Ali Hashem, Foreign Policy’e yazdı: “Hamaney suikastı İran’da rejimin sonu demek değil”

İran ve Hamaney

Londra Üniversitesi’ne bağlı İslam ve Batı Asya Çalışmaları Merkezi’nde araştırma görevlisi olan Ali Hashem, Foreign Policy’de kaleme aldığı yazısında İran’ın lider kaybına karşı kurumsal olarak hazırlandığını yazdı. ABD ve İsrail’in liderliği hedef almasının rejimi çökertmeyebileceğini söyleyen Hashem’in analizini sizler için Türkçeleştirdik.

ABD ve İsrail ordularının İran’a yönelik son savaşı, dini lider Ali Hamaney’in evi ve ofislerine düzenlenen hava saldırılarıyla başladı. Varsayım, Hamaney’in ani şekilde ortadan kaldırılmasının mevcut yönetim sistemine ağır bir darbe vuracağı yönündeydi. Amaç, Libya’da Muammer Kaddafi’nin ya da Suriye’de Beşar Esad’ın iktidardan düşmesi sonrasında yaşananlara benzer bir sonuç elde etmekti. Bu ülkelerde liderler iktidardan çekildiğinde rejimler hızla çökmüştü çünkü o sistemlerde devletin geleceği tek bir kişiye bağlıydı.

Ancak İran’ın tarihi ve hayatta kalma yaklaşımı farklı. Günümüz devletleri arasında çok azı, görünür yetkiyi İran’daki dini lider makamı kadar tek bir makamda toplar. Dini meşruiyet, silahlı kuvvetlerin komutası ve nihai siyasi hakemlik bu makamda birleşir.

Yine de görünürlük kırılganlıkla karıştırılmamalı. Bu makam, yalnızca lidere hizmet etmek için değil, onu sınırlamak, denetlemek ve gerekirse ondan daha uzun süre varlığını sürdürmek üzere tasarlanmış yoğun bir kurumlar ağının üzerinde yer alıyor. İslam Cumhuriyeti yalnızca dini retoriğe sahip kişisel bir rejim değil. Liderlik değişimine hazırlık için ciddi yatırım yapmış devrimci bir sistemdir. Baskı altında kaldığında yapısı dağılmak yerine kenetlenmek üzere tasarlanmıştır.

İran’ın siyasi davranışı, yönetici elitin tarihi ne kadar derin okuduğu anlaşılmadan kavranamaz. İran devleti yüzyıllar boyunca tekrar eden siyasi boşluk dönemleri yaşamıştır ve siyasal tahayyülü bu dönemlerle şekillenmiştir. Her kriz, bilinçli ya da bilinçsiz biçimde geçmişteki çöküşlerle kıyaslanır.

Caferi Şiiliği kıyas yöntemini kabul etmese de İranlı liderler tarihi adeta otomatik olarak bir rehber gibi kullanır. Kaçar hanedanının çöküşü, İsfahan’ın düşmesinden sonra Safevi Devleti’nin dağılması, Nadir Şah’ın ölümünün ardından yaşanan karmaşa ve Kerim Han Zend sonrası iç savaşlar hep aynı dersi verdi: Açık ve net bir lider yoksa ülke parçalanma riskiyle karşı karşıyadır.

1979 İran İslam Devrimi’ni yönetenler için liderlik değişimindeki sorunlar yalnızca fikir değildi; tarihten gelen somut uyarılardı. Ayetullah Humeyni en üst otoriteyi ortadan kaldırmadı; onu sistemin parçası haline getirdi. 1979’daki yoğun tartışmalar, geçmişteki çöküş kalıplarının nasıl önleneceği sorusuna anayasal yanıtlar üretti: Her büyük kurum, tarihin ortaya çıkardığı belirli bir riski çözmek üzere tasarlandı.

Anayasayı Koruyucular Konseyi siyasi savrulmayı önlemek ve yasaları İslami ilkelere uygun tutmak için oluşturuldu. Uzmanlar Meclisi, dini lideri seçme ve denetleme görevini üstlendi; böylece denetimsiz güç yoğunlaşmasının önüne geçilmesi amaçlandı. Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi, kurumsal kilitlenmeleri aşmak için kuruldu; yüksek düzeyli anlaşmazlıklar yaşansa bile sistemin işlemeye devam etmesi sağlandı. Devrim Muhafızları (IRGC) ve istihbarat kurumları ise devrimi hem içeride hem dışarıda korumak, dış tehditleri ve iç huzursuzlukları dengelemek üzere tasarlandı.

Bu bilinçli biçimde oluşturulmuş, birbirinin üzerine binen kurumsal ağ yalnızca katman eklemek için değil, dayanıklılık sağlamak için tasarlandı: Bir parça aksarsa diğerleri devreye girebilsin diye. Amaç, rejimin hayatta kalmak için tek bir kişiye bağlı olmamasını sağlamaktı. Humeyni bunu açıkça ifade etmişti: İslam Cumhuriyeti’ni korumak, ne kadar önemli olursa olsun herhangi bir kişiyi korumaktan daha önemlidir. Bu düşünce biçimi hâlâ liderlerin davranışlarını şekillendiriyor.

