Bodo/Glimt: “Kuzeydeki küçük bir kasabanın takımı” Avrupa devlerini nasıl devirdi?

Inter’in Şampiyonlar Ligi’ni son kazandığı 2009-10 sezonunda, tarihi üçlemeyi yaptığı o yılda, Bodo/Glimt Norveç ikinci liginde altıncı sırada yer alıyordu. İki kulübün büyüklüğü ve uluslararası itibarı arasındaki farkı anlatmak için uzun bir liste yapılabilir ama bu tablo bile aradaki uçurumu göstermeye yeter.

Futbol tarihinin en köklü kulüplerinden biri olan, 20 Serie A ve üç Avrupa şampiyonluğu bulunan Inter, salı günü “kuzeydeki küçük bir kasabanın takımı” tarafından hem de rahat bir şekilde mağlup edildi. Bu ifadeyi maç sonrası teknik direktör Kjetil Knutsen kullandı.

Hatta bu tanım bile yetersiz kalıyor. Bodo şehri Kuzey Kutup Dairesi’nin hemen üzerinde yer alıyor ve nüfusu 40 binin biraz üzerinde. Bu insanların tamamı Inter’in San Siro Stadı’na rahatlıkla sığabilir.

Üstelik bu, düşüşteki bir devin sürpriz yenilgisi değil. Inter, Serie A’da en yakın rakibinin 10 puan önünde lider ve son üç sezonun ikisinde Şampiyonlar Ligi finaline çıktı.

Bu sonuç bir tesadüf ya da hak edilmemiş bir galibiyet de değildi. Bodo/Glimt, Norveç’te oynanan ilk maçta Inter’i adeta ezdi, rövanşta ise rakibini kontrol altında tuttu. Milano’daki maçta topa sahip olma oranı yüzde 71’e 29, şut sayısı ise 30’a 7 Inter lehineydi ancak Bodo hiçbir zaman gerçek anlamda tehlikede görünmedi.

“Onlarla gurur duyuyorum”

Bu sezon kulüp tarihinde ilk kez Şampiyonlar Ligi’nde mücadele eden Bodo/Glimt, elemeleri geçerek lig aşamasına kalmıştı. Ancak sekiz maçın altısı sonunda galibiyet alamamış ve 32. sıraya kadar gerilemişlerdi. Play-off’a kalabilmek için Manchester City ve Atletico Madrid’i yenmeleri gerekiyordu. Bunu başardılar. Yine de bir sürpriz daha yapabileceklerine pek ihtimal verilmiyordu. Ancak başardılar.

Knutsen maç sonrası TNT Sports’a yaptığı açıklamada, “Buna inanabiliyor musunuz? Ben gerçekten inanamıyorum. Oyuncular harikaydı. Onlarla gurur duyuyorum” dedi.

Ayrıca Bodo’nun sezon dışında oynadığını da belirtmek gerekiyor. Norveç Ligi kasım ayında sona erdi. Her ne kadar Avrupa’daki yükselişleri lig bitimine denk gelmiş ve o tarihten bu yana yenilmemiş olsalar da, düzenli maç temposu olmadan başarı gelmeyeceği yönündeki genel kanının aksini kanıtladılar.

2020’de Inter’in ezeli rakibi Milan’a transfer olan ve 2024’te Bodo’ya dönen Jens Petter Hauge, “Gerçek gibi gelmiyor. Yaptıklarımız inanılmaz. Bu grupla gurur duyuyorum. Hep birlikteyiz ve projeye çok inanıyoruz” dedi.

Bu projeyi bilmeyenler için önemli bir nokta var: Bodo’nun başarısı zengin bir yatırımcıya dayanmıyor. Başarı, Knutsen’in yüksek tempolu ve enerjik futbol anlayışı ile doğru oyuncu seçimine dayanıyor. Transfer edilen her oyuncuda özel bir “X faktörü” aranıyor; henüz ham ve gelişime açık olsa bile, takıma katkı sağlayabilecek belirgin bir özelliğe sahip olması gerekiyor.

En üst seviyede de etkisini gösteriyor.

Eski yardımcı antrenör Morten Kalvenes 2022’de The Athletic’e verdiği röportajda, “Her transferde bir X faktörü arıyoruz. Bu oyuncunun gelişimini bunun üzerine inşa edebilir miyiz? Takım içinde gerçekten kullanabileceğimiz bir pozisyon bulabilir miyiz?” demişti.

Bu sistem daha önce Avrupa Ligi ve Konferans Ligi’nde işe yaramıştı. Şimdi ise en üst seviyede de etkisini gösteriyor.

Kulüp ayrıca eski savaş pilotu Bjorn Mannsverk’i mental antrenör olarak görevlendirdi. Mannsverk, uçuş güvenliğinden edindiği deneyimleri futbolcuların zihinsel gelişiminde kullanıyor.

Onun getirdiği kavramlardan biri “ring” yani çember. Takım gol yediğinde oyuncular bir araya gelerek neyin yanlış gittiğini konuşuyor.

Mannsverk geçen yıl Sky Sports’a verdiği demeçte, “Uçuş güvenliğinde hatalar konusunda hemen ayağa kalkıp dürüst olmak çok önemliydi. Amaç suçlamak değil, öğrenmekti. Bir hatadan kurtulabilirsiniz ama aynı hatayı tekrar ederseniz bunun bedeli ağır olabilir. Hataları paylaşmak ve onlardan korkmamak şarttı” ifadelerini kullandı.

Bodo’nun hikâyesi bambaşka

Özetle Bodo/Glimt farklı işler yapıyor. Ama geldikleri yer ve sahip oldukları imkanlar düşünüldüğünde, zaten farklı olmak zorundalar.

Inter galibiyeti, Şampiyonlar Ligi eleme turları tarihindeki en büyük sürpriz olabilir mi? Muhtemelen adaylardan biri. 1999’da Dynamo Kiev’in Real Madrid’i elemesi, 2003-04’te Deportivo’nun Milan’a karşı yaptığı muhteşem geri dönüş ya da 2016-17’de Monaco’nun Manchester City’yi saf dışı bırakması akla gelebilir. Ancak bu örneklerin hepsinde dünya çapında yıldızlar vardı. Bodo’nun hikâyesi ise bambaşka.

Bu performans, Şampiyonlar Ligi tarihinin en sıra dışı serilerinden biri olarak gösterilebilir. Ayrıca Opta verilerine göre, 1972’den bu yana Avrupa’nın beş büyük ligi dışından bir takım ilk kez bu liglerden ekipleri art arda dört maçta mağlup etti. 1972’de bunu başaran Ajax kupayı kazanmıştı.

Bodo/Glimt’in bir İtalyan devini zor durumda bırakması ilk değil. 2021’de Jose Mourinho’nun Roma’sını Konferans Ligi’nde 6-1 mağlup etmişlerdi. Sıradaki rakip Sporting ya da Manchester City olacak. Bu masalın yeni bir mucizeyle devam etmesi kimseyi şaşırtmayabilir.

  • Haber yazımında yapay zekâdan (ChatGPT) yararlanılmıştır.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.