Kolombiya’dan Berlinale’ye: Şair ve yerli bağımsız filmlerimiz | Barbaros Gökdemir yazdı

Barbaros Gökdemir bu haftaki yazısında size yine harika filmler öneriyor. Biri Kolombiya’dan. Diğerleri de Türk bağımsız sinemasından. Barbaros Gökdemir yazdı – Kolombiya’dan Berlinale’ye: Şair ve yerli bağımsız filmlerimiz…

Şair ve yerli
Simón Mesa Soto imzalı “A Poet (Şair)” filmi çağdaş Kolombiya sinemasının dikkat çekici örneklerinden biri.

Yazının özeti:

Yazı, Cannes’ın Un Certain Regard bölümünde gösterilen Simón Mesa Soto imzalı “A Poet (Şair)” filmini tanıtarak, başarısız ve sorunlu bir şair olan Oscar’ın yetenekli öğrencisi Yurlady ile kurduğu sorunlu mentorluk ilişkisinin trajikomik hikâyesini anlatıyor ve filmi çağdaş Kolombiya sinemasının dikkat çekici örneklerinden biri olarak öneriyor. Metnin ikinci bölümünde ise Türkiye’de vizyona giren bağımsız yapımlar ele alınıyor; özellikle Emin Alper’in Berlinale’de ödül alan ve politik tartışmaların odağındaki Kurtuluş filmi etrafındaki boykot ve temsil tartışmalarına değiniliyor. Ayrıca Rezan Yeşilbaş’ın Uçan Köftecisi ve Seyfettin Tokmak’ın ödüllü Tavşan İmparatorluğu filmi tanıtılarak bağımsız yerli sinemanın yeni örneklerine dikkat çekiliyor.


Bu hafta Medyascope okuyucularımıza, geçtiğimiz hafta izlediğim ve çok samimi bulduğum bir film önerisi yapmak istiyorum. Özellikle dünya sinemasını takip edenler, çağdaş Kolombiya sinemasının bu incelikli örneğini kesinlikle kaçırmasınlar. Geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nin Un Certain Regard seçkisinde yer alan A Poet (Şair), orta yaşlı, hayatta pek bir dikiş tutturamamış, alkol ve ailevi sorunlar yaşayan şair Oscar’ın hayatını trajikomik bir şekilde ele alan oldukça komik ve eğlenceli bir film. En son yazdığı şiir kitabının üzerinden yıllar geçmiş, yeni bir şiir yazmayalı yıllar olmuş ve tutku ile bağlandığı – hayatta olmayan – yazarların gölgesinde yaşayan Oscar, eğitmenlik yaptığı bir okulda çok iyi şiirler yazan, yeteneği ile dikkat çeken Yurlady isimli bir öğrenci ile tanışır. Oscar için Yurlady, yetiştirilmesi gereken ve yontulmamış ama filiz vermeye hazır bir yetenektir. Ona şiir yazma konusunda mentörlük yapmaya ve kendi şair arkadaşlarının kurduğu kurslara ailesinin ve okulunun onayı olmadan götürmeye başlar. Oscar’ın hiçbir kötü niyeti olmasa da henüz reşit olmayan Yurlady’i bu ortamlara dahil etmesinin ve şiir yazma konusunda ona baskı yapmasının pek de iyi bir fikir olmadığını, başını güzelce belaya soktuktan ve kendisini skandalların ortasında bulduktan sonra anlar.

Yönetmenliğini Simón Mesa Soto’nun yaptığı film, (yönetmenin ikinci filmi) aynı zamanda Kolombiya tarafından Oscar’larda yarışmak için Akademi’nin En İyi Uluslararası Film dalının aday adayı olarak seçilmiş. (Film maalesef ilk beşe kalamadı.) Film tanıdık temaları, başarılı bir sanatçı, yazar, şair olamamak; ismini büyük ustaların yanına yazdıramamak gibi her sanatçının yaşayabileceği varoluşsal sorunları, oldukça komik ve usta bir dil ile ele alıyor; hepimizin içindeki takdir görme ihtiyacını ve eksikliğini, evrensel bir anlatı ile hayata geçiriyor. Tabii bunda oyuncuların ve oyuncu seçimlerinin de çok yerinde olduğunu belirtmek lazım. Filmin başrol oyuncusu Ubeimar Rios bu ilk çıkış rolünde şiir yazıyor. Yönetmenin tanınmamış, deneyimi olmayan bir oyuncu seçmiş olması gerçekten de ilham verici. Bunu en çok da filmi izledikten sonra takdir ediyorsunuz. 

A Poet çağdaş Kolombiya sinemasına iyi bir giriş niteliğinde. Geçtiğimiz yılın da öne çıkan parlak işlerinden.

