Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yarım asırdır insan hakları alanındaki çalışmalarıyla bilinen aktivist ve siyasetçi Jesse Jackson (84) hayatını kaybetti. 1988’de Demokrat Parti’den başkan adaylığı için güçlü bir kampanya yürüten Jackson, Martin Luther King Jr.’ın en yakın isimlerinden biri olarak tarihe geçti.
İnsan hakları aktivisti ve siyasetçi Jesse Jackson (84) yaşamını yitirdi. Ölüm nedenine ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı.
Ailesi tarafından yayımlanan açıklamada, “Babamız yalnızca ailemize değil, dünyanın dört bir yanındaki ezilenlere, sesi duyulmayanlara ve görmezden gelinenlere hizmet eden bir liderdi. Onu dünyayla paylaştık ve karşılığında dünya, geniş ailemizin bir parçası oldu. Adalet, eşitlik ve sevgiye olan sarsılmaz inancı milyonları ayağa kaldırdı. Onun anısını yaşatmanın yolu, uğruna mücadele ettiği değerler için mücadeleyi sürdürmektir” denildi.
Jackson uzun yıllardır ilerleyici supranükleer felç (PSP) hastalığıyla mücadele ediyordu. İlk olarak Parkinson teşhisi konmuş, son yıllarda ise iki kez koronavirüs nedeniyle hastaneye kaldırılmıştı.
Jackson kamuya açık törenle Chicago’da uğurlanacak. Cenaze töreninin detayları Jackson’ın kurduğu sosyal adalet kurumu Rainbow PUSH Coalition (İnsanlığı Kurtarmak İçin Birleşen İnsanlar Koalisyonu) tarafından açıklanacak.

Martin Luther King’in yol arkadaşı
8 Ekim 1941’de Güney Carolina’nın Greenville kentinde doğan Jackson, ayrımcılığın hüküm sürdüğü güney eyaletlerinde büyüdü. Üniversite eğitimi sırasında 1960’ta Greenville Halk Kütüphanesi’ne siyahlara yasak olduğu halde girerek düzenlenen barışçıl protestoya katıldı.
“Greenville Eight” olarak anılan grup kısa süreliğine gözaltına alındı. Açılan dava sonrası mahkeme, öğrencilerin kamuya açık kurumlardan yararlanma hakkı olduğuna hükmetti ve kütüphane sistemi aynı yıl entegre edildi.
Jackson, daha sonra Kuzey Carolina Tarım ve Teknik Üniversitesi’ne geçti. Futbol oynadı, öğrenci başkanı seçildi ve restoranlarda düzenlenen oturma eylemlerine katıldı.
1984’te Washington Post’a verdiği röportajda liderliğini sporla ilişkilendirerek şunları söylemişti: “Liderlik becerilerim atletizmden geldi. Savunmayı analiz etmek, takımını motive etmek… Oyun başladığında elindekiyle oynarsın, sahip olmadıkların için ağlamazsın. Gücüne oynarsın. Ve kazanmak için çalışırsın.”

Jackson, 1960’ların başında Martin Luther King Jr. ile tanıştı ve kısa sürede onun yakın çalışma arkadaşlarından biri oldu. 1968’de King’in Memphis’te suikasta uğradığı sırada Lorraine Motel’deydi. Yıllar sonra Guardian’a verdiği röportajda o anı şöyle anlatmıştı: “Her düşündüğümde sanki kabuğu kopmuş bir yaraya dokunmak gibi. Sevgi adamının nefretle öldürülmesi, barış adamının şiddetle öldürülmesi… Bu acı bir düşünce.”
Başkanlık kampanyaları ve “Rainbow” koalisyonu
King’in ölümünün ardından Jackson mücadeleyi sürdürdü ve 1971’de People United to Save Humanity (Push) adlı örgütü kurdu. Siyah gençlere eğitim desteği sağlandı, şirketlere siyah çalışan ve yönetici istihdam etmeleri için baskı yapıldı.
1984’te Demokrat Parti’den başkan aday adayı oldu. Ulusal çapta kampanya yürüten ikinci siyah adaydı. 1984 Demokrat Parti Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “Bu mükemmel bir parti değil. Biz de mükemmel bir halk değiliz. Ama mükemmel bir misyona çağrıldık. Açları doyurmak, evsizlere barınak sağlamak, işsizlere iş bulmak ve insan ırkını nükleer yarışa tercih etmek için” dedi.