Sistem ilk büyük sınavını erken dönemde verdi. Cumhurbaşkanı Ebu’l-Hasan Beni Sadr görevden alındıktan sonra seçilen Cumhurbaşkanı Muhammed Ali Recai ve Başbakan Muhammed Cevad Bahonar bir ay içinde öldürüldü. Buna rağmen 50 günden kısa sürede Hamaney cumhurbaşkanı oldu; rejimin kriz anında hızla yeni lider bulabildiği görüldü. Sekiz yıl sonra Humeyni’nin ölümüyle aynı yaklaşım tekrar uygulandı. Hamaney, Humeyni’nin karizmasına ya da en üst dini mertebesine sahip olmamasına rağmen, beklentiden ziyade kurumların uzlaşısı sayesinde dini lider oldu.

İran devletindeki temel mesaj açıktı: Sistem, herhangi bir kişiden daha uzun ömürlü olmalı. Yakın geçmişteki gelişmeler de bu ilkenin sürdüğünü gösterdi. Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin 2024’te bir helikopter kazasında ölmesinin ardından anayasal kurallar derhal uygulandı. Yetki sorunsuz biçimde devredildi, seçimler hızla yapıldı ve sistem istikrarını korudu. Kriz kaos yaratmak yerine ani liderlik değişimlerini yönetme pratiği işlevi gördü.

İran Anayasası ani lider kaybını açıkça öngörür. 111. maddeye göre dini lider ölür veya görev yapamaz hale gelirse yetki, cumhurbaşkanı, yargı erki başkanı ve Maslahat Konseyi aracılığıyla seçilen kıdemli bir din adamından oluşan geçici bir konseye devredilir. Amaç siyasi sistemi değiştirmek değil, liderliği istikrarlı biçimde sürdürmektir. Anayasa yeni lider için gerekli nitelikleri sayar ancak seçimi katı bir dini çerçeveyle sınırlandırmaz.

Bu esneklik, halefiyetin yalnızca dini bir karar değil, müzakere ve istikrar süreci olmasına imkân tanır. Yeni lideri seçmek için belirlenmiş kesin bir süre yoktur. Savaş koşullarında geçici konsey uzun süre görev yapabilir. Dışarıdan gecikme gibi görünen şey, içeride risk yönetimi olabilir.

Halefiyet sürecinde resmi oylamayı Uzmanlar Meclisi yapsa da asıl kararlar genellikle daha erken şekillenir. Gayriresmi üç aşamalı bir daraltma süreci adayları belirler. Devrim Muhafızları resmi olarak dini lideri seçmez ancak hangi risklerin kabul edilebilir olduğuna dair önemli etkiye sahiptir. Ülkenin savunma kapasitesini ya da birliğini zayıflatabilecek adaylar genellikle destek bulmaz.

Dini liderlik makamı boşalırsa, Devrim Muhafızları İstihbarat Teşkilatı üst düzey yetkilileri daha yakından izler; kara kuvvetleri iç istikrarı sağlamaya odaklanır. IRGC’nin temel hedefi sistemi güçlü ve bağımsız tutmak ve kendi ekonomik çıkarlarını korumaktır. İran’daki siyasi kültür, Kum merkezli ilişkisel ağlar üzerinden şekillenir. Yeni liderin, en azından örtük biçimde üst düzey din adamlarının onayını alabilecek bir teolojik profile sahip olması gerekir.

Halefiyet yalnızca dini ve güvenlik boyutuyla şekillenmez; anlatı da önemlidir. Liderin nasıl öldüğü sonraki süreci etkiler. Eğer lider savaşta ölürse, şehadet anlatısı devreye girebilir ve yalnızca istikrarı temsil eden güçlü isimler öne çıkabilir.

En hassas dönem muhtemelen yeni lider seçilmeden önce değil, seçildikten sonra yaşanacaktır. Yeni liderliğin içeride otoriteyi hızla pekiştirmesi ve dışarıya istikrar mesajı vermesi gerekir. Devrim ve belirsizlikle şekillenmiş ülkelerde bu otorite sembollerle değil, eylemlerle gösterilir.

Geçiş dönemlerinde bazı adımlar dışarıdan kafa karıştırıcı görünebilir. Dışarıdan saldırgan gibi görünen hamleler, içeride güven vermek amacıyla atılmış olabilir. Uzaktan kaos gibi görünen durum, aslında düzeni yeniden tesis etme çabası olabilir. Birçok kişi ani bir çöküş bekler; ancak sistemin şoklara dayanacak şekilde tasarlandığını gözden kaçırabilir. Farklı gruplar genellikle sistemi bir arada tutmayı, kendi çıkarlarını aşırı zorlamaya tercih eder.

İran sıklıkla bireylere sıkı sıkıya bağlı bir siyasi düzen olarak tasvir edilir. Oysa 1979 sonrası ortaya çıkan mimari farklı bir mantık üzerine kurulmuştur; devrim deneyiminin kendisinden beslenen bir mantık. Humeyni’nin İran siyasi elitleri arasında sıkça aktarılan sözü bu hiyerarşiyi özetler: “İslam Cumhuriyeti’ni korumak, herhangi bir kişiyi korumaktan daha önemlidir; bu kişi Muhammed el-Mehdi bile olsa.”

Bu ilkenin her zaman uygulanıp uygulanmayacağı belirsizdir. Ancak Tahran’daki bir liderlik değişiminin bir son olarak değil, kurumların ayakta kalma kapasitesini gösterme fırsatı olarak ele alınması beklenmelidir.


Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.