve daha az sürdürülebilir bir gelecek üretiyor.

Bu önermeler ışığında Carney’nin dile getirdiği, ayan beyan ortada bir sonuç vardı: “Kurallar korumuyorsa, ülkeler kendilerini korumayı öğrenmek zorunda.” Sert ve ürkütücü olduğu kadar sakil cereyan eden yeni düzen inşasını tüm güçleriyle zorlayan büyük aktörlere karşı direniş alanları inşa etmek gerekiyor. Bu da bizi Carney’nin birazdan ele alacağımız çözüm önerisine götürüyor. Ama ona gelmeden önce, komşusunun Davos’ta çizdiği bu çarpıcı tablo karşısında Trump’ın ne yaptığına bakalım.

Macron’un Trump karşısında “omurga” arayışı | Gülener Kırnalı

Trump: Odanın Grönland’dan bağımsız mukimi olan fil

Carney, bu sözlerinin bedelini Trump’ın yeni icadı ve güç gösterisi oyuncağı olan “Board of Peace” (Barış Kurulu) için gönderdiği davetin geri çekilmesiyle ödedi. Sözüm ona başta Gazze-İsrail Savaşı olmak üzere dünyadaki başat savaşlara “barış getirmek” amacıyla kurulan bu tuhaf kurulun; içeride ve dışarıda barışın antitezi diyebileceğimiz otokratlardan mürekkep, “şaka gibi” bir yapı olduğu zaten herkesin dilinde. Putin’den Erdoğan’a, Lukaşenko’dan Aliyev’e, Sisi’den Orbán’a varan bir yelpazede isimler dolaşıma girince ‘Barış Kurulu’ fikri ister istemez diplomatik bir girişimden ziyade bir karikatürize bir “otokratlar sirkine” dönüştü. Hatta internette en sık yapılan şakalardan biri, bu Barış Kurulu’nda tek eksiğin Sacha Baron Cohen’in kara mizah karakteri Borat olduğu yönünde. Dolayısıyla, birçok Avrupa liderinin katılmayı reddettiği bu tuhaf kurula dair davetin geri çekilmesi de sanıyorum Kanada Başbakanı’nı pek üzmemiştir.

Ama Trump, dünyanın patronu olmaya çalıştığı güç gösterisine her cepheden devam ediyor. “Board of Peace” de bunun en yeni örneklerinden bir tanesi. Buna mukabil Davos’ta hissedilen atmosferden görünen o ki, Grönland konusunda şimdilik bir “yumuşama” söz konusu: ABD’nin askerî müdahale ihtimali ve Trump’ın “ne olursa olsun alacağız” tonu geçici olarak azalmış görünüyor. Ama sadece şimdilik. Çünkü bunun kalıcı olmadığı çok açık. Hatta birçok yorumcuya göre Davos Zirvesi, transatlantik ittifakın çatır çatır parçalanması sürecinde olsa olsa birkaç haftalık bir erteleme sağlayabildi.

Macron'un Trump karşısında "omurga" arayışı | Gülener Kırnalı
Macron’un Trump karşısında “omurga” arayışı | Gülener Kırnalı

Böyle düşünülmesinin esas sebebi kuşkusuz Trump ve ABD yönetiminin giderek sertleşen, geri dönülmez bir boyut kazanan müdahaleci dış politikası. Bu siyasetin ve söylem setinin doğal parçası olan belirsizlik ve öngörülemezlik de had safhada. Dünya siyasetini şahsi hırslarının ve tatmininin oyun alanına çeviren Trump’ın Grönland konusunda, en azından sembolik bir “müspet sonuç” alana kadar durmayacağına işaret eden sinyaller de gelmeye devam ediyor. Nitekim daha dün, Beyaz Saray’ın X hesabından paylaşılan ve internet kültürüne göz kırpmaya çalışan kötü bir PR çalışması görselinde Trump, bir penguenle el ele Grönland’ı almak için yürüyordu.

Trump’ın ne yapacağını, ne söyleyeceğini bekleyerek Avrupa’nın kaderini çizmesi artık neredeyse imkânsız. Çünkü birincisi, Trump’ın istikameti uzun süredir her cepheden Avrupa aleyhine işliyor. İkincisi, “Belki yarın iyi tarafından kalkar” umuduna yaslanan müzakere, idare etme ve suyuna gitme stratejisinin sürdürülemez olduğunu görmek için uzman olmaya gerek yok. Avrupa’nın hem kendi bekası ve hem de dünyanın yeni denklemi için yapabileceği tek şey de; belki en acı reçeteyi söyleyen Kaliforniya Valisi’nin veya daha nazik bir dille ifade eden Kanada Başbakanı Carney’nin altını çizdiği gibi bir ağız birliği içerisinde “omurgalı”, sert ve yekpare bir karşı duruş sergileyebilmek.

Macron’un havalı gözlükleri Avrupa’yı kurtarır mı?

Macron bir süredir bu ABD’ye kafa tutan siyaset hattının öncü aktörü. Almanya’nın ve Merz hükümetinin de bir anlamda bu siyasi hattın parçası olduğunu söylemek mümkün, ama kısıtlı. Ancak Avrupa’nın dört bir yandaki üç devle mücadele edebilmesi için yekpare ve güçlü bir duruş sergilemesi gerekiyor. Hadi Rusya ve Çin’i geçtik, kadim müttefiki olan ABD hükümetinin bu “masayı dağıtma” hâli karşısında bir set oluşturabilmesi ve belki de “gemileri yakma” cesaretini göstermesi gerekiyor. Fakat bunun önünde de hâlihazırda çok ciddi engeller var.

