Gürkan Çakıroğlu yazdı: Her ay Muharrem, her gün aşure, her yer Kerbela

Ahmet Şara meşru ama Ali Hamaney gayrimeşru öyle mi? Neden? Şara kravat takıp Beyaz Saray’da biat ettiği, Hamaney ise biat edeceğime ölürüm dediği için mi? Taliban Sovyetleri, Saddam İran’ı vururken Batı nazarında terörist değillerdi, hatta iyilerdi değil mi? Bakü’deki baykuş, güneydeki kardeşleri düşmanla savaşırken İsrail savaş makinesine yakıt taşımaya devam ediyor, yalan mı? Aynı baykuş, Gazze soykırımı yaşanırken Türk petrollerini katil Netanyahu’ya peşkeş çekmedi mi? Peki tüm bunlar asrın liderinin “dostum” dediği meczubun direktifi ve gözetimi altında gerçekleşmiyor mu? İspanya Başbakanı Sanchez kadar yüreği olmayan Müslüman liderler hangi Müslümanlıktan bahsediyor?

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Her ay Muharrem, her gün aşure, her yer Kerbela
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Her ay Muharrem, her gün aşure, her yer Kerbela

Mübarek Ramazan ayında bombalanıyor İran! Peki kıymeti kendinden menkul, çok bilmiş bir bakanımız geçenlerde ne demişti; “Şu an Amerika ile İran arasında ani bir savaş tehdidi yok”. Bir de bilmem kaç yıl istihbaratın başında kaldı bu zat. Lakin bununla kalsa neyse, kalmadı.  Devamında da “Sen ev ödevini yapıp, yeteneklerini geliştirmediysen İsrail ve Amerika ile ağız dalaşına bile girmemen lazım” dedi. Bunun adı mandacılık değil mi? Ne zaman mandacı oldu bu bakan? Amerika veya İsrail bize bir şey dayattığında kapalı kapılar ardında bu kafayla mı siyaset yapıyor bunlar? Başkenti işgal edilmiş, ordusu lağvedilmiş bir millet yüz sene önce ne diye direndi yedi düvele o zaman? Çok şükür ki Millî Mücadele vakti galip gelemedi bu zihniyet.

Yeter mi? Yetmez. Siyaseti çelik çomak oynamak zanneden bir diğer iktidar mensubu ne dedi; “İran’ın Amerikan üslerini gerekçe göstererek kardeş ülkelerin topraklarına yönelik füze saldırıları yapması kabul edilebilir bir yaklaşım değildir”. Bak sen! Öyle mi? Utanmaz adamlar! Esas böylesi pespaye bir siyasi dil kabul edilemez. Hiç kimse kof kabadayılık veya akıl dışı bir saldırganlık beklemiyor elbet iktidardan. Lakin bir taraf dört bir yandan haksız, hukuksuz yere bombalarken ses etmeyip, diğer taraf cevap verince gak guk etmek olmaz. Amerika-İsrail’i ağzınızın ucuyla kınayıp, iş İran’a geldi mi ültimatom vermek olmaz. Azıcık yüreğiniz olsun, azıcık.

Hasan gibi evde ölmem dedi Hamaney, Hüseyin gibi er meydanında can verdi. Halkımın mahzenlere inmediği bir yerde ben de inmem mahzenlere dedi ve yeryüzünde, dimdik bir şekilde can verdi Hamaney. Bir Şii gibi mücadele etti, bir Türk gibi can verdi Hamaney. Adaşı Şeriati’nin de dediği gibi “Her ay Muharrem, her gün aşure, her yer Kerbela” artık. İran’ın duruşu bu sloganın gereğidir; haklıdır, meşrudur! Meselelere Batı penceresinden bakmayı bırakmalı, Büyük Orta Doğu Projesi’ni (BOP) paramparça etmeliyiz.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Her ay Muharrem, her gün aşure, her yer Kerbela
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Her ay Muharrem, her gün aşure, her yer Kerbela

Likud’un bölgeye dair Balkanizasyon politikası gerçekleşmeden BOP’un hayata geçmesi mümkün değil. Likud’un, BOP yani Büyük İsrail için Türkiye ve İran’ı parçalayıp; Türkiye, Kürdistan, Azerbaycan ve Fars devletçikleri ortaya çıkarmak istediği aşikâr. Ankara-Tahran hattının ise ulus devletlerden demokratik ulusa geçmeden buna cevap vermesi mümkün değil. Zira toplumları yukarıdan aşağıya, yani dayatarak şekillendirmeye ilerletmeye çalışmak ulus devlet; aşağıdan yukarıya, yani anlayarak şekillendirmeye ilerletmeye çalışmak ise demokratik ulus ile mümkün. 1925 yılında her iki başkent de ulus devlet paradigması ile şekillendi. Ve her iki devleti de harici müdahalelere açık hale getiren dahili haldeki çatışma halleri bundan kaynaklı, yüz yıldır halimiz ortada. Yeter artık.