Bağımsız sinemamız

Bu hafta sinema salonlarında, özellikle bağımsız yerli sinemamızı yakından takip eden okuyucularımızı mutlu edecek üç filmin gösterime girdiğinden de kısaca bahsetmek isterim. Geçtiğimiz ay Berlinale’den Gümüş Ayı ile ayrılan, usta yönetmen Emin Alper’in son filmi Kurtuluş, bu hafta izleyici karşısına çıkacak yapımlar arasında. Filmin henüz gösterime girmeden önemli tartışmalara vesile olduğunu da görebiliyoruz.

Hem İsrail’in Gazze’de işlediği savaş suçlarına hem de İsrail’i koşulsuz bir şekilde destekleyen Almanya hükümetine karşı festivale boykot çağrılarının yükseldiği bir dönemde, Alper’in yeni filmi ile Berlinale’ye katılmayı tercih etmesi, yönetmenin yüksek perdeden eleştirilere hedef olmasına neden olmuştu. Ödül konuşmasında, festivalin bu yılki jüri başkanı Wim Wenders’ın “sanatçılar olarak politikaya karışmamalıyız,” demecinin aksine hem dünyayı hem de ülkemizi yakından ilgilendiren meselelerle ilgili son derece politik bir konuşma yaparak, festivalin bir nevi İsrail yanlısı duruşuna da meydan okumuş oldu. Bazı kesimler Alper’in bu konuşmasını alkışlayıp, festivale katılımının gerekliliğini savunurken, bazılarının ise festivale katılmasının doğru olmadığını ve boykotun öneminin altını çizdiklerini görebiliyoruz. Alper de verdiği röportajlarda, politik olduğuna inandığı filmi ile festivalde varolmanın, politik duruşunu sergilemenin ve lafını esirgememenin öneminden bahsediyor.

Benzer şekilde, filmin festival ve basın gösterimlerinin ardından, yönetmenin konusunu ele alma biçimiyle özellikle diasporada yaşayan Kürt izleyiciler tarafından eleştiri oklarına tutulduğunu da şahit olduk. Ülkemizde çıkan eleştiri yazılarında da benzer hassasiyetlerin altı çiziliyor. Örneğin Evrensel’deki yazısında Engin Ertan, filmin “Türkiye siyasetine fazlasıyla kilitlendiğine ve bu hikâyenin Kürt köylerinde 90’lı yıllarda yaşanan kıyımları, Kürtlerin kendi arasındaki bir husumete indirgeme tehlikesi de mevcut” diyerek, filmin tüm resmi anlatmamasındaki oluşabilecek tepkilere işaret ediyor.

Kurtuluş filmi bu tartışmaların göbeğinde bu hafta ülkemizde gösterime giriyor. Ne olursa olsun, bu oldukça zor zamanlarda, yönetmenin yeni filmi ile önemli bir film festivalinden ödülle ve politik duruşundan ödün vermeden ayrılmış olmasının önemli ve takdir edilmesi gereken bir başarı olduğunu düşünüyorum. Filmin, ülke sinemamızda ve kültür sanat alanında, temsil üzerine toplumsal barışa ve uzlaşmaya dayanan yapıcı tartışmalara vesile olabilmesi dileğiyle!

Bu hafta prömiyerini Rotterdam Film Festivali’nde yapmış olan, yönetmen Rezan Yeşilbaş’ın ilk uzun metraj filmi Uçan Köfteci de sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanan yapımlar arasında. Filmin Türkiye prömiyeri geçtiğimiz yıl İstanbul Film Festivali’nde yapılmıştı. Filmde, Diyarbakır’da seyyar bir köfteci olan ve en büyük hayali uçmak olan Kadir’in hikayesini izleriz. Yönetmen Yeşilbaş’ı bir çoğumuz, 2012 yapımı ve Cannes Film Festivali’nden Kısa Film dalında Altın Palmiye ile ayrılan Sessiz – Be-Deng filmi ile hatırlıyoruz.

Uçan köfteci, Diyarbakır’da seyyar bir köfteci olan ve en büyük hayali uçmak olan Kadir’in hikayesini anlatıyor.

Bu hafta gösterime giren bir başka önemli film de Kırık Midyeler filmi ile tanıdığımız Seyfettin Tokmak’ın Tavşan İmparatorluğu. Film geçtiğimiz yıl düzenlenen Antalya Film Festivali’nden en iyi film dahil toplam yedi ödül kazanmayı başardı. Filmde devletten destek alabilmek için babası tarafından engelli taklidi yapmaya zorlanan ve tazı yarışlarında kullanılan yaban tavşanlarını kurtarmaya çalışan 12 yaşındaki Musa’nın öykünü izliyoruz. Filmin sadece bu kısa sinopsisinin bile bende büyük merak uyandırdığını söylemem lazım. Ülke sinemamızda, İtalyan neorealizminin yansımalarını tarihimizde çok gördük ancak çağdaş sinemamızda uzun zamandır görmüyorduk…

Tüm okurlarımıza iyi seyirler dilerim.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.