Faik Öcal yazdı – 6 Şubat depreminin 3. yıldönümü üzerine: Kimsesiz ölülerim

Aradan bin 95 gün geçmiş. Tam bin 95 gün önce burada deprem oldu, kıyamet koptu, her yer tarumar oldu. Hiç kimseler yoktu ne o zaman ne de şimdi. Yine yalnızım, 6 Şubat sabahında olduğu gibi. Arada bir fark var. Ölülerimin sayısı arttı, yalnızlığımın pas tutmuş dişleri ruhuma saplandı. Yalnızlığımı çekilmez kılan ise çekip giden ölülerimin niteliksel ağırlığı ve niceliksel boşluğu. Ölçülmeyen ve ifade edilmeyen yankısız ve karşılıksız bir ağırlık. Dilsiz ve muğlak bir boşluk. Hepsi bu, dünya hikayemiz.

Hatay-Samandağlılar
6 Şubat depreminin 3. yıldönümü üzerine: Kimsesiz ölülerim

Kimsesizlik dört bir koldan kuşatmış bizi. Onlar yeraltı kimsesizleri, ben yerüstü sürgünü. Onlar kimsesizliğini bırakıp gittiler. Her yerde ölülerimin kimsesizliği beni karşılıyor. Her yerde ölülerimin kapanmayan defterleri, kanayan yaraları, doldurulamayan boşlukları. Mezardan mezara göç var burada ve her yerde. Biliyorum, son nefesime kadar bu durum böyle devam edecek. Onların kimsesizliğiyle yaşayacağım bir ceza gibi, bir lanet gibi, bir uyarı gibi.

Ben de onlar gibi kimsesiz bir ölü olabilirdim. Onlar gibi kimsesizlik kuyusunda son kıyametin kopmasını bekliyor olabilirdim. Onlar gibi hatırlanmak için kolu kanadı kırık, yarını olmayan anılardan medet umuyor olabilirdim. Yeryüzünde arada bir görünüyorum çarpılmış betimlemelerimle, gerçekte ise onlardan bir farkım yok. Onlar orada unutulmaya terk edildi, ben burada can çekişiyorum, sıramı bekliyorum.

Şehrim hiç değişmemiş acısıyla, hayal kırıklıklarıyla…

Aradan koskocaman üç yıl geçmiş. Tarihler hep aynı olacak: 6 Şubat 2023. Ölümler ise hep kimsesiz. Şehrim hiç değişmemiş acısıyla, hayal kırıklıklarıyla, küçük hesaplarıyla, büyük boşluklarıyla, yarı yolda kalmaya mahkum girişimleriyle. Rüyasını kaybeden bir attan farkımız yok. Rüyamızı kaybettiğimizi fark etsek, başımıza ne geldiğini bileceğiz. Bir koşu tutturmuş gidiyoruz. Tek gaye; renksiz ve kişiliksiz dört duvarlar arasına kapak atmak, ucuz hayallerden gösterişli etiketler çıkarmak.

kahramanmaraş depremi
6 Şubat depreminin 3. yıldönümü üzerine: Kimsesiz ölülerim

Üç asır önce bu şehirde öldüm binlerce kişiyle birlikte. O zaman da kimse yoktu, şimdi de kimse yok. Ölülerim yine kimsesiz. Ölülerim her zamanki gibi yine her şeyden bihaber, günleri birbirine kavuşturma telaşındalar uçmuş göbeklerle, yırtılmış gırtlaklarla, kararmış göz çukurlarıyla, parçalanmış hafızalarla. Ben burada ölülerimin başında bekliyorum. Gidiyorum geliyorum, kendimi hep aynı yerde buluyorum: Ölü bir şehir; yolu düz, toprağı bereketli, insanı merhametli, tarihi eski, konumu sarpa. Bu benim şehrim, benim geçmişim, benim hesabım, benim acım, benim hikayem. Siz yoktunuz, belki de hiç olmadınız. Ve biz hiç olmadığımız kadar yalnızız. Geçmişe terkedilmiş, unutulmaya mahkum edilmiş bir yalnızlık.

