Alişer Delek yazdı: Hamaney’in öldürülmesine sevinmek

İran rejiminin elinde kan var. En sondan başlasak Ocak ayında haklı ve meşru taleplerle sokağa çıkan kaç kişinin öldürüldüğünü bile bilmiyoruz. Resmî açıklamaya göre 3 bin 117, İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı’nın doğruladığı ceset sayısı 7 binin üzerinde. Bu rakamı binlerle ifade edenler de var.

Modern dünyaya ayak uydurulması adına birkaç reform vaadiyle bile bastırılabilecek protestolarda rejim katliam yapmayı tercih etti. Son 15 yılda başka katliamlar, idamlar, infazlar gerçekleştirdi. Şii Hilali uğruna Lübnan’dan Yemen’e kadar bayrak sallandırdıkları alanlarda bu ülkeleri istikrarsızlaştırmak, bu uğurda İsrail ve ABD’yi oyalamak için de elini hiç çekinmeden kana buladı. Bunların hepsinin de hem siyasi hem de dini gerekçeleri rejim için meşruydu.

Rejimle bütünleşmiş, rejimi vücut bulmuş hali de hiç şüphesi Ayetullah Ali Hamaney’di. Hamaney 1979 Devrimi’nin ilk yıllarından itibaren savunma ve yürütme kademelerinde hızla yükselerek sistemin genetik kodlarını bizzat yazan isimlerin başında geldi. 1989’da Rehberlik makamına geçmesiyle birlikte ‘Velayet-i Fakih’ doktrinini, devletin tüm kurumlarını tek bir iradeye bağlayan mutlak bir otorite haline getirdi. Devrim Muhafızları’nı sadece bir askeri güç değil, rejimin ekonomik ve siyasi yaşam sigortası olarak kurgulayarak şahsi otoritesini ülkenin her hücresine yaydı. Yarım asırlık bu hegemonya sürecinde, yargıdan meclise kadar tüm karar mekanizmalarını kendi ideolojik süzgecinden geçirerek İran devlet aygıtını şahsıyla bütünleşmiş aşılmaz bir yapıya dönüştürdü. Onun onayı olmadan atılan her adımın ‘meşruiyet dışı’ kabul edildiği bu düzen, Hamaney’i sadece bir lider değil, sistemin varlık sebebi ve nihai koruyucusu kıldı.

Ve öldürüldü… ABD istihbaratı, İsrail füzeleriyle. Bir iki yıl içerisinde Hollywood filmlerinde izleyeceğimiz bir operasyonla. CIA’in de içinde bulunduğu, anladığım kadarıyla içerden destek de sağlanarak yapılan bir saldırıyla.

Yukarıda tanımladığım İran rejiminin katliamlarının emrini veren Hamaney’in öldürülmesine duygusal bir tepki verilmesi anlaşılır. Sevinen için de üzülen için de söylüyorum. Ama böylesi bir diktatörün, ABD -İsrail operasyonuyla öldürülmesine sevinmek ve hatta bunun için bu iki ülkeye minnet duymak ve İran’ın “kurtulduğunu” hesaplamak ya cahillik ya da kötülük.

Hamaney Hamaney'in öldürülmesine sevinmek
Alişer Delek yazdı: Hamaney’in öldürülmesine sevinmek

ABD’nin bölgeye bahşettiği demokrasi!

Hiç öyle uzaklara gitmeyeceğim. Afganistan, Irak, Suriye, Yemen, Pakistan’da tüm tarafların (ABD, koalisyon, yerel güçler, militanlar) doğrudan çatışma ve bombalamaları sonucu 432 binden fazla sivil hayatını kaybetti. Bu ülkelerin hiçbirisi bugün bir demokrasiyle yönetilmiyor. ABD işgali öncesi dönemi mumla arıyor.

Burada bu ülkelerin başındaki diktatörlerin ya da otoriter eski yönetimlere duyulan bir özlemden bahsetmiyorum. Zaten yıllarca besleyip, halkına kin kusturan bütün diktatörler ne zamanki ABD çıkarlarına uygunsuz hale geldi, o zaman ya öldürüldü ya da devrildi. Hamaney için de farklı bir durum söz konusu değil.

ABD ne istiyor?

Bu sorunun yanıtı süreci daha anlamlı hale getirecektir. Trump’la birlikte yeni bir Beyaz Saray anlayışı hakim. Bölgede Hamas’ın 7 Ekim saldırıları ve bu saldırılara İsrail’in öngürlemez oradan karşı saldırı düzenlemesi İran için sonun başlangıcı oldu. Ülkesine sıçramasın diye savaşı sürdürdüğü Lübnan, Suriye, Irak, Yemen ve kısmen Gazze’de yenilgiye uğradı. Bütün bir bölge İransızlaştı. Bu İransızlaşma beraberinde İran’daki rejimin de değişmesini sağlayabilirdi ama içerde muhalefete liderlik edebilecek bir isim kalmamıştı. Dolayısıyla rejim de masayı oyalama, bildiğini okuma yolunu seçti. Bu sefer ABD pek de buna yanaşmadı. Netanyahu’nun yıl sonu seçimlerinde bir başarı hikayesine olan ihtiyacı savaşı getirdi. Sonuçta ABD için rejimin halkını katletmesi, demokrasiden uzak kalması, kadının saçıyla uğraşması hiçbir zaman sorun olmadı olmayacaktı. İstediği zaman masaya oturan, yeraltı ve üstü zenginlikleri Trump’ın hizmetine sunan ve İsrail’i mutsuz etmeyen her türlü diktatörlükle yoluna devam ediyor zaten. İran da bunlardan biri olabilirdi. Olmamayı tercih etti. Bedelini yine İran halkı ödüyor ve ödeyecek. Uzun lafın kısası; rejim değiştirmeye gerek yok. Hamaney sonrası koltuğa oturan isim ve emrindekiler ABD ile konuştuğu ve istediğini verdiği sürece halkına ne yaptığı kimsenin umurunda olmayacak. ABD yine kazanan olmaya oynayacak, İranlılar yine kaybedecek.

Hamaney’in ABD’nin bu arzusu ve İsrail’in bu selameti için öldürüldüğünü anlamayanlar da kısa süre içerisinde yanıldıklarını anlayacaklar. Ama tarihin de yanlış yerinde duracaklar.

Tarihin doğru yerinde duranlara ise yakından bir örnek vereyim. Hamaney’im öldüğünün açıklanmasının üzerinden daha 24 saat geçmedi ve Atina’da Yunan Komünist Partisi ABD’yi protesto eden gösteri düzenledi. Ayakta alkışlıyorum kendilerini…

Hamaney
Alişer Delek yazdı: Hamaney’in öldürülmesine sevinmek

Sonuç olarak…

Hamaney figürünün ortadan kalkması İran halkı için bir nefes alanı açabilir, ancak bu nefesin ‘kimin tüpünden’ geldiği, o halkın yarınını tayin edecek. Bölge tarihi, ‘demokrasi vaadiyle’ yağan bombaların ardından yükselen dumanların, o ülkelere sadece daha sofistike bir esaret ve bitmek bilmeyen istikrarsızlık getirdiğinin sayısız örneğiyle dolu. Zalimin ölümü haklı bir ferahlık yaratsa da, bu ferahlığı dış müdahalenin kanlı tezgâhına borçlu kalmak, rejimin prangalarından kurtulup bir başkasının boyunduruğuna girmeyi ‘kurtuluş’ sanmaktır. Gerçek özgürlük, bir operasyon odasında değil, o sokaklarda direnenlerin iradesinde saklı.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.