Sabri Ciğerli yazdı: Söz bitmedi, bitmemeli | Gürkan Çakıroğlu’na mektup

Gürkan Çakıroğlu, dün Medyascope’ta yayımlanan “Kürt meselesine dair son sözbaşlıklı yazısı ile yazmayı bıraktığını açıkladı. Ortadoğu, Avrupa Birliği ve Kürt Sorunu konularında çalışmalar yürüten Paris VIII Saint Denis Üniversitesi öğretim görevlisi Doç. Dr. Sabri Ciğerli’nin Gürkan Çakıroğlu’na hitaben yazdığı mektubu kendi izni ile paylaşıyoruz…

Gürkan Çakıroğlu’na mektup
Gürkan Çakıroğlu’na mektup

Söz bitmedi, gemi hâlâ denizde Gürkan bey.

Bazı yazılar vardır, bir dönemi kapatır. Bazı yazılar ise tam tersine, kapanmaması gereken bir kapıyı kapatır.

Gürkan Çakıroğlu’nun “Kürt meselesine dair son söz” başlıklı yazısını okuduğumda içimde tek bir itiraz yankılandı:

Hayır, bu son söz olmamalı.

Çünkü bazı sözler vardır ki bitmez, tam da en zor zamanda söylenmesi gerekir. Ve bazı gemiler vardır ki, fırtına çıktığında terk edilmez.

Yazınızda birçok şeye katıldım. Hatta çoğunu yıllardır ben de söylüyorum. Rojava’nın Kıbrıs’tan ayrı düşünülemeyeceğini, Kürtlerin haklılığını, Türk–Kürt eşitliği olmadan eksik kalacağını, milliyetçiliğin hem Türkleri hem Kürtleri felakete sürüklediğini… Bunlar doğru tespitlerdir.

Işte tam da bu yüzden gitmemeniz gerekiyordu.

Bazı sözler duyuldu, bazıları hiç duymadı…

“Dedik, dinledik” diyorsunuz. Benim itirazım tam burada başlıyor. Çünkü dedikleriniz bazı kulaklara girdi, ama bazılarına hiç ulaşmadı. Ve bugün en çok bağıranlar, duymak istemeyenlerdir.

Türkiye’de hâlâ güçlü bir ırkçı damar var. Kürt düşmanlığı hâlâ meşru bir öfke biçimi gibi dolaşıma sokulabiliyor. Siz, bu damara karşı söz söyleyen ender Türk milliyetçilerinden biriydiniz. Tam da bu yüzden, susmanız bir boşluk yaratıyor.

Kürt olunca her şey değişiyor

Bu ülkede Kürt olmanın ne anlama geldiğini teorik olarak değil, doğrudan yaşayarak öğrendim. Size bir örnek vereyim. Üç ay önce Fransız televizyonlarında ve YouTube, Instagram ve TikTok’ta bir röportajım büyük ilgi gördü. Yabancılar üzerineydi program, gazeteci bana milliyetimi sormadı. Ben de söylemedim. Video çok beğenildi. Özellikle Türk izleyicilerden yüzbinlerce yorum geldi.

“Biz Türkler Sabri bey gibi böyleyiz, yakışıklıyız, zekiyiz, okumuşuz, gurur duyduk ….”

İki ay sonra aynı kanallar ikinci bir röportajimi yayınladı. Bu kez gazeteci sordu “Orijininiz nedir?” Kürdüm, dedim.

Video yayınlandıktan sonra gelen mesajlar küfürdü, hakaretti, nefretti. Nedeni çok basitti. Onlara göre akıllı, yakışıklı, başarili profesör bir adam Kürt olamazdı. Kürt olacaksam eksik, geri, cahil, suskun olmalıydım. Neden Türklüğümü inkar etmişim !

İşte o zaman kendimi şöyle savundum. Benim Türkiye sevgimi siz mi ölçüyorsunuz. Sizin Türkiye sevgisi Prof. Mümtaz’er Türköne ve Gürkan Çakıroğlu kadar mıdır? Onlar benim arkadaşlarım ve dostumdur. Onların Kürtler hakkında yazdıklarına, dediklerine bakın diye kendimi savundum.

Ve sustular.

Ama şimdi o isimlerden biri gidiyor. İşte itirazım tam da buradadır.

Gemi neden terk edilir?

Enseyi karartmaya gerek yok diyorsunuz! Katılıyorum. Ama o zaman sormak zorundayım: Neden gemiyi terk ediyorsunuz?

Bu bir mecra değişikliği değil diyorsunuz. Ama bu bir sessizliktir. Ve sessizlik, bu meselede tarafsızlık değildir.

Siz tehdit mi edildiniz? Yoruldunuz mu?

Bunların hepsi insani. Ama Kürtler hâlâ denizde arayiş içinde. Ve herkes biliyor ki denizde kalanlar, sarılacak bir şey arar. Bazen bir gemi, bazen bir söz, bazen bir insan…

Siz o sözlerden biriydiniz.

Rojava, Malazgirt ise… Söz de savaşın parçasıdır.

Rojava’ya sahip çıkmak Malazgirt’tir diyorsunuz. Katılıyorum. Ama Malazgirt’te savaş bitince kimse kalemini yere bırakmadı. Devlet orada kuruldu, siyaset başladı.

Bugün Kürtler denizdeyse, bu onların tercihi değil, itilmişliğidir. Kürtlerin bazı güçlere yönelmesi bir ihanet değil, yalnızlığın sonucudur. Denize düşen yılana sarılır; bir atasözü değil, bir tarih yasasıdır.

Türk milliyetçiliğinin bir kısmı bunu hâlâ görmek istemiyor. Irkçı, Kürt düşmanı, inkârcı bir kesim var. Ve ne yazık ki bu kesim, sizin gibi konuşanları da susturmak istiyor. İşte tam da bu yüzden gitmemeliydiniz.

Gürkan Çakıroğlu’na mektup

Söz bitmedi, eylem de başlamadı

“Son söz” diyorsunuz. Ben ise şunu söylüyorum. Daha ilk söz bile söylenmedi. Çünkü söz, ancak iki taraf eşit konuşabildiğinde başlar. Bugün Kürtler hâlâ kendini savunmak zorunda. Hâlâ “neden Kürtsün?” diye sorgulanıyorlar.

Eylem vakti diyorsunuz. Haklısınız. Ama eylem, sözün sustuğu yerde değil; sözün çoğaldığı yerde başlar.

Bu bir saldırı değil, bir borç yazısıdır.

Bu yazı bir polemik değil, bir borçtur. Bir Kürt’ün, bir Türk vicdanına borcudur.

Geri dönün demiyorum. Ama susmayın diyorum. Çünkü bu ülkede Kürtler sustuğunda ölür, Türkler sustuğunda çürür.

Bu yazı bir itirazdan çok bir hatırlatmadır. Çünkü bazı sözler bitmez, yalnızca emanete bırakılır. Kürt meselesi de böyledir. Mesele bir yazının sonu değil, bir sorumluluğun devamıdır. Bu gemi hâlâ denizde ve bu denizde yol almak için birbirine tutunmaktan başka seçeneğimiz yok.

Söz bitmedi; bitmemeli.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.