Çözüm komisyonunun mesaisi bitiyor: Ortak rapor oy çokluğuyla kabul edildi

TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda hazırlanan ortak rapor 47 oyla kabul edildi. TİP’ten Ahmet Şık ve EMEP’ten İskender Bayhan “hayır” oyu kullandı. CHP’li Türkan Elçi ise faili meçhullerle ilgili bir öneri olmadığı için çekimser kaldı.

Çözüm komisyonunun mesaisi bitiyor: Ortak rapor oy çokluğuyla kabul edildi
Çözüm komisyonunun mesaisi bitiyor: Ortak rapor oy çokluğuyla kabul edildi

TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, nihai raporu görüşmek üzere toplandı. Komisyonun 21’inci toplantısında, rapor yazım ekibinin yaklaşık iki aydır süren çalışmalarının ardından ortak rapor komisyona sunuldu ve oylandı.

TİP ve EMEP ret oyu verirken, yasal çerçeveye referans olacak nihai rapor 47 komisyon üyesinin “evet” oyuyla kabul edildi. CHP’li Türkan Elçi raporda faili meçhullerle ilgili bir görüş olmaması nedeniyle çekimser kaldı.

Numan Kurtulmuş raporun genel hatlarını açıkladı

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, raporun yedi temel başlığını sayarak açılış konuşmasını yaptı. “Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge” vurgusu yapan Kurtulmuş, tarihi dönemde Meclis’in üzerine düşen vazifeyi üstlendiğini belirtti. Kurtulmuş şunları söyledi:

“TBMM, milletimizin geleceğini ilgilendiren her meselenin meşru çözüm adresidir. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, tarihî sorumluluğun Meclis zeminine taşınması için teşekkül etmiştir. Komisyon, acılarımızı inkâr etmeden geleceği birlikte kurma kararlılığımızın açık bir ifadesidir. Ortak aklı ve asgari müşterekleri önceleyen bir yaklaşım benimseyerek; uzlaşı zemininden uzaklaşmadan meseleler derinlikli biçimde ele alınabilmiştir. Rapor, af mahiyetinde algı üretecek başlıklardan uzak duran, hukuk düzeninin belirlilik ilkesini merkeze alan ve kamu vicdanının hassasiyetini gözeten yaklaşımın ana hatlarını ortaya koyarken, devlet aklı ile millet vicdanını koruyan demokratik iradenin aynı bütünlük içinde harekete geçtiğinde, toplumsal barışın kalıcı zeminini kurduğuna işaret etmektedir.”

“Yeni anayasa ödev ve sorumluluğu”

Kurtulmuş, raporun sonraki süreç için kıymetli bir başvuru metni niteliği taşıdığını ifade ederek “Komisyon raporumuz bu anlamda bir nihayet değil; bilakis atılan ve atılacak kararlı adımların mihenk taşıdır” dedi.

Meclis Başkanı Kurtulmuş ayrıca yeni anayasa hazırlama konusu komisyonun görev alanı olmasa da “yerine getirilmesi gereken ortak bir ödev ve sorumluluk” olduğunu belirtti. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye ve komisyonda temsil edilen bütün partilerin genel başkanlarına teşekkür eden Kurtulmuş, komisyon kurulmadan önce hayatını kaybeden TBMM Başkanvekili, DEM Partili Sırrı Süreyya Önder’i andı. Ardından Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Bozkurt, raporun somut önerileri içeren altı ve yedinci bölümlerini okudu.

komisyon

Yeni Yol’dan kök nedenler eleştirisi

Siyasi partiler adına konuşmalara geçildiğinde söz alan Yeni Yol Grup Başkanı, Saadet Partili Bülent Kaya, Kürt meselesinin kalıcı çözümü için yalnızca sonuçların değil, kök sebeplerin de ele alınması gerektiğine dikkat çekti. Kaya “Ortaya konulmuş önerilerin süratle yasalaştırılmasına dair bir eylem planını ortaya koymamız lazım” dedi. 

