Cevat Düşün yazdı | Pax Americana’dan yaratıcı kaosa: Edward Noel, Henry Kissinger ve Tom Barrack’ın Kürt istismarı

Ortadoğu’nun özellikle son yüz yıllık tarihi, büyük güçlerin jeopolitik tahayyülleri ile bölgesel aktörlerin varoluş mücadelelerinin kesiştiği girift bir alan olarak okumak mümkün. Ortadoğu’da özellikle hiçbir mesele kendi iç dinamikleriyle sınırlı kalmadı; her kriz, her dönüşüm ve her kırılma, küresel güçlerin bölgeye dair uzun soluklu projeksiyonlarıyla iç içe geçti. Kürt meselesi ise bu bağlamda en fazla istismar edilen, fakat en az özneleştirilen konuların başında yer aldı ve almaya devam ediyor hâlâ. Kürtler çoğu zaman kendi talepleriyle değil, başkalarının stratejik planlarıyla özdeş hale getirildi ve bu nedenle bölge siyasetinin adeta değişmeyen jeopolitik “değişkeni” hâline getirildi.

Cevat Düşün yazdı | Pax Americana'dan yaratıcı kaosa: Edward Noel, Henry Kissinger ve Tom Barrack'ın Kürt istismarı
Cevat Düşün yazdı | Pax Americana’dan yaratıcı kaosa: Edward Noel, Henry Kissinger ve Tom Barrack’ın Kürt istismarı

Yüz yıl önce Ortadoğu’dan sorumlu olan İngiliz istihbarat subayı Edward Noel’den 1970’ler Henry Kissinger’ına ve günümüzde Washington çevrelerinde Ortadoğu yatırımları, lobi kanalları ve diplomatik bağlantılar üzerinden etkili olan temsilcilerinden biri olan Tom Barrack‘ı aynı tarihsel gerçeklik bir araya getiriyor. Çünkü bu üç ismin temsil ettiği yaklaşım –dönem, yöntem ve Kürtleri istismar yöntemleri değişmiş olsa da– Kürtlere yönelik dış müdahalelerin ve istismarların zihniyet kodlarını hâlâ günümüzde de aynı

Yaratıcı kaosun stratejisi kıskacında Ortadoğu ve Kürtler

2000’li yılların başında dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice tarafından sistematik bir doktrine dönüştürülen “yaratıcı kaos”, bölgenin mevcut siyasal düzenlerinin denetimli biçimde çözüldüğü; oluşacak boşluklarda ise ABD’nin kendi nüfuz alanlarını yeniden kurgulayacağı bir stratejiyi ifade ediyordu. Kaos amaç değil, araçtı; fakat bu aracın bedelini ödeyenler her defasında aynıydı: Devletsiz halklar, kırılgan topluluklar, mezhepler ve statü hukuku elinden alınmış milyonlar.

Kürtler de bu stratejik alanın merkezine yerleştirildi. Irak’ta, Suriye’de ve bugün İran’da yaşanan gelişmeler, Kürtlerin büyük güç politikalarında “düzen kurucu değil, düzen yönlendirici bir aparat” olarak ele alındığını bir kez daha görüyoruz maalesef. Destek her zaman geçici bir denge unsuruydu; kalıcı bir çözümün sacayağı hiçbir zaman oluşturulmadı.

Kürtler ve Kürt siyasi hareketlerin bu süreçte yapacakları en doğru şeyin bekle ve gör siyaseti pozisyonunda olmaları. Türkiye’nin yaptığı gibi… Şayet Kürtler bu ateşin ilk odunu oldukları takdirde bu ateş tüm parçalardaki Kürtleri de yakar… Kürtler elbette insanlık onuru mücadelelerini hak ve özgürlükler ve güvenlik mücadelesini rejime karşı meşru savunma ilkeleri çerçevesinde sürdürsünler ama hem rejimin, hem Türklerin hem Acemlerin hem İran içindeki diğer milliyetçi ve muhalif kesimlerin ortak hedefi pozisyonuna düştükleri an bu ateş tüm Kürtleri yakar. Rojhilat Kürtleri daha politik ve aklıselim diğer parçalardaki Kürtlere nazaran… Rojhilat çökerse Başûr ve Rojava’da pratikte tamamen çöker… Amerika ve İsrail desteğinin sonuçlarını ve finalinin filmini değil, acı gerçekliğini acı tecrübelerle iki ay önce Rojava’da yaşandı. 100 yıl önce yaşandı, 1970’lerde yaşandı ve bugün de güncel aynı istismarlar sürdürülmek isteniyor…

Yüzyıllık istismarcı zihniyetin sürekliliği

Yüzyıllık tarihsel sürekliliği anlamak için yalnızca olaylara değil, dönemin aktörlerinin kullandığı dile bakmak da önemlidir. Çünkü bazen tek bir cümle, uzun diplomatik raporların anlatmakta zorlandığı gerçeği olduğu biçimde gösterdi…

