Eksik Olan’da bu hafta Ömer Çeşit ve Alp Kozanoğlu Alain De Botton’un “Felsefenin Tesellisi” adlı kitabının 2. Kısmını anlattı.
Eksik Olan’ın bu bölümünde Ömer Çeşit ve Alp Kozanoğlu, Alain De Botton’un “Felsefenin Tesellisi” adlı kitabını ele aldılar. Programda, Montaigne, Schopenhaeur ve Nietzsche gibi filozoflar üzerinden kırık kalp acısına, hayatın anlamsızlığına ve hayatın mutlu olmaya kurgulandığı ön kabulüne bir izlek oluşturuldu.
Montaigne, Schopenhauer ve Nietzsche, Stoacılar ve Epikürcülerden farklı olarak insanın bedeninin ve içgüdülerinin etkisi altında olduğunu savunur. Bu yaklaşım üzerinden, insanın mutluluk, adalet ya da hayatın dizginlerini elinde tutabileceği yönündeki ön kabullerin çoğu zaman insana zarar verdiğini ileri sürerler. Belki de bu kabulleri içselleştirebilsek, hayatla daha barışık bir ilişki kurabilirdik. Bir başka deyişle, kitabın adında da vurgulanan “teselli”ye ulaşabilirdik.
Çünkü nihayetinde bu hayatta elde edilebilecek en kalıcı şey tesellidir. İnsan gücü sınırlıdır; ancak bu sınırlılık, çoğu zaman anlatıldığı kadar sorunlu değildir. Hayatın bir iddiası olması kadar, bir kabulleniş alanına da ihtiyacı vardır. Aksi halde insan, içine fırlatıldığı bu yaşamda kendine ne iyi ne de kötü bir yol çizebilir. Bedenin ve bilinçdışının üzerimizdeki belirleyici etkisini; aşk, arzu ve karar alma süreçleri üzerinden daha iyi kavrayabildiğimiz ölçüde, bu sınırlılığı da daha kolay kabullenmek mümkün hale gelir.

Kitap tanıtım bülteni
Alain de Botton, Felsefenin Tesellisi adlı kitabında, günlük yaşamda karşılaşılan ve insanı en çok zorlayan sorunlar karşısında felsefenin işlevsel bir başvuru alanı olabileceğini gösteriyor. Yazar, felsefe tarihinin önde gelen düşünürlerini seçerek, onların metinlerinden gündelik hayata dair yol gösterici fikirleri bir araya getiriyor. Felsefe ile edebiyatın iç içe geçtiği bu anlatı, yer yer esprili, yer yer sakinleştirici bir ton taşıyor.
Kitap altı bölümden oluşuyor ve her bölümde bir filozofun yaşamı ve düşünceleri üzerinden belirli bir sorun ele alınıyor. Toplum tarafından kabul görmemenin tesellisi Sokrates’te, maddi yetersizliğin tesellisi Epikür’de, hayal kırıklığının tesellisi Seneca’da, kendini yetersiz hissetmenin tesellisi Montaigne’de, kırık bir kalbin tesellisi Schopenhauer’da aranıyor. Başkalarının hayatlarını kıskanarak acı çekenler içinse Nietzsche’nin düşünceleri öneriliyor.
Zekice kurulmuş cümleleri ve gündelik hayatla kurduğu doğrudan bağ sayesinde Felsefenin Tesellisi, okura hem kendini daha iyi hissetme imkânı sunuyor hem de bilgelik kavramı üzerine yeniden düşünmeye davet ediyor.