Gelecek Partisi’nden Mustafa Bilici, “PKK ile Kürt meselesini eşitlemek, meseleyi bilinçli ya da bilinçsiz biçimde daraltmaktır” diyerek, meselenin eşit yurttaşlık, adalet, temsil, kimlik, kültürel haklar ve demokratik katılım meselesi olduğunu ifade etti. Kalıcı barış için ifade ve örgütlenme özgürlüğü, yerel demokrasinin güçlendirilmesi ve seçilmiş iradeye saygı gerektiğini söyleyen Bilici “Eşit yurttaşlık bir taviz değil, Cumhuriyet’in asli vaadidir. Doğuda hukukun zayıflaması, batıda da güven duygusunu aşındırır. Gerçek milli birlik, herkesin kendini bu ülkenin eşit ve onurlu yurttaşı olarak hissetmesiyle mümkündür” diye konuştu. 

DEVA Partisi’nden Mehmet Emin Ekmen ise anadil, vatandaşlık, yerel yönetimler gibi kök sebeplerin raporda yer almamasını eleştirdi. Bunun “bir çözüm süreci değil, fesih ve silahsızlanmayı merkeze alan bir süreç” olarak kabulü halinde anlaşılır olacağını kaydeden Ekmen, “Örgüt fesih iradesini ortaya koyduğu an yasa çıkmalıydı. Burada teslim tespiti sürecine dair bir yumuşama gözüküyor ama yasanın çıkarılarak fesih ve tasfiye sürecinin eş zamanlı yürütülmesi gerektiği açıktır” ifadelerini kullandı.  

Feti Yıldız: “AİHM ve AYM kararlarına uymak zorundayız”

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız “Komisyonumuzun Türkiye Cumhuriyeti kuruluş felsefesine, temel anayasa ilkelerine, demokratik işleyişi, üniter devlet yapısını dönüştürmek gibi bir yetkisi ve misyonu yoktur. Türkiye’nin üniter devlet yapısı, toprak bütünlüğü, ülkenin resmi dil statüsü, laik cumhuriyet ilkesi üzerinde tartışma yapılamayacak ortak temel değerlerimizdir” diye konuştu. 

Türkiye’nin infaz sistemi için “yamalı bohça” benzetmesi yapan Yıldız, eşitliğin sağlanması gerektiğini ve komisyonun ilk tavsiyeleri arasında infaz düzenlemesi olduğunu dile getirdi. 

Yıldız AİHM ve AYM kararlarına uyum konusununda ihtilaf olduğunu söyleyerek “Bu konuda Anayasamızın emri açıktır. AİHM kararlarına da AYM kararlarına da bir hukuk devleti olarak uymak zorundayız” dedi.

Murat Emir: “Asıl soru: Rapor yaşama geçecek mi?” 

CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, raporu değerli gördüklerini anlatırken eleştirilerini sıraladı. CHP’li beş milletvekili de raporla ilgili konuştu. Raporun ilk beş bölümündeki dilin sorunlu olduğunu söyleyen Emir, “Belirli bir siyasi ve sosyolojik bakış açısını içerdiğini, bizi kapsamadığını ifade etmeliyim” dedi. 

Emir komisyon çalışmalarına devam ederken de AYM ve AİHM kararlarına uyulmadığını vurgulayarak, “Maalesef demokrasiye, hukuk devletine ve adalete ait en ufak bir ilerleme kaydedilmemiştir. Bu açıdan bu komisyon çalışmaları beklenen umudu doğurmamıştır” diye konuştu. Emir şöyle devam etti:

“Bugünden sonra asıl soru şudur: Bu rapor yaşama geçecek midir? Bugüne kadar sadece sözde kalan demokrasi, toplumsal barış, hukuk devleti, adalet, anayasa, AİHM kararları artık yaşama geçecek midir? Bu rapor, her birimize bir ödev yüklemektedir. Bu rapor, lafta ve rafta kalmamalıdır. Bu raporun içeriğindeki o genel çerçeveye uygun olarak yasal düzenlemeler, idari adımlar, iktidarın atması gereken adımlar, yargının atması gereken adımlar ivedilikle atılmalı ve Türkiye’nin önüne barışını inşa etmiş, kavgalarını azaltmış, demokrasi standartlarını yükseltmiş, hukuk devleti niteliğini güçlendirmiş ve adaletini ayağa kaldırmış bir umut yeşertmek zorundayız.” 

CHP eleştirilerini not düştü, Türkan Elçi “Onay veremem” dedi

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, komisyonu ilk olarak CHP Genel Başkanı Özgür Özel tarafından önerildiğini hatırlattı. Raporun samimiyetinin sorgulandığını kaydeden Gökçen, “Faili meçhuller ve zorla kaybetmelere karşı zaman aşımı ve cezasızlık sorununun ele alınmamış olması konunun özüne dokunan önemli bir eksikliktir” dedi. 

Öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin eşi ve CHP milletvekili Türkan Elçi de ortak raporda faili meçhullerle ilgili bir tespit ve öneri olmamasını eleştirdi. Elçi, “Başta eşim ve Cumartesi Anneleri olmak üzere tüm faili meçhullerin sorumluluğunu taşımamdan ve bu sorumluluğu hissetmemden dolayı bu rapora benim onay vermemin vicdani olmadığını dile getirmek isterim” diye konuştu. Özgür Özel ile de görüştüğünü ve Özel’in bu hassasiyeti anlayışla karşıladığını aktaran Elçi, oylamada çekimser kaldı. 

Salih Uzun ise oylamanın ertelenmesini istedi. Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesini hatırlatan Uzun, Meclis’in ve Meclis Başkanı Kurtulmuş’un da AYM kararlarına uymadığını söyledi. Uzun, Can Atalay’ın Meclis’e gelmesinin sağlanmasını; yargı mercilerine de Tayfun Kahraman, Osman Kavala, Selahattin Demirtaş hakkındaki kararların uygulanması için çağrı yapılmasını; bunlardan sonra raporun oylanmasını önerdi.

Murat Bakan, “Raporda Türk Kürt Arap vurgusunun tekrarı metni yurttaşlık zemini yerine etnik bir çerçeveye kaydırıyor. Bu hem hukuk dili, hem siyasal birlik açısından sorunlu” diyerek eleştirdi, devletin dilinin kapsayıcı ve nötr olması gerektiğini vurguladı.

DEM Parti şerhini açıkladı, “terör” vurgusuna itiraz etti

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, komisyonun İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan’ı ziyaret etmesinin tarihi önemde olduğunu söyledi. Koçyiğit, Erdoğan, Bahçeli, Kurtulmuş ve siyasi parti liderlerinin yanı sıra 27 Şubat “Barış ve Demokratik Çağrısı” nedeniyle Öcalan’a da teşekkür etti. DEM Parti’nin eleştirilerini ve hangi noktalarda şerh düştüğünü, rapor yazım ekibinde de bulunan Cengiz Çiçek açıkladı. 

Çiçek, sürecin “Terörsüz Türkiye süreci” olarak anılmasına itiraz ettiklerini vurgulayarak, komisyon ismindeki gibi “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi süreci” adıyla nitelendirilmesi gerektiğini kaydetti. Kürt meselesinin “terör” kavramı ile anılamayacağını ifade eden Çiçek, “Rapor taslağının ilgili yerlerinde acıları bile tek taraflı tarif etmek, Kürt halkının yaşadığı acıları görmezden gelmek kabul edilebilir değildir. Ortak gelecek, acıları ortaklaştırmakla ve paylaşmakla mümkündür” diye konuştu. 

“Terör örgütü” kavramının kullanılmasına da karşı çıkan Çiçek, “Kürt halkı ve dostları, Kürtlerin özgürlük ve eşitlik mücadelesini ne terör olarak ne de örgütlü mücadelesini terör örgütü olarak tarifledi” dedi. Çiçek şunları söyledi:

“Rapor taslağında anıldığı üzere çatışma çözüm literatürüne gerçekten bir ‘Türkiye Modeli’ armağan edilmek isteniyorsa tüm halkların değerlerine saygılı olmakla yola çıkılmalıdır. Gerçek kardeşlik, halkların-inançların değerlerine eşit yaklaşmakla, ona eşit mesafelenmekle mümkündür. Ortak rapor taslağında yer verilen ‘Kürdün onurunun, Türkün gururunun korunması’ ancak bu eşit yaklaşımla söz konusu olacaktır. Türkiye’de farklı dil ve kültüre sahip milyonlarca insanın, başta Kürtçe olmak üzere anadili hakkına yönelik kısıtlayıcı düzenlemelerin, uygulamaların ve kamusal engellerin ortadan kaldırılması ve çok dillilik ile barışılması gerekmektedir.”

