AKP’nin son dönemde Kürt sorununa ilişkin yürüyen “yeni çözüm süreci”ndeki temkinli konumu, MHP’nin öne çıktığı siyasi denge ve sürecin Meclis aşamasına taşınması ihtimali üzerinden tartışılıyor. AKP, geçmiş deneyimlerin ve seçim dengelerinin etkisiyle sürecin merkezinde değil, çevresinde durmayı tercih ediyor. Alişer Delek Medyascope’ta yorumladı.
AKP’nin Kürt sorununa yaklaşımı ve son bir, bir buçuk yılda “yeni çözüm süreci” olarak adlandırılan dönemdeki konumu, parti içindeki temkinli strateji tartışmalarını yeniden gündeme getirdi.
Sürecin özellikle MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çıkışlarıyla şekillenmesi, AK Parti’nin neden doğrudan öncü rol üstlenmediği sorusunu öne çıkardı.
Sürecin başlangıcı: Bahçeli’nin çıkışı, AKP’nin sessizliği
Yeni dönemin fitilini, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Ekim ayında Abdullah Öcalan’ın Meclis’te konuşması önerisi ateşledi. Bu çıkışın ardından AKP cephesinde ilk etapta dikkat çekici bir sessizlik yaşandı. Partiye yakın yorumcular dahi, bu önerinin AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bilgisi dahilinde olup olmadığını tartıştı.
Daha sonra iktidara yakın medya organlarında, sürecin aslında Erdoğan’ın Ahlat’taki birlik ve beraberlik konuşmasıyla başladığı, Bahçeli’nin çıkışının ise bu sürecin devamı niteliğinde olduğu yönünde bir söylem öne çıktı.

AKP’nin “çevresinde durma” stratejisi
AKP, 2012–2015 yılları arasındaki çözüm sürecinden çıkarılan dersler nedeniyle bu kez doğrudan ön planda yer almaktan kaçınan bir strateji izledi. Parti yönetimi, sürecin merkezinde olmak yerine “çevresinde” kalmayı tercih etti.
Bu dönemde MHP süreci açık biçimde sahiplendi. Bahçeli’nin talimatıyla parti yöneticileri illeri gezerek süreci anlatırken, AKP benzer bir saha faaliyeti yürütmedi. Önceki süreçteki “akil insanlar” benzeri mekanizmalar kurulmadı, Cumhurbaşkanı Erdoğan da konuyu siyasi gündemin ana başlığı haline getirmedi.
Erdoğan’ın, Bahçeli’nin kritik çıkışlarına anında ve doğrudan yanıt vermemesi de bu temkinli yaklaşımın göstergesi olarak yorumlandı.
Suriye başlığı: Hakan Fidan üzerinden dolaylı müdahale
AKP’nin geri planda durma stratejisinin istisnası Suriye meselesi oldu. Şam yönetimi ile SDG arasındaki temas ve çatışma dönemlerinde, Ankara’nın pozisyonunu daha çok Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamaları üzerinden duyurduğu görüldü.
Fidan’ın SDG/YPG’ye yönelik sert mesajları, başlangıçta kişisel çıkışlar mı yoksa devlet politikası mı olduğu tartışmalarına yol açtı. Ancak zamanla bu açıklamaların Türkiye’nin resmi çizgisini yansıttığı anlaşıldı.
Temkinli yaklaşımın nedenleri
AKP’nin sürece doğrudan liderlik etmemesinin arkasında birkaç temel faktör öne çıkıyor:
- Oy dengeleri: Yerel seçimlerde beklenen sonucun alınamaması ve muhalefetin güçlenmesi, Kürt meselesinin seçmen davranışı üzerindeki etkisine dair kaygıları artırdı.
- Geçmiş deneyim: 2015’te çözüm sürecinin çöküşü ve hendek olayları gibi gelişmeler, benzer bir sürecin siyasi maliyetini hatırlattı.
- Siyasallaşmayı önleme isteği: Sürecin günlük siyasi polemiklere malzeme edilmemesi ve “devlet projesi” olarak görülmesi hedeflendi.

Meclis aşaması kapıda
Suriye boyutundaki gerilimin azalmasıyla birlikte sürecin artık Meclis’te yasal düzenlemeler aşamasına geldiği değerlendiriliyor. Bu noktada AKP’nin sürecin “çevresinde” kalmasının zorlaşacağı, daha doğrudan ve yönlendirici bir rol üstlenmesi gerekeceği ifade ediliyor.
Özellikle silah bırakan ya da Suriye’den çekilen PKK mensuplarının hukuki durumu ve Türkiye’ye dönüşlerine ilişkin olası düzenlemeler, önümüzdeki dönemin en kritik başlıkları arasında gösteriliyor.
Sürecin toplumsal boyutuna dikkat çeken yorumlara göre ise Meclis’te Kürt meselesi için komisyon kurulması ya da Cumartesi Anneleri gibi kesimlerin taleplerini doğrudan Meclis’te ifade edebilmesi bile önemli birer ilerleme olarak görülüyor.