1919’da İngiliz istihbaratı adına bölgede faaliyet göstermeye başlayan Edward Noel, Kürt aşiret ve beylerini kullandıktan sonra hazırladığı raporlarda Kürt toplumuna dair şu değerlendirmeyi yapıyordu: “Kürtler henüz bir devlet kurabilecek siyasal zihniyete sahip değildir; çıkarlarımız doğrultusunda hareket etmeleri de güvenilir değildir. Bu nedenle Kürtlere devlet emanet edilemez.” Aradan yarım yüzyıl geçtikten sonra, Ortadoğu’daki güç dengelerini şekillendiren en etkili isimlerden biri olan Henry Kissinger, Irak Kürtleriyle yürütülen gizli operasyonlar tartışılırken şu sözleri söyleyecekti: “Gizli operasyonlar misyonerlik değildir.”

Cevat Düşün yazdı | Pax Americana'dan yaratıcı kaosa: Edward Noel, Henry Kissinger ve Tom Barrack'ın Kürt istismarı
Cevat Düşün yazdı | Pax Americana’dan yaratıcı kaosa: Edward Noel, Henry Kissinger ve Tom Barrack’ın Kürt istismarı

1975’te İran ile Irak arasında imzalanan Algiers Agreement sonrasında Mele Mustafa Berzenci Kürt hareketini bir gecede yalnız bırakılması, ABD Kongresi’nde yürütülen Pike Committee Investigation sırasında ortaya çıkan belgelerle daha da netleşti. Bu belgeler, Washington’un Kürt hareketine verdiği desteğin kalıcı bir siyasal çözüm üretmek için değil, Irak üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla tasarlanmış taktiksel bir araç olduğunu da ortaya koyuyordu.

Bugün ise aynı yaklaşımın daha açık bir dille ifade edildiğini görüyoruz. Washington çevrelerinde Ortadoğu diplomasi ve finans ağlarıyla etkili isimlerden biri olan Tom Barrack, iki ay önce Kürtlerle kurulan ilişkiyi şu sözlerle tanımlıyordu: “Kürtlerle hiçbir zaman bir devlet vaadinde bulunmadık. Kürtlerle kurulan ilişkiler taktiksel ve operasyonel ilişkilerdi ve Kürtlerle işimiz bitti” dedi. Bu üç cümle yan yana konulduğunda, yüz yıllık bir jeopolitik zihniyetin değişmeden varlığını sürdürdüğünü görebiliriz. Aktörler değişmiş, yöntemler modernleşmiş, diplomasi dili daha sofistike hâle gelmiştir; ancak Kürtlere yönelik stratejik yaklaşımın özü büyük ölçüde aynı kalmıştır bugüne kadar…

Cevat Düşün yazdı | Pax Americana'dan yaratıcı kaosa: Edward Noel, Henry Kissinger ve Tom Barrack'ın Kürt istismarı
Cevat Düşün yazdı | Pax Americana’dan yaratıcı kaosa: Edward Noel, Henry Kissinger ve Tom Barrack’ın Kürt istismarı

1919–2020: İki farklı yüzyıl ancak metodoloji aynı…

1919’da İngiltere adına İstanbul, İran ve Musul hattında faaliyet gösteren General Edward Noel, Kürtleri o dönemde bile bağımsız bir özne olarak değil; Britanya’nın yeni Ortadoğu stratejisinde kullanılacak unsurlardan biri olarak değerlendiriyordu.

Aradan bir yüzyıl geçti. Dünya değişti, aktörler değişti, diplomasi yöntemleri sofistike hâle geldi. Ancak yaklaşımın özünde hiçbir farklılık oluşmadı. 2020’lerde sahneye çıkan Tom Barrack benzeri “yeni aktörler”, devlet dışı kanalları, sermaye-güvenlik bağlantılarını ve diplomatik geçitleri kullanarak Kürtlere dair pozisyon alışlarını büyük güçlerin çıkar haritaları doğrultusunda şekillendirdiler. Bu tarihsel örüntü, Kürtlerle kurulan ilişkilerin belirli bir döngüye sıkıştırıldığını gösteriyor: Yakınlaşmak, kullanmak ve yarı yolda bırakmak…

