Tek gündem “Alo Fatih”miş… Ne zaman? Günü gününe tam 12 yıl önce, 11 Şubat 2014 tarihinde. Eğer internete “‘Alo Fatih’ olayı neydi?” diye yazarsanız, karşınıza sanal ansiklopedide doğrudan “Mehmet Fatih Saraç” adı çıkıyor.

Sanal ansiklopedideki ilk cümleler şöyle:
“Mehmet Fatih Saraç (d. 16 Temmuz 1960, İstanbul) Türk iş insanı. Din adamı Emin Saraç babası, eski YÖK Başkanı Yekta Saraç kardeşidir. AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmeler sosyal medyada yayınlanınca medyada ‘Alo Fatih’ olarak anılmış ve uzun süre gündemde kalmıştır.”
Maddenin sonlarına doğru “Alo Fatih Olayı” başlıklı bir paragraf da var:
“2014 yılının Şubat ayında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’dan telefon görüşmeleri ile Habertürk Gazetesi ve Habertürk TV’ye yönelik aldığı talimatların internette yayınlanması üzerine ‘Alo Fatih’ kavramı oluşmuştur.
Erdoğan’ın talimatları arasında Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin grup toplantısının Habertürk TV’de canlı yayınlanmasının durdurulması isteği ve Habertürk Gazetesi’nin ön sayfasında yer alan Yolanthe Sneijder-Cabau’nun fotoğrafını eleştirmesi yer almıştır.
Habertürk Gazetesi’nin o dönemki Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı, Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatlar verdiği ‘Alo Fatih’in kendisi olmadığını söylemiştir.”
2013 yılının hemen başlangıcında patlak veren ses kayıtları nedeniyle sadece “Alo Fatih” değil, Habertürk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı da tartışma ve eleştirilerin odağındadır.
İki Fatih’in o dönemde yayınlanan kamuoyu anketleriyle AKP lehine oynadıkları iddiaları söz konusudur.
Fatih Altaylı, Gezi eylemleri sırasında dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan’la yaptığı röportaj ertesinde de yine tartışma ve ağır eleştirilerin hedefi olacaktır.
13 Şubat 2014 tarihli gazetelerde ise Fatih Altaylı’nın eleştiri ve suçlamalara karşı kendini savunmak için CNN’de Cüneyt Özdemir’e verdiği röportaj var.
“Baskı benle ete kemiğe büründü”
Radikal, Fatih Altaylı’nın CNN Türk’te yaptığı açıklamaları “Baskı benle ete kemiğe büründü” başlığıyla manşetine taşımış.
Manşet altındaki cümle şöyle:
“Medyaya baskıyı yansıtan ‘tape’lerin odağındaki isim Habertürk Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı, CNN Türk’te tarihi açıklamalar yaptı: ‘Bu ilk defa medyaya baskının etiyle kemiğiyle ortaya çıkmasıdır’.”
Bugün Gazetesi sürmanşetinde yer verdiği açıklamalar için “Medyaya baskıyı açıkça anlattı” başlığını kullanmış. BirGün, konuşmayı ön sayfasının sağında “Alo adaş konuştu” üst başlığıyla vermiş.
Altaylı’nın açıklamaları Cumhuriyet ve Sözcü gazetelerinde ise iç sayfalarda yer almış.
Sözcü Gazetesi, Başbakan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın “Alo Fatih”e söylediği “Biz Meclis TV’yi kapattırıyoruz…” sözlerini manşetine taşımış.
Gazete, “Tayyip’in Başdanışmanı’ndan sansür itirafı” üst başlığıyla verdiği haber için “CHP’lileri kimse görmesin diye Meclis TV’yi kapattık” başlığını kullanmış ve “İktidarın, Habertürk yönetimine sızdırdığı Fatih Saraç’ın yeni kayıtları çıktı. Bu kez danışman Akdoğan arayıp fırça atmış” demiş.
Hürriyet, Milliyet, Vatan, Sabah, Akşam, Yeni Şafak, Star ve Habertürk gazeteleri ise “Alo Fatih” hattındaki konuşmalara ve Fatih Altaylı’nın açıklamalarına sayfalarında yer vermemiş.
“Alo Fatih” bazı yorumların da konusu olmuş.
Radikal’de Ahmet İnsel “Ahlak ve maneviyat her şeyden önemlidir”,
Hürriyet’te Ahmet Hakan “Ne yapardınız şöyle bir konuşma ortaya çıksa?”,
Cumhuriyet’te Can Dündar “Al sana porno!” ve Sözcü’de Emin Çölaşan “Medyanın yüz kızartıcı halleri” başlıklı yazılar yazmışlar.
Fatih Altaylı ise CNN Türk’te yaptığı ve kimi gazetelerde yer alan röportajda şunları söylemiş:
“Garibime giden şu oldu. Sadece bizle ilgili olan kayıtların servis edilmesi. Herkes biliyor, medyada çalışan herkesin böyle durumlarla karşılaştığı bilinen bir gerçek. Yıllardır herkes medyaya baskıdan bahsediyor.
Peki medyaya baskı neydi? Nasıl yapılıyordu? İlk defa medyaya baskının etiyle kemiğiyle ortaya çıkmasıdır bu. Benim çalıştığım gazeteye el konuldu. Bundan daha büyük bir medyaya baskı olabilir miydi? Ben o günlerde bana baskı yapıldı, bir danışman tarafından, dedim. Kimse yazmadı, Yeni Harman dergisi hariç. Kimsenin durumunun benimkinden farklı olmadığı ortaya çıkacaktır. Bir baskı var ama önemli olan şu, ben bu baskıyı gazeteme ne kadar yansıttım.”
Şöyle devam etmiş:
“Habertürk’ün sahibi Ciner Grubu. Mehmet Fatih Saraç, Habertürk Grubu’nda herhalde iki seneye yakın bir zamandır yönetim kurulu üyesi ve patron vekili olarak görev yapıyor. Hükümet tarafından etki altına alınan bir medya grubu olduğu izlenimi edinmen normal. Türkiye’deki bütün medya kuruluşlarına bazen bu kadar açık, bazen daha az açık… Ben bu mesleği 32 senedir yapıyorum. Medyaya müdahale her zaman gerçekleşmiştir. Bu iktidarların gücüyle doğru orantılıdır. Koalisyonlar zamanında farklı olur. İktidarların gücü arttıkça bu baskı artar. Bu bütün dünyada var. Benim tek derdim şu, ben bunu bu gazeteye ne kadar yansıttım. Bu gazete bugün bu kadar çok fırça yiyorsa iktidardan, bu şundan, bu gazete çünkü yaramazlık yapıyor. İstediklerini yapmamış ki telefonlar geliyor. Rıza Zarraf’ı kimse tanımazken biz şoförünü manşet yapıyorsak… Uçtu uçtu altın uçtu manşetimiz. 17 Aralık’tan önce bunlar. Hemen hemen 4 ay önce yazmışız.”
Evet 12 yıl önce sansür gündem oluyormuş…
12 yıl sonra artık gündem bile değil…








