Faik Öcal yazdı – Gri bir adam: Ahmet Turan Alkan

Bir gün bir ölü olacağını bilerek, geçip gitmiş bir ölünün ardından yazmak vicdanları kanatmadan, adalet terazisini bozmadan, hakka girmeden. Mayınlı bir tarlada yürüyorsundur bir başına ve bütün ölülerinle. Tek bir gayen vardır: Hakkaniyetli olmak. Dilinin altında tek bir ayet: Herhangi bir topluluğa duyduğun kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. (5; 8).

Gri bir adam: Ahmet Turan Alkan
Gri bir adam: Ahmet Turan Alkan

Sözü 21 Ocak 2026 tarihinde aramızdan ayrılıp hak dünyaya irtihal eden merhum Ahmet Turan Alkan’a getireceğim. Onu ne zaman, nasıl tanıdım? Lisansı ve yüksek lisansı Sivas’ta okudum 1996-2004 yılları arasında. Bu zaman zarfında onu birçok defalar gördüm. İlk tanışmamızı hiç unutmadım ve onu farklı bir insan olarak gördüm. Nasıl mı?

Bu benim için özel bir durum. Hikayeler karşılaşır yatağına Kırgın Akan Nehirlerde. Susar hikayeler bir başkasının yalnızlığında. Hesaba durur münzevi ömürler. Herkes kendi çığlığıyla gelir kendi acısıyla gider, şimdi ve sonra. Meğer herkes kendini sustururmuş bir başkasında. Benimki mezar taşında kurutulmuş bir nehir yatağı sadece.

Gri bir adam: Ahmet Turan Alkan

Hikayemde ben ölümlerden ölüm beğenmişimdir. 1997 ocağında doktorların pek kurtulma şansı vermediği bir hastalıktan kurtulup hayatta kaldım. Yirmi yaşında bir genç olarak yaşadıklarımı Ölümü Yaşamak ismiyle kaleme aldım ve bu dosyayı okuyup değerlendirmesi için Ahmet Turan Hoca’ya verdim. O yıllarda ve onun İktisadi İdari Bilimler Fakültesindeki odasında. Ahmet Hoca dosyayı okumuştu ve bana tek bir şey demişti: Yaşama iç güdünle hayatta kalmışsın. Oysa ben ondan; kurtulman bir mucize, Allah’ın lütfu gibi dini sözler bekliyordum. O ise beşeri ve ilmi bir bakış açısıyla hayatta kalma iç güdümden bahsetmişti. Açıkçası ondan böyle bir şeyi hiç beklemiyordum, çok şaşırmıştım. Onun bu bakış açısı çok mühimdi ve ondan olaylara başka açılardan bakmak gerektiğini öğrendim. Herkesi, dini pencereden bakmaya zorlayamazsın. Hayata, insana ve dünyaya dar ve dogmatik pencereden bakanlar, yanlış yaparlar, yanlış yapmaya zorlarlar ve adeletsiz davranırlar. Allah’ın işini Allah’a bırakmak gerekir. En büyük zulümler, Allah adına iş yapanlar yüzünden ortaya çıkar.

Ahmet Turan Hoca’yı hep okudum, uzaktan uzağa takip ettim. Yazları onu ve eşini Sivas’ın meşhur ve mecburi İstasyon Caddesi’nde yürüyüş yaparken görürdük. Tam bir entelektüel, derdik. Onun entelektüel yürüyüşü, bugünmüş gibi aklımda. Onunla aynı caddelerde yürüdüğümüz için sevinirdik. Onunla aynı şehirde yaşıyor olduğumuzu bilmek, bizi mutlu ederdi.

Bir defasında onun bir konferansına gitmiştim. Konu aklıma gelmiyor ama aklımda onun kalem ve hitabet farkı kalmış. Hoca, yazıda ne kadar cevval, zengin, büyüleyici ve akıcı idiyse; hitabette de o kadar durağan, dalgın, mesafeli ve sıkıcıydı. Hatta bende şöyle bir düşünce gelişmişti: İyi hatip olanlar iyi yazar olamaz, çok konuşanların kalemi akıcı olamaz.

