Recep Karagöz yazdı: CHP’nin Kürt meselesi testi

Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı’nda yapılan konuşma, CHP’nin Kürt meselesine yaklaşımında söylemsel bir eşik aşılıp aşılmadığı ve bunun kalıcı bir siyasal yönelime dönüşüp dönüşmeyeceği sorusunu yeniden gündeme getirdi.

CHP’nin Kürt meselesi testi
CHP’nin Kürt meselesi testi

Türkiye’de Kürt meselesi, çoğu zaman bir güvenlik başlığı ya da kimlik tartışması olarak ele alındı; oysa mesele, en başından itibaren Cumhuriyet’in kurucu siyasal tercihleriyle doğrudan bağlantılı bir sorun alanıydı. Bu nedenle Kürt meselesi üzerine yürüyen her tartışma, ister istemez devletin nasıl kurulduğu, kimi dışarıda bıraktığı ve bu dışlama biçimlerinin bugün nasıl yeniden üretildiği sorularına dayanır. Cumhuriyet’in kurucu partisi olan CHP’nin Kürt meselesiyle kurduğu sorunlu ilişki de, tam olarak bu tarihsel ve siyasal zemin üzerinde şekillenmiştir.

Kurucu parti kimliği ve tarihsel kör nokta

Bu tarihsel arka plan, CHP’nin Kürt meselesine yaklaşımında neden kalıcı bir kör nokta oluştuğunu da açıklamaktadır. CHP, uzun yıllar boyunca “devletin kurucu partisi” olma vasfını, Kürt meselesine dair eleştiriler karşısında koruyucu bir kalkan olarak kullandı. Bu tutum, geçmişle yüzleşmeyi geciktirdiği gibi, inkâr ve asimilasyon politikalarının siyasal sorumluluğunun da çoğu zaman görünmez kalmasına yol açtı. Oysa kurucu parti olmak, otomatik olarak kurucu siyaset üretmek anlamına gelmez. CHP’nin temel açmazı, bu iki kavramı birbirine karıştırmasında yatmaktadır.

1921 Anayasası ve Birinci Meclis deneyimi, Cumhuriyet’in kuruluşunda görece çoğulcu bir siyasal imkânın varlığına işaret ederken; 1924 Anayasası ile birlikte bu imkân hızla kapatılmış, Türk ulus kimliği temelinde merkeziyetçi ve tek tipçi bir devlet modeli benimsenmiştir. Bu tercih, Kürtlerin kamusal varlığını sistematik biçimde dışlamış; isyanlar, sürgünler ve katliamlarla derinleşen bir güvensizlik üretmiştir. Dersim 1937–38, bu sürecin yalnızca tarihsel değil, aynı zamanda kurucu bir travması olarak hafızaya kazınmıştır.

Devlet aklının sürekliliği ve CHP’nin sınırları

CHP’nin sonraki on yıllardaki siyasal pratiği, bu travmayla yüzleşmekten ziyade, onu büyük ölçüde devlet aklı içinde yeniden üretme eğilimi göstermiştir. Çok partili hayata geçiş, 1960 sonrası dönem ya da 1970’lerdeki sol açılım arayışları, Kürt meselesinde kalıcı ve kurumsal bir demokratik perspektife dönüşememiştir. 1990’larda SHP deneyimi sınırlı bir kırılma sunsa da, bu çizgi sürdürülebilir bir politika haline gelememiştir.

2000’li yıllarda ise CHP, hem iktidarın belirlediği siyasal gündemin dışına çıkamamak hem de parti içindeki devletçi ve ulusalcı dirençler nedeniyle Kürt meselesinde temkinli ve edilgen bir pozisyonda kalmıştır. Kürt seçmenle kurulan ilişkiler, çoğu zaman ilkesel bir demokratik programın parçası olmaktan ziyade, seçim dönemlerine sıkışan taktiksel temaslar olarak algılanmıştır. Bu durum, CHP’ye yönelik güvensizliğin kalıcılaşmasına neden olmuştur.

Kürt meselesi, yalnızca partilerin çözmesi gereken bir sorun değil; aynı zamanda Kürtlerin kendi siyasal talepleriyle özne olduğu, çok katmanlı bir demokratik mücadele alanıdır.

Kurucu siyaset iddiası ve yeni eşik

Burada “kurucu siyaset”ten kastedilen, mevcut devlet yapısını restore etmek değil; dışlanan kesimlerle birlikte siyasal sözleşmeyi yeniden tanımlamayı esas alan demokratik bir kurucu yönelimdir.

Bu tarihsel arka plan içinde, Özgür Özel’in Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı’nda yaptığı konuşma, CHP açısından dikkatle ele alınması gereken bir eşik sunmaktadır. Konuşma, geçmişle yüzleşme ihtiyacını ve “kurucu siyaset” kavramını ilk kez bu denli açık biçimde gündeme getirmesi bakımından önemlidir. Bu yönüyle CHP’nin klasik savunmacı dilinden kısmi bir kopuş arayışını yansıtmaktadır.

Ancak analitik olarak bakıldığında, bu çıkış henüz kurucu siyasetin kendisi değil, ona dair bir niyet beyanı niteliğindedir. Kurucu siyaset, yalnızca tarihsel hataların kabulüyle sınırlı kalamaz; bu hataların bugünkü kurumsal ve siyasal sonuçlarını dönüştürmeye yönelik yapısal bir irade gerektirir. Kürt meselesinin güvenlik ekseninden çıkarılması, eşit yurttaşlık ilkesinin somutlaştırılması ve siyasal temsilin meşrulaştırılması bu dönüşümün temel başlıklarıdır.

Bu nedenle mesele, CHP’nin ne söylediğinden çok; Kürt meselesinde hangi riskleri göze almaya hazır olduğuyla ilgilidir.

Eşik nerede? Parti içi dirençler aşılmadan mümkün mü?

Asıl mesele, bu söylemin CHP’nin yerleşik reflekslerine ne ölçüde temas edebileceğidir. Zira kurucu siyaset, yalnızca dışa dönük bir barış dili değil; parti içinde uzun süredir varlığını koruyan devletçi, güvenlikçi ve ulusalcı konfor alanlarının sorgulanmasını gerektirir. Kürt meselesinde gerçek bir eşik, yalnızca iktidara mesafe koymakla değil, CHP’nin kendi içindeki bu sınırları zorlamasıyla aşılabilir.

Bu nedenle Özgür Özel’in konuşması CHP için bir sonuç değil, açık bir sınav niteliği taşımaktadır. Çünkü CHP, Kürt meselesinde kurucu bir rol üstlenmeyi, parti içi huzuru bozma pahasına da olsa göze alabilecek midir?

CHP için Kürt meselesi artık bir söylem meselesi değil; parti içi konforu bozmayı göze alıp almadığını gösterecek tarihsel bir eşiktir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.