Medyascope okurları yazıyor – Kürt hareketinde Öcalan Erozyonu (mu)? Otorite, bilgi ve meşrutiyetin yeniden dağılımı

Okurlarımızı, takipçilerimizi, izleyicilerimizi ve tüm destekçilerimizi görüşlerini Medyascope’ta dile getirmeye davet ediyoruz. Yazınız editoryal ilkelerimize uyar ve Yayın Kurulumuz tarafından da uygun görülürse, web sitemizde imzanızla yayınlanacaktır. Konuşan, tartışan, farklı fikirlerin dile getirildiği bir Türkiye istiyoruz. Berlin Uluslararası Üniversitesi’nde siyasal bilgiler ve uluslararası göç uzmanı olarak görev yapan Prof. Dr. Kenan Engin, “Kürt hareketinde Öcalan Erozyonu (mu)? Otorite, bilgi ve meşrutiyetin yeniden dağılımı” başlıklı yazıyı kaleme aldı.

Öcalan Nevruz

Suriye Kürtlerinin deneyimlediği ve ileride, Mahabad Kürt Cumhuriyeti örneğinde olduğu gibi, belirli bir tarihsel dönemi temsil eden; kalıcı etkiler bırakmakla birlikte büyük ölçüde tarihsel bir deneyim olarak anılması muhtemel olan “Rojava süreci” ile buna paralel biçimde Türkiye’de “Kürt sorunu” ekseninde yürütülen ve kamuoyuna “terörsüz Türkiye” başlığıyla sunulan sürecin biçimi ve yöntemi, Kürt toplumu ve Kürt siyasal hareketleri içerisinde önemli kırılmalara ve yeniden konumlanmalara yol açmıştır. Bu iki sürecin yarattığı siyasal ve toplumsal etkilerin, gelinen aşamada Kürt hareketinin iç dinamiklerini derinden dönüştürdüğü görülmektedir.

Bu gelişmeler, Abdullah Öcalan’ın Kürt hareketi açısından taşıdığı anlamı; durduğu politik noktayı, temel tezlerini ve güncel siyasal gelişmelere dair söylemlerini yeniden ve daha yoğun biçimde tartışmalı hâle getirmiştir. Ancak burada asıl dikkat çekici olan, Öcalan ve PKK söylemleriyle farklı tarihsel dönemlerde sosyalleşmiş Kürt kuşaklarının bu sürece son derece farklı tepkiler vermesidir.

Bu yazı, tam da bu kuşaklar arası farklılaşmayı ve bu farklılaşmanın nedenlerini anlamaya çalışmaktadır.

Kuşaklar arası farklılaşma

Abdullah Öcalan ve etrafındaki siyasal kadrolar, belirli bir tarihsel ve toplumsal bağlamın ürünüdür. Bu bağlam, özellikle 1970’ler ve 1980’lerde şekillenen Kürt siyasal mobilizasyonunu belirlemiştir. Ancak bugün gelinen noktada, bu tarihsel kuşak ile yeni Kürt kuşakları arasında yalnızca siyasal tercihler düzeyinde değil; düşünme biçimleri, bilgiye erişim yolları ve siyasal meşruiyet algısı açısından da derin bir uçurum oluşmuştur.

Günümüzde özellikle Z kuşağı olarak adlandırılan genç Kürtler arasında, Öcalan’ın politik söylemlerinin ve tezlerinin anlamlı bir karşılığının büyük ölçüde zayıfladığı görülmektedir. Bu kopuş ani bir kırılma değildir; 1980’lerden 2000’lere doğru kademeli biçimde azalan bir etki sürecinin doğal sonucudur.

1980’ler ve 1990’larda yetişen Kürt gençliği, büyük ölçüde Öcalan’ın tezleri ve PKK’nin politik söylemi üzerinden politize olmuştur. Bu dönemde siyasal bilinçlenme, doğrudan kişiler, örgütsel kadrolar ve hiyerarşik yapılar aracılığıyla gerçekleşmiştir.