Gri bir adam: Ahmet Turan Alkan

Ahmet Turan Alkan, Altıncı Şehir’i yazmıştı Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir’ine nazire yaparcasına. Kitabı okuduktan sonra kitapta adı geçen mekanları gezmeye çıkmıştım. Onun anlattıklarını hissetmediğim için hayal kırıklığına uğramıştım. Onun zihnindeki Altıncı Şehir daha sevimli ve yaşanılası gelmişti. Anlamıştım ki iki tane Altıncı Şehir vardı. Birincisi İç Anadolu’nun sıradan bir şehri olan Sivas; diğeri de sonsuza dek hep aynı kalacak olan Ahmet Turan Alkan’ın zihnindeki Sivas.

Diyebilirim ki onun yazdığı bütün yazıları ve kitapları okudum müstear isimlerle kaleme aldıkları dahil. Onun dilinin ve anlatımın müptelası olmuştum. Gerçekten Türkçeyi en iyi kullanan yazarlardan biridir, belki de birincisidir o. Onun yazılarını okurken Türkçeyi hiçbir zaman onun gibi kullanmayacağımı düşünüp umutsuzluğa kapıldığım zamanlar olurdu. Çünkü onun ortaya koyduğu çıta çok yüksekti. Kanımca hala da öyle.

Onu uzaktan uzağa takip ederdim. 2008’te benim Yitik Anılar Şehri’m olan Sivas’ı bırakıp İstanbul’a gittiğini duyduğumda şaşırmıştım, üzülmüştüm. Kendi içimde; taş yerinde ağırdır, diye düşünüp, keşke gitmeseydi diye hayıflanmıştım. Kendime soramadan edemiyorum: Sivas’ta kalsaydı, yazı kaleminin kırılmasına neden olan talihsiz olaylar silsilesinden bu kadar etkilenir miydi?

Gri bir adam: Ahmet Turan Alkan
Gri bir adam: Ahmet Turan Alkan

Neden Ahmet Turan Alkan gibi eski bir ülkücünün hayatımda ayrı bir yeri ve ehemmiyeti var?

Ben bir Kürd’üm. Aynı zamanda Kürtçe yazan bir Kürd yazarım. Neden Ahmet Turan Alkan gibi eski bir ülkücünün hayatımda ayrı bir yeri ve ehemmiyeti var? Onu hep sevdim ve saydım. Kıymetli bir insandı. İnsana sırf insan olduğu için kıymet verirdi. En azından ben böyle hissettim. Ölümünü duyunca birkaç gün kendime gelemedim. Öncelikle ölümün hak olduğunu, bir gün öleceğimi bir daha gördüm ve nefsimi teslim aldım.

Sonra onun gibi güzel bir insan aramızdan ayrılmıştı gönül bağı kopmuş, kader kalemi kırılmış olarak. Üzgün ve kırgın olarak aramızdan ayrıldı. İnsanlara ve dünyaya umut bağlamamak gerektiğini anlamıştım.

Üçüncü olarak onun hakkında susmak konuşmaktan daha zordu. İşin kolayına kaçıp ya onun hakkında olumlu ya da olumsuz bir şeyler söyleyebilirdim. İçimdeki gönül borcunu hissetmiştim. Nihayetinde tanışmamıza vesile olan ölüm hakikatiydi ve o ölmüştü. Onun bendeki izlerini ifade etmem gerekirdi.

Güzel bir insandı o. Hiçbir kesime, hiçbir gruba, hiçbir cemaate ait değildi. Talihsizlik eseri kendini Zamanın parmak uçlarında bulmuştu ve hayat ona hiç acımamıştı, yarım asırlık yazım ve hayat birikimini bir çırpıda fırlayıp atmıştı. Bunu görmüştüm ve üzülmüştüm, keşke Altıncı Şehir’inde kalsaydı demiştim.

İnsanlar arasında ayrım yapmadı. Ben onun yanında kendimi hiç öteki gibi hissetmedim. Kendimi öteki gibi hissettiğim yerlerde hiç durmadım. İşte hep aynı yerde, onun odasında. Benim şarkım esmerdi, onunki beyaz ama gri alanda bir araya gelmesini biliyorduk. O, grinin özgürlüğünü ve özgünlüğünü bilenlerdendi. Bu yüzden hep kendi görüşlerini kaleme aldı, kendi yolunda gitti. Yol bittiğinde de yürümeye devam etti. Gücü kalmadığında düştü Yatağına Kırgın Irmağına ve göçüp gitti bu fani dünyadan kırık kalemiyle, kırgın kalbiyle. Rahmeti rahman olsun ona.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.