Sosyalistler “hayır” oyu verdi

TİP Milletvekili Ahmet Şık “Raporda söylenmeyeni hakikatin en yalın haliyle biz dile getirelim: Türkiye’de Kürt Meselesi vardır. Bu hakikati inkâr ederek, bastırarak, kriminalize ederek ülkeyi on yıllardır çözümsüzlüğe mahkûm eden siyasi akıl bugün de karşımıza bu yakıcı soruna çözüm aradığını iddia eden bir metinle çıktı” diyerek eleştirilerine başladı. “Terörsüz Türkiye” başlığıyla meselenin güvenlikçi zemine sıkıştırıldığını ve somut adımların yok sayıldığını vurgulayan Şık, “Bu metin, bir çözüm programı değil; siyasi sorumluluktan kaçış belgesidir” dedi. 

İktidara ve Kurtulmuş’a çağrı yapan Şık, “Eğer hukuka dönmekte ve önerdiğiniz demokratikleşme adımlarında samimiyseniz Hatay milletvekilimiz Can Atalay’la ilgili AYM kararını uygulayın. Meclis Başkanı’nın yetkisinde ve bir imzasıyla gerçekleşecek olan Meclis kütüğüne kaydı yapılsın” diye konuştu.

EMEP Milletvekili İskender Bayhan, antidemokratik tutumun rapor sürecinde de devam ettiğini söyleyerek “Esas olarak saray rejiminin ideolojik- politik hattını ve AKP-MHP tarafından sunulan raporların yaklaşımını yansıtıyor” dedi. Raporda Kürt sorunu ifadesinin bir kez bile geçmediğine dikkat çeken Bayhan, her şeyin “terör parantezine” alındığını söyledi. 

Şık ve Bayhan, rapora “hayır” oyu vereceklerini açıkladı. 50 kişilik komisyonda, iki ret oyu sosyalistlerden geldi. CHP’li Türkan Elçi çekimser kalırken, geriye kalan bütün üyeler “evet” oyu verdi.

Sürece ilişkin yasal düzenleme önerileri

Raporun altıncı bölümünde yer alan yasal düzenleme önerilerinde, komisyon raporunun yasa yapım sürecine rehberlik edecek temel ilkeleri otçrtaya koyduğu vurgulandı. Yasal düzenleme önerilerinde şu başlıklar öne çıktı:

1- Kritik eşik: Örgütün silah bırakması

Süreçte en kritik eşik, PKK terör örgütünün tüm unsurlarıyla silah bıraktığının ve kendisini tasfiye ettiğinin devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyit edilmesidir. Tespit ve teyit sürecinin sağlıklı bir şekilde tamamlanması yalnızca silahlı örgüt tehdidinin sona erdiğinin ilanı ile sınırlı kalmayacak, aynı zamanda oluşan yeni durumun gerektirdiği hukuk ve politika çerçevesinin hayata geçirilmesi için bir başlangıç noktasını teşkil edecektir. Tespit ve teyit mekanizmasının, devletin ilgili kurumları arasındaki eş güdümle; objektif, ölçülebilir, şeffaf ve denetlenebilir ölçütlere göre işlemesi gerekir.

2- Toplumsal bütünleşmeyi güçlendirecek yasal düzenlemeler

Silahların bırakılması süreciyle birlikte ele alınacak müstakil yasanın, sürecin sonuçlarını tümüyle ortadan kaldıracak ve demokratik siyaset zeminini güçlendirecek ölçüde kapsayıcı olması tavsiye edilmektedir. Kanun; silahı ve şiddeti reddeden bireylerin topluma yeniden kazandırılmasını, silah ve şiddete kalıcı olarak son verilmesini ve meselenin bütünüyle hukuki ve siyasi zemine çekilmesini amaçlamalıdır. Bu doğrultuda kanun, örgüt mensuplarının yalnızca silah bırakma sonrasındaki hukuki durumlarını tespit ve tayine yönelik olmamalıdır. Kanun, aynı zamanda ilgili kişilerin adil, güvenli ve sağlıklı bir şekilde toplumla bütünleşmesini de hedeflemelidir. Kanun; kamu vicdanını ve toplumsal hassasiyetleri gözetmeli, kapsamı yorum yoluyla genişletilmeye müsait olmayacak şekilde net, bütüncül ve anlaşılır olmalıdır.

