Murat Karayalçın Medyascope’a konuştu: “Sosyal demokrat bir iktidar mümkün”

Eski Başbakan Yardımcılarından ve SHP Genel Başkanı olan Karayalçın, sosyal demokrasinin iktidar yolunun güçlü bir program ve inandırıcı kadrolardan geçtiğini vurgulayarak, Kürt sorununda anayasal çerçevede barışçıl çözümü savundu; devlet yapısında ise üniter modelin zorunlu olduğunu söyledi.

Röportaj: Emir Berke Yaşar

SHP liderliği yapan Karayalçın: "Sosyal demokrat iktidar mümkün"
SHP liderliği yapan Karayalçın: “Sosyal demokrat iktidar mümkün”

Öne çıkanlar:

  • Murat Karayalçın, sosyal demokrasinin iktidar yolunun güçlü bir program ve inandırıcı kadrolardan geçtiğini vurguladı.
  • Kürt sorununda anayasal çerçevede barışçıl çözümleri savundu ve devlet yapısında üniter modelin zorunlu olduğunu ifade etti.
  • CHP’nin sosyal demokrat kimliğini tarihi kökleriyle ilişkilendirerek, geçmiş hataları eleştirdi.
  • Sosyal demokratların geçmişteki yanlışları arasında bölünmüşlük sorununu ve kurumsallaşma eksikliğini öne sürdü.
  • Karayalçın, CHP’nin güçlü bir program sunarak Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanacağına inanıyor.

Eski Başbakan Yardımcısı ve Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) Genel Başkanı Murat Karayalçın, sosyal demokrasinin Türkiye’deki geleceğini, CHP’nin tarihsel mirasını ve Kürt meselesine yaklaşımını değerlendirdi. Sosyal demokratların iktidar yolunun güçlü bir program ve inandırıcı kadrolardan geçtiğini vurgulayan Karayalçın, 1980 öncesi ve sonrası dönemin hatalarını eleştirel bir bakışla analiz etti. CHP’nin sosyal demokrat kimliğinin tarihsel köklerine dikkat çeken Karayalçın, Kürt sorununda barışçıl yöntemi savunarak demokratik çözümün anayasal çerçevede olduğunu söyledi. Türkiye’de devlet yapısının temel problemlerine de değinen Karayalçın, üniter yapının korunmasının zorunlu olduğunu belirtti.

Karayalçın, CHP adayının Cumhurbaşkanı olacağına ve sosyal demokratların iktidara geleceğine inandığını belirtti:

“CHP adayının cumhurbaşkanlığı seçimini kazanacağına inanıyorum. Bunun için öncelikle yurttaşlarımıza inanacakları ve beğenecekleri bir program sunmalıyız. Program, bireyler için, toplum kesimleri için, somut önermelerin yanı sıra, çökmüş olan devlet yapısının ve çökmüş olan toplum yapısının inşa biçimine ilişkin önermeleri de içermelidir. Bunun için yurttaşlarımıza, CHP’nin bunları yapabileceklerine inanacakları bir kadroya sahip olduğumuzu göstermeliyiz.”

İşte Murat Karayalçın ile olan röportajımız…

“Sosyal demokrasinin kavramları kurumlaştırılamadı”

Sosyal demokrat siyasetin sizce bugüne kadar yaptığı yanlışlar nelerdi?

1980 öncesini ve sonrasını birbirinden ayırarak bir değerlendirme yapmak gerekir. 1980 öncesinde güçlü bir önderlik ve biraz önce tanımlamaya çalıştığım gibi yurttaşlarımızın inandıkları ve beğendikleri güçlü bir gelecek programımız vardı. Programımız “Akgünlere” başlığını taşıyordu. Ayrıca partimizin güçlü bir kadrosu olduğuna da inanılırdı. Zaten 1977 seçiminde, yüzde 42.5 ile tarihimizin en yüksek oy oranına ulaşılmıştı. 

Ancak 1977- 1978 yıllarında 22 ay süren 3. Ecevit Hükümeti beklenen başarıyı sağlayamadı. Bu durum parti içinde ve partililer arasında yeterince tartışılmadı, bu konuda bir eleştiri-özeleştiri düzeneğinin işletilmemiş olmasını geçmiş dönemin çok temel yanlışlıklarından biri olarak görüyorum. Bu tartışmaya, iktidara yürüdüğümüze inandığım yer yer 1970’lere benzettiğim günümüzde daha çok gereksinme duymamız gerektiği kanısındayım. Böyle bir tartışmanın açılmasına katkıda bulunmak amacıyla şunları söyleyebilirim. O tarihte de daha sonraki yıllarda da sosyal demokrasinin gündeme getirdiği kavramlar, kurumlaştırılamadı ya da kurumsal temellere dayandırılamadı.  