Kürt toplumunun önemli bir bölümünün kırsal kökenli olması ve okur-yazarlık oranlarının görece düşük seyretmesi, bu tek merkezli bilgi üretimi ve aktarımını daha da pekiştirmiştir. Bu kuşak için Öcalan’ın söylemi, yalnızca bir siyasal tercih değil; kimliğin, aidiyetin ve düşünsel dünyanın temel referans çerçevesi hâline gelmiştir.

Bu nedenle bugün bu kuşağın önemli bir kesimi açısından Öcalan’ı ya da PKK’nin üst düzey kadrolarını eleştirmek, yalnızca bir politik pozisyon almak değil; kendi geçmişini ve politik varoluşunu sorgulamak anlamına gelmektedir. Eleştirel mesafenin kurulamaması, büyük ölçüde bu tarihsel sosyalleşme biçiminin doğal bir sonucudur.

Z-Kuşağı ve PKK/Öcalan ilişkisi

2000’li yıllarla birlikte yeni bir kuşağın toplumsal hayata katılması, Kürt toplumundaki siyasal ve düşünsel dengeleri önemli ölçüde yeniden şekillendirmiştir. 80 ve 90’lı yıllarda sosyalleşmiş kuşaklardan farklı olarak Y ve özellikle Z kuşağı Kürtler, tamamen farklı bir bilgi ve siyasal sosyalleşme ortamında yetişmiştir. Bu kuşakların aidiyet ve kimlik kurgusu, farklı parametreler üzerine inşa edilmektedir.

Bu kuşak için bilgi artık kişiler ya da örgütsel otoriteler üzerinden değil; medya, dijital platformlar ve çoklu iletişim ağları üzerinden edinilmektedir. Bu jenerasyon, farklı kaynaklardan gelen bilgileri karşılaştırmakta, sorgulamakta ve kendi siyasal sonuçlarını üretmektedir. Bireysel katılım, söz hakkı talebi ve otoriter söylemlere mesafeli duruş, bu kuşağın ayırt edici özellikleri arasında yer almaktadır.

Bu bağlamda, Öcalan’ın tek taraflı biçimde üretilen ve toplum tarafından sorgusuz kabul edilmesi beklenen tezlerinin bu kuşak tarafından geniş ölçüde benimsenmediğini gözlemlemek mümkündür. Bu durum, açık bir reddiyeden ziyade sessiz ama derin bir mesafelenme biçiminde ortaya çıkmaktadır. Sonuç olarak söz konusu tezlerin dikkate alınmaması ve önemsenmemesi, Öcalan’a yönelik sorgusuz güvenin ciddi biçimde zayıflamasına yol açmaktadır.

Yeni kuşakların Öcalan’ın ulus konseptine yaklaşımı

Özellikle Öcalan’ın “ulus” kavramına yaklaşımı, yeni kuşaklar arasında çok karşılık bulmamaktadır. Uzun yıllar boyunca dile getirilen “ulus-devletlerin aşıldığı” ve “çok uluslu yapıların geleceği temsil ettiği” yönündeki tezler, günümüz dünya siyasetindeki gelişmelerle örtüşmemektedir. Aksine, artan güvenlik kaygıları ve jeopolitik krizler, ulusal kimliklerin ve ulus-devletlerin yeniden güç kazandığını göstermektedir.

Bu bağlamda yeni kuşak Kürtler arasında, Benedict Anderson’ın “hayali cemaatler” (imagined communities) kavramına yakın biçimde, ortak kimlik ve Kürdistan vurgusu daha belirgin hâle gelmiştir. 1980’ler ve 1990’larda Irak’ta yaşayan Kürtlerle güçlü bir kimliksel bağ kuramayan kesimlerin bugün Irak Kürdistanı bayrağını sahiplenmesi ve Avrupa’da on binlerce Kürdün bu bayrak altında sokaklara çıkması, bu dönüşümün güçlü göstergelerinden biridir.