İlk engel, kuşkusuz Rusya-Ukrayna Savaşı ve Avrupa’nın bu savaşta ABD’ye olan yapısal bağımlılığı. Avrupa, Ukrayna’nın savunma kapasitesinden istihbarat paylaşımına, hava savunma sistemlerinden mühimmat üretim zincirlerine kadar kritik başlıklarda uzun yıllardır Washington’un omuz verdiği güvenlik şemsiyesine dayanıyor. Bu bağımlılık, Avrupa’nın Trump’a karşı “sertleşmesini” salt bir siyasi tercih olmaktan çıkarıp stratejik bir risk hesabına dönüştürüyor. Bu da bizi buna bağlı ikinci duruma ve Avrupa’daki bölünme hâline götürüyor.

Avrupa Parlamentosu’nda da bu süreç derin bir görüş ayrılığı yaratmış durumda. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Trump’ı yeniden makul bir çizgiye çekebileceğini düşünürken; Avrupa Parlamentosu’ndaki en büyük grup olan Avrupa Halk Partisi, krizin tırmanma riskinden kaygı duyduğunu açıkça söylüyor. Sosyal demokratlar ve liberaller ise Macron’un çizgisine daha fazla yaklaşarak, daha sert ve kararlı bir tutum sergilenmesi gerektiğini savunan bir pozisyonda.

Macron'un Trump karşısında "omurga" arayışı | Gülener Kırnalı
Macron’un Trump karşısında “omurga” arayışı | Gülener Kırnalı

Kaldı ki “Avrupa” dediğimiz şeyi yekpare bir blok olarak ele almak giderek daha zor. Çünkü Avrupa bugün aynı anda birkaç farklı kriz ekseninde ayrışıyor: tehdit algıları farklılaşıyor, ekonomik bağımlılıklar çatışıyor, iç siyaset dış politikayı rehin alıyor ve AB’nin karar alma mekanizmaları bu parçalanmayı daha da görünür kılıyor. Viktor Orbán gibi açık “iç sabotaj” aktörleri, Avrupa’nın ortak reflekslerini içeriden kilitleyen bir rol oynuyor. Giorgia Meloni ise Trump’ın suyuna gitme ve “iletişim kanallarını açık tutma” çizgisine daha yakın durarak sertleşme ihtimalini daha en baştan yumuşatıyor. Doğu Avrupa’daki bazı aktörler ise Ukrayna meselesinin bir an önce çözülmesini önceledikleri için kısa vadede ABD desteğine kilitlenmiş durumda. İngiltere hükümeti ve Keir Starmer ise Avrupa ile ABD arasında giderek daralan bir koridorda yürümeye çalışıyor: Bir yandan Avrupa’nın güvenlik mimarisinde rol iddiası taşıyor, diğer yandan ABD’yle “özel ilişkiyi” kaybetmemek adına keskin bir tutum almakta isteksiz davranıyor; bu ikircikli denge siyaseti de başta Fransa ve Almanya olmak üzere kıtanın ana aktörlerine giderek daha fazla “kabak tadı” veriyor.

Kanada’dan dünyaya uzanan “Orta Güçler” hattı

İçinde bulunduğumuz durum sadece Avrupa’yı sarsmıyor. Hepimizin uzun zamandır konuştuğu köklü bir kırılma ve dönüşümün içerisindeyiz. Eski düzen yıkılırken, yenisinin inşası amacıyla büyük güçlerin giriştiği “hardcore” küresel denklem ve politika, Trump’ın Davos’ta açıkça dile getirdiği gibi büyük güçlerin ayrıcalıklarını koruyan bir düzen üzerinde bina edilmeye çalışılıyor. Ve ne pahasına olursa olsun.

Bu sertleşen güç siyasetinde asıl kritik soru, bu oyunun yalnızca ABD, Rusya ve Çin gibi büyük güçlerin ayrıcalıklarına göre mi yazılacağı; yoksa bu tabloya razı olmayan aktörlerin “direniş alanları” inşa edip edemeyeceği. Carney’nin Davos’ta altını çizdiği “orta güçler” vurgusu tam da buraya oturuyor: Kanada’dan Avrupa’ya -ve hatta Afrika ve Asya’ya- uzanan bir hatta, başkalarının çizdiği rotaya sürüklenmek yerine, kendi stratejik kapasitesini büyüten; gerektiğinde geri adım atmayan, yekpare ve kararlı bir duruş gösterebilen aktörler belirleyici olacak. Macron’un Davos’ta sergilediği meydan okuma da tam olarak bu arayışın sembolüydü: Avrupa’nın “omurga” meselesi artık bir üslup tercihi değil, tarihte belki ilk defa deneyimlediği dezavantajlı bir varoluşsal zorunluluk.

Ve bu zorunluluk içerisinde;

“Macron’un havalı gözlüklerinden dünyaya doğru giden bir tramvaydayız…

Dünyanın bütün kara parçalarında, Avrupa hariç değil.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.