3- Örgüt mensuplarının durumu

Yukarıda belirtilen müstakil ve geçici kanun ile birlikte ayrıca ceza ve infaz hukukunda yer alan hükümlerden istifade edilerek hazırlanacak bir düzenleme ile bahse konu kişiler hakkında tasarrufta bulunulabileceği ve ilgili kişiler hakkında mutlaka adli bir işlem yapılması gerektiği değerlendirilmektedir. Yasal düzenlemeler, toplumda cezasızlık ve af algısı oluşturmamalıdır.

4- Toplumsal bütünleşme

Yürütülen süreçte örgüt mensuplarının silahları bırakarak toplumsal düzene adapte olabilecek dönüşümü gerçekleştirmeleri hedeflenmelidir. Bu nedenle süreç, kişilerin toplumsal hayat içerisinde yaşamını idame ettirebilmesine yönelik tedbirleri içeren, kamu düzenine uyumuna ve toplumla bütünleşmesine yardımcı olacak hazırlık çalışmalarını kapsamalıdır. Toplumsal bütünleşme sürecinin sağlıklı biçimde ilerlemesi, adalet ve eşitlik duygusunun toplumun tüm kesimlerinde kökleşmesine ve her bireyin ortak geleceğe eşit fırsatlarla dâhil olmasına dayanan kapsayıcı bir anlayışı ve buna yönelik politikaların belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Toplumun uyum kapasitesinin artırılması açısından ekonomik ve sosyal imkânların geliştirilmesi öncelikler arasında yer almalıdır. Bu kapsamda, şimdiye kadar bölgeye yapılan yatırımlar ile ekonomik ve sosyal programların geliştirilerek, genişletilerek ve zenginleştirilerek uygulanmaya devam edilmesi beklenmektedir.

5- İzleme ve raporlama mekanizması

Kanunla, örgüt mensuplarının tabi olduğu sürecin izlenmesini ve raporlanmasını temin edecek, yürütme içerisinde bir mekanizmanın oluşturulması gerekmektedir. Bu mekanizmanın tespit ve teyidi çerçevesinde, uygulamaların etkinliği ve hedefe ulaşma düzeyi denetlenmiş olacaktır. Böylece sürecin sağlıklı bir şekilde yürüyüp yürümediği gözlemlenecek ve gerekli tedbirler zaman kaybetmeksizin alınabilecektir. Bu çerçevede, kamuoyunun her aşamada bilgilendirilmesi de sağlanmış olacaktır. Kanunla yürütmeye verilecek çerçevesi belirlenmiş yetki kapsamında, kamu kurum ve kuruluşları arasında eş güdüm sağlanması ve bu suretle sürecin etkin bir şekilde yürütülmesi temin edilmelidir. Bu husus sürecin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların ikincil düzenlemelerle somutlaştırılması, yetki karmaşasının önlenmesi ve idari uygulamada yeknesaklığın sağlanması bakımından gerekli görülmektedir. Yürütme tarafından bu konuda hazırlanacak raporların TBMM’ye sunulması gerekli görülmektedir.

6- Süreçte görev alanlara yasal güvence sağlanması

Yürütülen süreçte görev alanlar, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun toplantılarına iştirak edip görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar ile Komisyon çalışmalarında yer alanlar ve görevlilerin faaliyetlerinin yasal güvenceye kavuşturulması önerilmektedir.

Demokratikleşme önerileri

Raporun demokratikleşme önerilerini içeren yedinci bölümünde şiddete ve teröre dayalı yöntemlerin siyasal tartışmayı işlevsiz hale getirdiği vurgulanarak “Bu nedenle hakaret, tehdit gibi suç unsuru içermeyen her türlü düşüncenin ifade edilebildiği; karşılıklı saygı ve hoşgörü çerçevesinde, zor ve hassas konuların dahi müzakere edilebildiği bir siyasal ortamın oluşturulması temel bir gereklilik” olarak ele alındı. Bu çerçevede öneriler şöyle sıralandı:

1- AİHM ve AYM kararları

Anayasa’mıza göre AYM kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağladığı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Türkiye’nin zorunlu yargı yetkisini kabul etmiş olduğu AİHM’nin kararlarını icra etme oranı yaklaşık yüzde 90’dır. Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin kararları icra etme oranı ise yaklaşık yüzde 80’dir. Bu yüksek orana rağmen, Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti olma niteliğini perçinleme hususunda AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyulmasının önemi de ortadadır. AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyumu temin edecek mevcut mekanizmalar güçlendirilmeli; ayrıca etkili yeni mekanizmalar oluşturulmalıdır. Kararlara uyumun sağlanması çerçevesinde, idarenin işlemlerinden ve yargının işleyişinden kaynaklanan engellerin kaldırılması önerilmektedir.