Ayrıca Filistin örneğinde “demokratik İsrail” söylemi yerine iki devletli çözümün uluslararası alanda daha güçlü bir meşruiyet kazanması, yeni kuşak Kürtler tarafından (sosyal) medya üzerinden yakından takip edilmektedir. Yaklaşık beş milyon Filistinliye devlet hakkı tanıyan dünya sisteminin, 30 milyonu aşan Kürtlere neden yalnızca bulundukları ülkelerde “demokratik haklar” vadettiği sorusu, bu kuşak nezdinde daha görünür hâle gelmiş; Kürtlere yönelik bu çifte standardın sorgulanmasına yol açmıştır.

Öcalan çizgisinde merkez kaybı ve yeni arayışlar

Öcalan çizgisinin Kürt hareketi içerisindeki siyasal etkisinin aşınmasının bir diğer temel nedeni, hareketin başlangıç noktası ile vardığı nokta arasındaki derin çelişkidir.

Hareketin çıkış noktası bağımsız ve birleşik Kürdistan hedefi iken, bugün savunulan çerçeve demokratik cumhuriyet olarak ifade edilmektedir. Bu radikal dönüşüm, Öcalan tarafından uzun yıllar boyunca küresel siyasal ve toplumsal değişimlerle açıklanmaya çalışılmıştır. Bir dönem bu açıklamalar Kürt toplumunda belli ölçüde kabul görmüş olsa da, son on beş yılda bu konseptin toplumsal karşılığı giderek zayıflamıştır.

Bugün bu söylem, birçok Kürt açısından siyasal içerik üretmekten çok, lider merkezli bir doğrulama refleksine indirgenmiş görünmektedir.

Özellikle Suriye Kürtlerinin kaderini belirleyen süreçlerde ve son dönemde “terörsüz Türkiye” adıyla yürütülen girişimlerde, Öcalan’ın yeniden merkezî bir aktör olarak konumlandırıldığı görülmektedir. Ancak bu süreçlerde yeni kuşak Kürt ulusal bilincine denk düşen, ikna edici, güncel ve somut bir siyasal dil üretilememiştir. “Demokratik Cumhuriyet” ve bunun türevleri olan, Kürt toplumunun geniş kesimleri açısından muğlak kalan kavramlarda ısrar edilmesi, tabandan gelen yeni bir siyasal ve düşünsel erozyonu hızlandırmıştır.

Buna ek olarak, devlet söylemi içerisinde Öcalan’ın hızlı bir biçimde yeniden konumlandırılması ve Kürtlerin “tek ve asli temsilcisi” olarak dolaylı ya da doğrudan sunulması, Kürt toplumunda kuşku ve mesafeyi daha da derinleştirmiştir.

Sonuç

Sonuç olarak, Öcalan ve onun temsil ettiği tarihsel siyasal kuşak ile yeni Kürt kuşakları arasında derin bir düşünsel, sosyolojik ve siyasal kopuş yaşanmaktadır. Özellikle eski kuşak çevrelerinde giderek artan biçimde dile getirilen “bu tür söylemler bizi böler” ya da “şimdi birlik zamanı” gibi ifadelerle olası sorgulayıcı ve eleştirel yönelimlerin farklı mecralara yönlendirilmeye çalışıldığı görülse de, bunun artık sürdürülebilir olmadığı anlaşılmaktadır.

Bu kopuş, yalnızca bir liderlik ya da söylem değişimiyle açıklanamayacak kadar kapsamlıdır. Aksine, bu durum bilgi üretim biçimlerinin, kimlik inşa süreçlerinin ve siyasal bilinçlenme yollarının köklü biçimde dönüşmesinin bir sonucudur. Bu bağlamda Abdullah Öcalan’ın Kürt hareketi üzerindeki etkisinin bütünüyle ortadan kalktığını söylemek güçtür; ancak bu etkinin giderek merkezî bir belirleyicilik olmaktan çıktığını söylemek mümkündür.

Öcalan, özellikle eski kuşaklar açısından hâlâ önemli bir tarihsel referans olmayı sürdürse de, yeni kuşak Kürtler için siyasal yön tayin eden kurucu merkez olma vasfını kısa ya da uzun vadede büyük ölçüde yitirecektir.

Bu sürecin Kürtler, PKK ve Öcalan açısından nereye evrileceğini ise önümüzdeki yıllar gösterecektir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.