Bu düşüncemi açmak için iki örnek vermek isterim. Birinci örnek 3. Ecevit Hükümeti dönemine ilişkin. Bülent Ecevit o zamana kadar, CHP’nin siyasi bir söylem olarak seslendirdiği halkçılık kavramına toplumsal ve iktisadi bir içerik kazandırarak, Türkiye’de kamu sektörünün ve özel sektörün yanı sıra, bir halk sektörünün oluşturulmasını öngörmüştü. Ancak bu öngörü kurumsal bir temele oturtulamadı. Bu konuda çalışma yapmak üzere bir işletmeler bakanlığı kuruldu, ama bakanlık daha çok KİT’lerin izlenmesi ve eşgüdümü konularında etkinlikte bulundu. CHP Gençlik Kolları ise Halk Sektörünü, Yugoslavya’nın özyönetim modeli ile ilişkilendirdi. Oysa Türkiye’nin bu alanda başarılı olan İş Bankası gibi, Devletin Şeker Şt. İle üreticilerin Pancar Ekicileri Kooperatifi arasındaki iş birliği modeli gibi yararlanılacak önemli deneyimler vardı. 

İkinci bir örnek SHP’nin 1989 yerel yönetimler seçiminde dile getirdiği “saydamlık” ve
“katılımcılık” kavramlarını vermek istiyorum. Türkiye’de ilk kez seslendirilen ve sosyal demokrat düşünce için önem taşıyan bu kavramlar da genele yaygın kurumsal bir çerçeveye oturtulamadı.

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin sosyal demokrat yönetimini bunun dışında tutmam gerekir. Kuşkusuz başka örnekler de vardır, ama Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin sosyal demokrat yönetiminin; Batıkent, Dikmen Vadisi, Portakal Çiçeği Vadisi, Eryaman, Elvan, Hacı Bayram Çevre Düzenlemesi, İvadik Organize Sanayi Bölgesi gibi projelerde uyguladığı “Proje Demokrasisi” modeli ve onun içindeki “Proje Karar Kurulu” adını taşıyan kurumu ile bu alanda bugün de kullanılabilecek başarılı örnekler verdiğini belirtmek isterim.

SHP liderliği yapan Karayalçın: “Sosyal demokrat iktidar mümkün”

“AKP’nin iktidarı ele geçirmesine yol açıldı”

1980 sonrasında ise sosyal demokrat kesimde başka yanlışlar da yaşandı. Onların başında sosyal demokratların bölünmüşlüğü geliyor. Bölünmüşlük sorunu aşılamadığı için, 1994 yerel seçimlerinde büyük bir yenilginin yaşanmasına neden oldu.

Daha sonraki yıllarda da sorun aşılamadı. Refah Partisi’nin ve AKP’nin yerel yönetimlerden başlayarak siyasi iktidarı ele geçirmesine yol açıldı, en azından buna büyük bir katkı yapıldı. 

İşin vahim bir yanı da sanki farklı şeylermiş gibi “demokratik sol” “sosyal demokrasi” gibi nitelemelerin, bireysel siyasi mücadelelerde ideolojik kılıf olarak kullanılması olmuştur 

CHP’yi ve DEM Parti’yi sosyal demokrat paradigma açısından nasıl değerlendiriyorsunuz; bu iki parti sizce sosyal demokrat paradigmaya ne kadar uyumlu. CHP’nin 100 yıllık tarihindeki kimliğini, Sosyal Demokrat paradigmadan nasıl olmalı?

DEM Parti için ya da başka bir parti için böyle bir değerlendirme yapmayı uygun bulmam. Bence partiler kendilerini siyasi yelpazenin neresinde görüyorlarsa, oradadırlar. Bir parti, programında-tüzüğünde ben sol bir partiyim diye yazmışsa, öyledir. Çünkü bu, kurucular kurulunun ya da kurultayın kararıdır. Sonra o partinin yeterince o çizgide olup olmadığı ayrıca tartışılır. Bildiğim kadarıyla dünya demokratik sosyalistlerinin, demokratik solcularının sosyal demokratlarının tepe örgütü olan Sosyalist Enternasyonal de bu anlayışı esas almaktadır.

CHP emperyalizme karşı savaşanların, o savaşı kazananların, cumhuriyetçilerin, devrimcilerin partisi olarak kuruldu. O tarihlerde sol, sosyal demokrat gibi ifadeler kullanılmadı ama, bu nitelikler solun, sosyal demokrat düşüncenin kapsamındadır.

Yine o tarihlerde kurulan, hatta 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan, 1950’lerde, 1960’larda kurulan çoğu bağımsızlıkçı, ilerici parti bu nitelikleri ile Sosyalist Enternasyonal’e üye olmuşlardır. CHP ilk kez 1965 yılında, kuruluşundan 42 yıl sonra, kurtuluş savaşı kahramanı genel başkanının ağzından solda olduğunu Türkiye’ye duyurmuştur. Ama o tarihten önce de 1957 yılında İleri Hedefler Bildirgesi ile; planlı ekonomi, grevli-toplu sözleşmeli işçi örgütlenmesi, anayasal haklar gibi Türkiye’ye ileri demokrasi kazanımları sunmuştur.