1988’de ikinci kez aday oldu ve güçlü bir performans sergiledi. O süreci anlatırken, “Bunu mümkün kılan ama orada olmayanları düşündüğüm için ağladım… Ralph Abernathy, Dr King, Medgar Evers, Fannie Lou Hamer…” ifadelerini kullandı.
2000 yılında dönemin ABD Başkanı Bill Clinton, Jackson’a ülkenin en yüksek sivil nişanı olan Başkanlık Özgürlük Madalyası’nı verdi.

Jeffrey Dahmer vakası sonrası neler yaptı?
Jackson’ın sivil haklar mücadelesindeki müdahalelerinden biri de 1991’de Milwaukee’de yaşanan Jeffrey Dahmer vakası sonrası oldu. Milwaukee Canavarı olarak da bilinen seri katil ve tecavüzcü Dahmer’in, çoğu Asya ve Afro-Amerikan 17 çocuğu öldürdüğünün ortaya çıkmasının ardından kentte polis ihmali ve ırkçılık tartışmaları alevlendi.
Olayın kırılma noktası, 27 Mayıs’ta polislerin çıplak halde sokakta bulunan 14 yaşındaki Konerak Sinthasomphone’u Dahmer’a geri teslim etmesi oldu. Dahmer, polislere çocuğun sevgilisi olduğunu söylemiş, polisler de çocuğu dairesine geri götürmüştü. İddianameye göre Dahmer, polislerin ayrılmasının ardından çocuğu öldürdü.

Tam da böyle bir dönemde Jesse Jackson kente giderek yürüyüş düzenledi ve mağdur ailelerle bir araya geldi. Jackson, Adalet Bakanı Dick Thornburgh ile görüşerek Milwaukee polisi hakkında federal soruşturma talep etti.
Jackson, Dahmer olayının kentte “kırık kalpler, yıkılmış hayaller ve bozuk ilişkiler” yarattığını söyledi ve şu ifadeleri kullandı: “Ancak bütün bu kırılganlık içinde liderliğin parçaları toplama ve birbirimize karşı değil, birbirimize dönme iradesine sahip olması gerekir. Bu felaketten önce yaşanan acıların gözden geçirilmesine ve uzlaşma ile yenilenmeye ihtiyaç var.”
Jackson, polis ile toplumun Dahmer meselesinde ve onları bölen diğer konularda gerçeği araması gerektiğini vurguladı.
“Ahlaki evrenin yayı uzundur”
Jackson, Barack Obama’nın siyasal yaşamında yükselişine de esin kaynağı olan bir isimdi ve Obama’nın seçilmesinden sonra onun zaferinin kendi mücadelesinin bir devamı olduğunu söylemişti. Guardian’a verdiği bir röportajda, “Ben bir öncüydüm, yol açandım. Bir siyahın aday olamayacağı söyleniyordu. Siyah akademisyenler bile zamanımı boşa harcadığımı yazıyordu” demişti.
Trump dönemine ilişkin değerlendirmesinde ise şu sözleri kullanmıştı: “Ahlaki evrenin yayı uzundur ve adalete doğru bükülür, ama onu bükmek gerekir. Kendiliğinden bükülmez. Hareket ilerlediğinde her zaman karşı rüzgârlar olur. Ruhumuzu teslim etmemeliyiz.”
Jackson, yarım yüzyılı aşkın süre boyunca çok kültürlü, çok ırklı bir dayanışma fikrini savundu. Sivil haklar hareketinin 1960’lardan Black Lives Matter’a uzanan hattında en görünür figürlerden biri olarak tarihe geçti.
Kaynak: Guardian