İnsan gibi ölmeyi bile çok gördünüz

Emniyetli duvarlarınızın gölgesinde kötülüklerle savaşıp dünyalar kurtarıyordunuz, umut dağıtıp yarınların hesabını yapıyordunuz. Haber değeri taşımayan, sayısal karşılığı bile olmayan ölülerimizi hiç görmediniz. İnsan gibi ölmeyi bile çok gördünüz. Ben hepsinin nasıl öldüğünü gördüm. Nur Dağı’nda nefes aldım Azrail ile birlikte. Pazarcık düzünde boğuldum fakir fukara hanelerde. Gölbaşı’nda ayağı kırık atlar gibi toprağa gömüldüm beli bükülmüş ihtiyarlarla. Hatay’da yerle bir oldum ezberletilmiş yalnızlık dersleriyle, mihmandarımız hep Habibi Neccar. Malatya’da kıyıya vurdum kayda geçirilmemiş bir tarihi kadim kaidesiyle. Siz yoktunuz, belki de hiç olmadınız. Bu benim cezamdı. Belki günahım, belki aşikar bir işaret.

İSİAS ortak davamız: Şampiyon meleklerin hikâyesi
6 Şubat depreminin 3. yıldönümü üzerine: Kimsesiz ölülerim

Siz hiç olmadınız yanımızda

Şehrin her bir yerinde, her bir ilçe ve köyünde ölülerim yatıyor anılarımla bir. Anılarım emniyette. Hiçbir güç anılarımı ölülerimden ayıramaz, hiçbir güç anılarımı konuşturamaz, hiçbir güç benimle onların arasına giremez. Siz yoktunuz. Sığ sularınızda tatlı su balıklarınızı avlıyordunuz. Birbirinizle yarışıyordunuz. Başkasına güvenmiyordunuz. Bizi hiç görmüyordunuz. Biz; yani yardıma muhtaç olanlar, yoksul duvarlara unutulmaya mahkum hikayeler çiziktirenler. Biz; doğduğu günden beri borçlu yaşayanlar, zamana mekanı küstürenler, bugünü yarından koparılanlar. Siz hiç olmadınız yanımızda. Ve biz hep üşüyorduk.

Aradan üç bin asır geçmiş. Üç bin asırdır suskunum ve tamamen içsel saiklerle derdimi şairlere anlatıyorum. Ancak onlar beni teselli ediyor, acımı konuşturup kimsesizliğimi çekilir kılıyorlar.

Didem Madak annesinin yalnızlığıyla karşıma çıkıyor, enkazın altındaki anneleri hatırlayıp utanıyorum. Nilgün Marmara yollara dökülmüş kuş ölüleriyle yanı başımda beliriyor, depremin yarıda bıraktığı hikayelerle dolup taşıyorum. Şükrü Erbaş’ın Ömür Hanım ile yaptığı güz konuşmalarına kulak misafiri oluyorum, yersiz yurtsuz umutlara kapılıyorum. Ahmet Erhan umudun kesik yüzüyle karşımda beliriyor, şekli şemalı bozulmuş imgelere tutunuyorum. Birhan Keskin günlerin acımasız olduğunu hatırlatıyor bana, karşılığı hayatımdan ziyade olan sözlerim aklıma geliyor, kahroluyorum. Sennur Sezer, annesini ve kuşlarını alıp gelmiş, gözlerim doluyor, önümü göremiyorum. Tezer Özlü çocukluğun soğuk geceleriyle geliyor ve taş gibi olmuş cesedini gösterip, olup olacağı bu, diyor ve susuyor.

6 Şubat depreminin 3. yıldönümü üzerine: Kimsesiz ölülerim

Sonra bir bir çekip gidiyorlar şairlerim. Ben yine kimsesiz ölülerimle kalakalıyorum. Bu benim imtihanım, benim yazgım, benim gerçeğim, deyip susuyorum şairlerimle. Başımı şehrimin düzüne indirip susuyorum, dilimin ucunda kalmış çeyrek asırlık bir dizeyle: “Kalbim bağışlanmayacak bir şey yap, katlanma kendine ve bu dünyaya.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.