Zer, zor, tezvir düzenini yıkmak adına Bakü-Tebriz hattı Tahran başkentliğinde birleşmeli, yani İran Türkleşmeli; Erbil-Kobani hattı ise Misak-ı Milli gereği Ankara başkentliğinde birleşmeli, yani Türkiye Kürtleşmeli. Türkiye İran’a, İran Türkiye’ye mezhepsel taassup ile bakmayı bırakmalı. Sünni-Şii ayrışması itikadi değil siyasi çıkışlıydı. Şah ile Sultan’ın çekişmesi ise yapısal değil dönemsel bir mücadeleydi. Artık geride kaldılar. Emperyalizmin değirmenine su taşımak istemiyorsak, kendi içimizde ayrışıp çatışmak istemiyorsak, kendi rejimlerimizin yurttaşlarımıza zulmetmesini istemiyorsak, ezberleri bozmalı prangaları kırmalıyız. Bir olmamız mümkün değil elbet ama birlik olmamız mümkün.

Kaçarlar döneminde devletten uzak kalarak güçlenen Şii ulema, Humeyni dönemi ile devletleşip güçten düştü. Şii kardeşlerim; Kum ve Necef rekabetini bırakıp ittifak etmelisiniz artık. Geleneksel Şii öğretisine aykırı olan Velayet-i fakihi bırakıp, merci-i taklide dönmelisiniz artık. Şiiliğin kıymeti devlete tapmamasında, muhalif tavrında idi; velayeti fakih bunu yok ediyor, görmelisiniz artık. Ramazan ayında Muharremi yaşatıyorlar size, bize. Buna son vermek biraz da sizin elinizde. Rahmetli Hamaney verdi kanını, oldu Hüseyin. Sıra geldi mesaja, kim olacak Zeynep?

Peki Türkiye sen ne yapacaksın? Gördün mü şimdi 22 Ekim ne kutlu bir çıkışmış? Gördün mü şimdi 27 Şubat ne fedakârca bir kucaklayışmış? Atatürk’ün ulus devletle başlattığı işi, Öcalan demokratik ulusla tamamlayacak ve Türkiye Misak-ı Milli’ye varacak. Yüz yıldır yaşadığımız onca başarısızlık, bir büyük başarı içindi; yüz yıldır yaşadığımız onca acı, bir büyük yıkımı engellemek içindi. Vakit tamam. Gün bugün. Ya olacağız ya öleceğiz. Ulus devlet kuşatma, demokratik ulus uzlaşmadır. 22 Ekim-27 Şubat bu kutlu uzlaşının mührüdür. Bu ittifakın meşalesini taşımak ise, oturduğu koltuk gereği Tayyip Erdoğan’ın işidir, milli bir görevdir.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Her ay Muharrem, her gün aşure, her yer Kerbela
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Her ay Muharrem, her gün aşure, her yer Kerbela

BOP mu yoksa Türkiye yüzyılı mı yaşanacak? Umut hakkı hukuk devletinin gereği. Öcalan’ın imkanlarının genişletilmesi ise bizatihi devletin ayakta kalmasının gereği. Her iki hususun da gereği ivedi olarak yapılmalı. Doğacak sakıncalar, elde edilecek faydalar düşünüldüğünde devede kulaksa eğer ki öyle, sağa sola veya sandığa bakarak karar verilecek zaman değil. Zira ateş çemberinin içindeyiz. Likudnik dünyanın Kürtleri İran ile savaşa zorladıklarını, Kürtleri kara gücü olacak kullanmak istediklerini gördük. Çeyrek asır önce Irak’ta, daha düne kadar ise Suriye’deki amaçlarının bu olduğunu ifade ettik. İran’dan sonra nihai ve son hedefin Türkiye olduğunu ise artık ezberledik. O halde halen daha bu tutukluk niye? Kaybedecek zamanımız mı var?

Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı ve devletin bekası tehlike altında. Akılsız bakanın söylediği gibi zorbanın karşısında boyun eğerseniz, er ya da geç ayakta kalamaz diz çökersiniz, çöktürürler. Kürtlük hiçbir zaman boyun eğmedi, eğmez. Türklük hiçbir zamanı diz çökmedi, çökmez. Bu iki değerin kıymetini bilmek ve hakkını vermek gerek. Birileri bizi dizginlemek istiyormuş. Biz bir birlik olalım, o vakit kim kimi dizginliyormuş görelim. Türkler ve Kürtler; boyun eğmeden, diz çökmeden hayatta kalmak istiyorlarsa eğer, bunu ancak ve ancak bir arada kalarak, birlik olarak başarabilirler. Aksi halde dün Irak ve Suriye, bugün İran, yarın ise Türkiye. Ya onlar bizi dizginleyecek ya biz onları. Zoru başardık; Bahçeli-Öcalan bu birlikteliğin meşalesini yaktı, sıra onu taşıyacak Erdoğan’da. Eğer taşıyamazsa Erdoğan, endişeye mahal yok. Tıpkı dün olduğu gibi bugün de taşıyacak birilerini çıkarır bağrından bu millet.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.