Bu hileli döngü yüz yıldır neredeyse hiç değişmedi. Büyük güçler, Kürtleri hiçbir zaman bölgede istikrarı sağlayacak asli bir siyasal özne olarak görmedi ve konumlandırmadı. Aksine kırılgan dengeleri yönetmek için geçici bir “denge taşı” olarak gördü ve sürekli Kürtler istismar edildiler. Bugün de bazı güçler, kendi çıkarları doğrultusunda Kürtlere kiralık bir güç muamelesi yapmaya veya çıkarlarının bekçiliğini üstlenecek bir rol biçmeye çalışmaktadır. Oysa Kürtlerin temel meselesi özgürlüktür. Kürtler, kendi sosyal ve kültürel hak ve özgürlükleri dışında herhangi bir gücün hizmetinde olmayı kabul etmez. Bugün İran’daki gelişmeler, Donald Trump ile yapılan görüşmeler ve Batı’nın yeni güvenlik stratejileri, yüz yıllık geleneğin aralıksız sürdüğünü kanıtlıyor. Trump’ın Kürt siyasal hareketlerinin temsilcileriyle yaptığı görüşmelerde İran bağlamında verilen güvence ve “İran’da ayaklanma olursa destek verilebilir” yönündeki açıklamalar, Ortadoğu’da tekrar uzun süreli devam edecek gerilim hattının inşa edildiğini gösteriyor. Bu durum bazı çevrelerde bir fırsat gibi görülüp değerlendiriliyor olsa da, bölgenin tarihsel gerçeği bu tür jeopolitik vaatlerin çoğu zaman ağır bedeller doğurduğunu defalarca Kürtlere acı sonuçlar yaşatarak göstermiştir.

Bu nedenle bazı Kürt entelektüelleri şu uyarıyı yapmaktadır: Kürtlerin ABD ve İsrail ipiyle kuyuya inmemesi gerekir. Aksi hâlde bugün Rojava’da yaşanan kırılgan ve sürekli dış müdahalelere açık siyasal düzenin benzerinin Rojhilat Kürdistan’ında ortaya çıkması ihtimali oldukça yüksektir. Bu nedenle mesele yalnızca Kürtlerin geleceği değil; aynı zamanda Türkler için de tarihsel bir güvenlik sorunu olarak görülmektedir. Bazı nötr analizcilere göre de bu süreç, Türk–Kürt ilişkilerinin geleceğini daha da olumsuz etkileyebilecek “yüzyıllık değil, bin yıllık bir tuzak” riskini içinde barındırdığını belirtmektedir.

Dışarıdan planlanan kaderin labirenti

Noel’den Kissinger’a, oradan Barrack’a uzanan planlar, Kürtlerin temel açmazını berraklaştırıyor: Kürtler, dış güçlerin stratejik planlarında kritik bir unsur olarak görülüyor; fakat kendi kaderlerini belirleme sürecinde eşit bir özne olarak kabul edilmiyor. Ortadoğu’nun gerçek istikrarı, ancak Kürtlerin siyasal iradesinin tanındığı, tarihsel gerçekliğin ve toplumsal dinamizmlerinin hesaba katıldığı sahici ve sürdürülebilir bir siyasal alanın oluşmasıyla ancak mümkün olabilir. Kürtlerin adına konuşanların çoğalması değil; Kürtlerin kendi adına konuşabileceği bir düzenin inşası gerekmektedir.

Cevat Düşün yazdı | Pax Americana'dan yaratıcı kaosa: Edward Noel, Henry Kissinger ve Tom Barrack'ın Kürt istismarı
Cevat Düşün yazdı | Pax Americana’dan yaratıcı kaosa: Edward Noel, Henry Kissinger ve Tom Barrack’ın Kürt istismarı

Tekerrür etmeyen tarihin tekrar eden yöntemleri

Kürtlerin tarihsel olarak maruz kaldığı stratejik manipülasyonların güncel bir tekerrürü sahnelenmek isteniyor. Kürtlerin kendi siyasal iradelerine ve toplumsal kapasitesine bu süreçte istismarlarına izin verilirse, büyük güçlerin bölgeyi yeniden şekillendirme planlarının bir parçası hâline gelmeleri kaçınılmazdır. Akademik ve diplomatik bakış açısıyla değerlendirildiğinde, bu durum sadece Kürtlerin özerk gelişimini engellemekle kalmayacak; aynı zamanda bölgesel istikrarı tehdit eden bir unsur olarak ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla Kürtler için hayati önemde olan, başkalarının gündeminde bir “denge unsuru” değil, kendi toplumsal ve siyasal güçlerini belirleyici bir özne hâline getirmektir. Aksi hâlde, Rojava’da yaşanan kırılgan deneyimin Rojhilat Kürdistan’ında tekrarlanması an meselesi hâline gelir ve geçmişin hataları, günümüzün jeopolitik tuzaklarıyla birleşerek yeniden Kürtlerin aleyhine çalışacaktır. Bu bağlamda, tarihsel hafızayı, diplomatik öngörüyü ve entelektüel özeni birleştirmek, Kürtlerin kendi kaderini tayin etme kapasitesini güvence altına almanın temel koşuludur.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.