Rivayet Muhtelif’in bu bölümünde Hilmi Hacaloğlu’nun konuğu tarihçi Reha Çamuroğlu, ABD’nin İran’a olası saldırı senaryosunu, İsrail’in güvenlik stratejisini, Rusya ve Çin’in pozisyonu ile Türkiye’nin jeopolitik tercihlerini ele aldı.
Rivayet Muhtelif’te Hilmi Hacaloğlu’nun konuğu tarihçi ve yazar Reha Çamuroğlu, İran’a yönelik olası Amerikan müdahalesini ve bunun Türkiye’ye etkilerini değerlendirdi. Çamuroğlu, Anadolu ile İran coğrafyası arasındaki rekabet ve etkileşimin yalnızca bugüne ait olmadığını, antik çağlardan bugüne uzanan tarihsel bir sürekliliğe dayandığını belirtti.

Türkiye ve Rusya arasındaki tarihsel paralelliklere dikkat çeken Çamuroğlu, bu coğrafyada gelişmelerin birbirinden bağımsız okunamayacağını söyledi:
“Bu kadar tesadüf üst üste gelemez. Antik Yunan-Pers karşılaşması, sonra Roma ile Sasanilerin karşılaşması… Bu kadar büyük makro planda bu kadar tesadüf arka arkaya gelemez. Ben başka bir örnek de veririm. Rusya, İran ve Türkiye adeta politikada, siyasette birbirini izlemiş ülkelerdir. Bir yerde bir hareketlenme başlarsa bu sanki bir fay hattına benziyor. Rusya hareketlenirse Türkiye hareketlenir, Türkiye hareketlenirse İran hareketlenir.”
İran’a yönelik savaş ihtimalinin yeni olmadığını fakat bugün gelinen aşamada bölgesel dengelerin sarsıldığını söyleyen Reha Çamuroğlu, Rusya’nın İran limanına savaş gemisi göndermesini dikkat çekici buldu. Bunun yalnızca sembolik bir jest olmadığını vurgulayan Çamuroğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir Rus savaş gemisi bir İran limanına yanaştı ve konuk olduğunu belirten bir İran bayrağı çekti. Bu çok önemli bir gelişmedir. Aslında Rusya, İran’a gitti; bu bir Amerikan saldırısına yönelik önemli bir işarettir. Çünkü Doğu aslında iki yıldır, üç yıldır adım adım geri çekiliyor. Suriye’de başlayan, Gazze’de devam eden bu geri çekilme artık bir yerde kilitlenmiş gibi.”

“İran kolay lokma değil”
İran’ın askerî kapasitesini değerlendiren Çamuroğlu, ülkenin kolay lokma olmadığını belirterek şunları söyledi:
“İran Hamas değil, İran Hizbullah değil. İran 12 gün savaşında İsrail’i fena hâlde hırpaladı; İsrail Amerika’yı çağırmak zorunda kaldı. Bunu neden böyle söylüyorum? Çünkü bazı Tel Aviv görüntüleri geldi ve biz o görüntüleri gördük. İsrail’in en büyük dezavantajı bu görüntülerde açıkça ortaya çıktı. Nedir bu dezavantaj? Derinlik yoksulluğu. İsrail küçük bir ülke; neredeyse tamamen Tel Aviv’den ibaret. Bütün beyin orada, iletişim ağı orada, yetişmiş nüfusun neredeyse tamamı orada. Yani Tel Aviv, İsrail’in omurgası. Ve gördük ki bu omurgaya ulaşılabiliyor.”








