Türkiye’nin farklı yerlerinde Kabe’de Hacılar ilahisi çalındıkça rahmetli babaannem Naile Tunçbilek’i (1923-2017) hatırlıyorum. Kendisi ömrünün son yıllarında ilahilere merak salmıştı. Sabah erkenden televizyonun başına oturur, en sevdiği ilahici Abdurrahman Önül’ü bulana kadar kanal değiştirirdi. Bu anlarda bazen sinirlendiği de olurdu.
Önül’e ait Kabe’de Hacılar ilahisi, Celal Karatüre isimli bir sokak müzisyeni sayesinde tekrar popülerlik kazandı. Şu sıralar Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda ve birçok farklı mecrada hoparlörlerden sıkça çalındığını görüyoruz. Bir zamanlar sadece İslamcı çevreler tarafından söylenen Kardan Aydınlık’ın popülerleşmesini andıran bir süreç yaşanıyor.

Babaannemin dünyasında Abdurrahman Önül
95 yıl yaşayan babaannemle bir süre vakit geçirme fırsatım oldu. Kendine özgü ritüeller geliştirmişti. Önünde her zaman kuru üzüm olurdu, çayının yanında limon vardı. Öğle yemeğinde mutlaka havuç yer, akşam kapanışı sütle yapardı. Berat TV, Kabe TV, Medine TV gibi televizyon kanalları arasında gezer dururdu.
Babaannemin favori ilahicileri vardı. Abdurrahman Önül tartışmasız bir biçimde zirvedeydi. Diğer sevdiği ilahiciler de Önül tarzındaydı; yanık bir ses, tekrar eden melodiler, tasavvufi bir halk dili, def ve bendir gibi çalgılar, fonda zikir sesleri bulunan ilahiler. Müzik uzmanları daha iyi analiz eder ama bu, türkü formunda arabesk ilahi olarak tanımlanabilecek bir tarz.
Cemal Kuru tarzı karanlık ilahiye ret
Babaannem ilkokula gitmemiş, okuma yazma bilmeyen bir kadındı. Köyde doğmuş, köyde büyümüş, köyde yaşamıştı. Elbette buna göre bir tarzı vardı. Onun için cefakar Anadolu kadını demek pek doğru olmaz. O daha çok yerel bir Kafkas-Karaçay kraliçesi gibiydi. Beğenmediği bir şey olduğunda bunu dillendirmekten çekinmezdi.
Berat TV’de ilahici Cemal Kuru’nun Kabrimin İlk Gecesi ya da Kuru Kafa gibi parçaları çıkınca ortam bir anda geriliyordu. Bu ilahiler, ölüm ve ahiret teması işleyen, karanlık ve ürpertici bir tarza sahipti. Bir cesedi ya da kafa tasını gösteren klipler başlayınca babaannem Karaçayca “Teli sança!” (Deli manyak!) deyip televizyonu kapatırdı.

Doyurulamayan kültürel açlık hissi
Babaannemin ilahi vizyonu temelde bu çerçevedeydi. Gelecekte bir gün babaannemin sevdiği ilahilerin Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda teneffüslerde çalınacağı, bunun üzerinden siyasi tartışmalar döneceği kimsenin aklının ucundan bile geçmezdi. Abdurrahman Önül tarzı baskın çıkmış, Cemal Kuru tarzı ise açık bir biçimde kaybetmişti.
İlk bakışta önemsiz görünebilir, ancak 2005 yılında çıkan bir ilahinin bugün yeniden popülerleşmesi mercek altına alınmalı. Dindar bir nesil yetiştirme iddiasında olan, bütün kaynaklarını buna seferber eden bir iktidar aslında 20 yıllık bir ilahiye muhtaç duruma düştü. Yerli ve milli politika iddialarına rağmen kültürel alanda üretim kısırlığı yaşandığı açık.
İslami ezgilerin popülizme kurban gitmesi
Son birkaç senedir popüler hale gelen bir ezgi daha var: Kardan Aydınlık. Bu ezgi, 1990’lı yıllarda muhalif İslamcıların düzenlediği Şehadet Gecesi programlarında söylenirdi. Üniversite öğrencileri tarafından oluşturulan koro, amatör bir ruhla ve çalgısız bir şekilde kitleleri coştururdu. Ezgideki bir sabah ile kastedilen İslam devrimiydi.
İslamcı hareketlerin 1990’lı yıllardaki muhalif ruhlarına uygun olan bu ezgi, aslında Abdürrahim Karakoç’un Aydınlık şiirine dayanıyordu. Bu şiir zamanla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından da dolaşıma sokuldu. 2022 yılında iktidar kampanyalarında farklı formatlarda yeniden kullanıldı.

Yeni ses çıkmayınca eskiye mahkumiyet
Bu noktada Mehmet Akif İnan’ın Doğ Ey Güneş şiirini hatırlamak gerekir. Doğması umulan güneş, İslam güneşiydi. Ömer Karaoğlu tarafından ezgileştirildi. Doğ Ey Güneş de 2014’te gündeme gelmişti. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki bazı öğrenciler kampüsteki Atatürk rölyefine “Doğ Ey Güneş Erit Taştan Adamı” yazmış ve Karaoğlu’nun ezgisiyle klipleştirilmişti.
Doğ Ey Güneş, Kardan Aydınlık ve şimdi Kabe’de Hacılar. Bunların hükümet ya da hükümet sempatizanları tarafından öne çıkarılması tartışmalı bir konudur. Bu tarz hamleler, bütün imkanlara rağmen yeni melodiler üretememenin hıncını taşıyor. Yapılmaya çalışan işler, düşman olarak kodlanan seküler kesimleri kışkırtmayı amaçladığı izlenimini veriyor.
Onuncu Yıl Marşı’na karşı intikam
20-30 yıl önce üretilen şiir ve melodiler tüketiliyor. Saf niyetlerle yazılan ezgi ve ilahiler, günlük siyasette iktidar partisine meşruiyet yaratmak amacıyla kullanılıyor. Seküler kesimin çocuklarına manipülatif yöntemlerle ilahi söyletilmesi sistematik bir aşağılama olduğunu gösteriyor. Derinliği tartışmalı muhafazakar bir kültürel miras içi boşaltılarak yağmalanıyor.
Atatürkçü çizgiyi temsil eden Onuncu Yıl Marşı’nın alternatifi Kabe’de Hacılar oldu. 25 yıllık muhafazakar iktidarın vardığı sonuç bu. İktidar yanlıları bundan dolayı keyifliler. Kabe’de Hacılar’a eşlik eden çocukları gördükçe memnun oluyorlar. Durumu popüler şarkılara alternatif bir direnme biçimi olarak göstermek için bütün güçleriyle zorluyorlar.
İlahi üzerinden kurulan yerellik
Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin’in şahsi sosyal medya hesaplarından defalarca paylaştığı görüntüler tabloyu net bir biçimde özetliyor. Türkiye’deki okullarda, teneffüs saatlerinde yaygın bir biçimde Kabe’de Hacılar ilahisi çalınıyor. Bu durum muhafazakar kitlelere bir tür öze dönüş, bir tür yerelliğe dönüş gibi yansıtılıyor.

Ancak eğer olaylara biraz soğukkanlı bakılabilirse, başta babaannem Naile Tunçbilek olmak üzere, Kabe’de Hacılar dinleyen kuşağın büyük ölçüde artık hayatta olmadığı görülür. Bir çağ kapandı, ileriye bakmak gerekiyor. Babaanne ve dede zevklerini küçük çocuklara aşılamaya çalışmak, komik görünen ama aslında oldukça popülist ve sağlıksız bir politikadır.