SHP liderliği yapan Karayalçın: “Sosyal demokrat iktidar mümkün”

“Türkiye şimdi konuyu CHP’nin bu önerisi doğrultusunda değerlendirmektedir”

Bir sosyal demokratın Kürt meselesine yönelik tavrı nasıl olmalı? Bu bağlamda CHP’nin bu konuda sosyal demokrat bir tavır alabildiğini düşünüyor musunuz?

CHP hem devleti kuran parti olmanın hem de sosyal demokrat olmanın kendisine yüklediği sorumlulukla Kürt sorununa yaklaşmaktadır. SHP genel başkanı olarak bir konuşmamda “Kimileri ‘ver kurtul’ diyor, biz de ‘sev kurtul’ diyoruz“ demiştim. Sorun Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir kesim yurttaşının sorunu, böylelikle de hepimizin sorunu. Kimi yurttaşlarımız “benim bir derdim var” diyorsa, “yok öyle bir şey” diyemeyiz. 

Genel Başkanımız, “Tek bir Kürt yurttaşımız benim sorunum var derse bunun üzerinde çalışırız” diyor. Bu konuda bizim alt sınırımız Anayasa’nın ilk üç maddesidir. Cumhuriyetin kuruluşunda “ulus” tanımının ve “yurttaşlık” tanımının asla bir inanca ya da etnik kimliğe dayandırılmadığı göz ardı edilmemelidir.

Dominique Schnapper, “Yurttaşlar Cemaati” adlı kitabında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin modern ulus mantığına göre kurulduğunu belirterek şöyle diyor:  

“Demokratik ulusun kurucu ilkesi; tikel aidiyetleri, ister ırksal, ister dinsel ya da kültürel olsun, yurttaşlık kavramıyla aşmaktır. İnsan, inanç kimliği ya da etnik kimliği ne olursa olsun yurttaştır. Toplumsal bağ, dinsel ya da etnik değil, siyasaldır.” 

Bu anlayışın uygulanmasında sorunlar çıkmışsa, o da ayrıca tartışılır.

Atatürk’ün 16 Ocak 1923 akşamı başlayan ve sabaha kadar süren ünlü basın toplantısında, Kürt sorununun çözümü için dile getirdiği görüşler, özellikle kamu yönetiminde yakın bir tarihte kurulmuş olan büyükşehir belediyesi sistemi ile ilişkilendirildiğinde, sorunun çözümü için temel bir yaklaşımı ortaya koymaktadır.

İki şeye daha değinmek istiyorum. 1980’lerde Kürt sorununun Türkiye’nin gündeminde ağırlıklı bir biçimde yer aldığı sıralarda CHP (SHP) Kürt Sorunu başlıklı bir raporu kendi içinde müzakere ederek kamuoyu ile paylaşma ve 1991 Kasım’ında yapılan seçimlerde listesinde Kürt sorununu savunan siyasetçilere yer verme cesaretini göstermişti. Ayrıca CHP daha sonraki yıllarda Kürt sorunu tartışmalarında birkaç cümle en fazla bir iki paragraf, lehte aleyhte görüşlerin belirtildiği, ama karşılıklı tartışmaların yapılmadığı bir ortamın kısıtlılığını dikkate alarak bir yöntem önerisinde bulunmuştur. Türkiye şimdi konuyu CHP’nin bu önerisi doğrultusunda değerlendirmektedir.

Sosyal demokrat perspektif ile baktığınız zaman, Türkiye’deki devlet yapısının temel problemini ne/neler olarak görüyorsunuz? 

Sosyal Demokrat düşüncenin devletin tanımı ve yapısı konusunda, aklımıza hemen gelen eşitlik, özgürlük, katılımcılık, güçlü yerel yönetimler gibi ilkeler dışında, özel bir tanımı olduğu kanısında değilim. 

Bildiğim kadarıyla Sosyalist Enternasyonal’de de üyelerin ülkelerinin devlet yapıları için bir öngörü yok. Zaten Sosyalist Enternasyonal’in üye partilerinin devlet ve hükümet sistemleri oldukça farklı, üniter devletlerden gelen de var federal devletlerden gelen de var. Aynı şekilde parlamenter sistem de var, başkanlık sistemi de var.

Ben bizim için söyleyeyim, bizim devletimizin üniter olması gerekir. Bu siyasi bir tercih ya da anayasal bir öngörü olmanın ötesinde, ülkemizin içinde bulunduğu coğrafyanın ortaya koyduğu bir zorunluluktur.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.