2- Yargılama ve infaza ilişkin düzenlemeler

İnfaz mevzuatının AİHM ve AYM içtihatları ile tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmeler bağlamında gözden geçirilerek infaz adaletini esas alan bir temelde yeniden ele alınması önerilmektedir. Özellikle mahkûmların infaz süreçlerinin, koşullu salıverilme şartları ile infaz süreleri de dâhil olmak üzere ceza hukukunun evrensel ilkeleri kapsamında daha adil, daha eşitlikçi ve daha bütüncül bir yaklaşımla ele alınması düşünülmelidir. Hasta ve yaşlı tutuklu ve hükümlüler için yaşam hakkının her hakkın önünde olduğu gerçeği göz önüne alınarak, infaz ertelemesi müessesesi değerlendirilmelidir. Cezaevleri idare ve gözlem kurullarının yapısı ve karar süreçleri, uygulamadaki aksaklıklar tespit edilerek gözden geçirilmelidir. Hukukun evrensel ilkeleri çerçevesinde ve AİHM ile AYM’nin yerleşik içtihatları doğrultusunda, tutuksuz yargılamanın tüm yargısal süreçlerde esas alınmasına özen gösterilmelidir. Kanundaki tutuklama şartlarına bağlı kalınarak, tutuklamanın istisna olduğu ilkesine uygun biçimde mevzuat gözden geçirilmelidir.

3- Hak ve özgürlüklerin genişletilmesi ile ilgili düzenlemeler

Doğuştan gelen, dokunulamaz ve devredilemez nitelikteki, insan onurunun vazgeçilmez bir parçası olan temel hak ve özgürlüklerin tam ve eksiksiz kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması hedefiyle mevzuat gözden geçirilmelidir. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun hak ve özgürlükleri genişletecek ve hakkın özünü muhafaza edecek şekilde yeniden düzenlenmesi önerilmektedir. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, etkinliği artırılacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. Şiddet içermeyen hiçbir fiil terör suçu olarak nitelendirilmemeli ve ifade özgürlüğü kapsamında olması gereken eylemler terör suçu sayılmamalıdır. Bu bağlamda, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ve ilgili mevzuatın kanuni belirlilik ilkesi çerçevesinde ifade özgürlüğünü güçlendirecek şekilde yeniden düzenlenmesi önerilmektedir. Şiddet çağrısı, nefret söylemi ve terör propagandasıyla etkin mücadele sürdürülürken, hukuki sınırlar içinde kalan her türlü eleştiri, itiraz ve talebin demokratik yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak korunduğunu gözetmek ve temin etmek maksadıyla; basın ve yayınla ilgili kanunlar gözden geçirilmelidir. Haberleşme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Bu hükme bağlı olarak uygulamada basın özgürlüğünü sınırlayıcı sonuçlar doğuran yasalar hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde yeniden ele alınmalıdır. Şeffaflık, demokratik katılım, parti içi demokrasi, çoğulculuk ve temsilde adalet ilkeleri doğrultusunda; Anayasa’nın 79’uncu maddesi çerçevesinde genel yargısal süreçler ile seçim yargısının belirlilik ve kanunilik ilkelerine uygun şekilde düzenlenmesi amacıyla yeni bir Siyasi Partiler Kanunu ile yeni seçim kanunlarının siyasi partilerin uzlaşısı ile hazırlanması önerilmektedir. Demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarından olan siyasi partilerin kurumsal kimliklerinin korunması esas alınarak eksik ve yanlış uygulamalar gözden geçirilmelidir. Siyasi Etik Kanunu’nun hazırlanması önerilmektedir.

4- Yerel yönetimler

Demokratik siyaset zeminini güçlendirmek amacıyla idari sistemin “daha demokratik ve hukuki standardı daha yüksek” bir şekilde organize edilmesi mümkündür. Anayasa’dan kaynaklanan idari vesayet yetkisinin demokratik toplum gereklerine uygun olarak kullanılması; başkanın kanunda yer alan sebeplerle görevden el çektirilmesi durumunda sadece belediye meclisi tarafından seçim yapılması hususunda mevzuatın düzenlenmesi önerilmektedir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.