Gülüm
Eve dönecektik
Ölümlerden-öldürümlerden sonra
Eve dönecektik
Toprağın kokusu burnumdaydı
Minicik kızımın eli yüreğimdeydi
Bacadan çıkan dumanı
Evimizi özlemiştik
Ama hesabımız vardı bizim
Hesabımız vardı
Ve dönecek evimiz
Yoktu artık

Sular olmuş, deniz olmuştu.
Toprak olmuş, karalar olmuştu.
Sularda balıklar, karada bitkiler.
Ve sonra insan ve sonra insanlar hâkim oldu dünyaya.
Sular kaynaştı, denizler kabardı.
Karalar dağlarla kımıldandı.
Üredi bitkiler, hayvanlar, üredi insanlar.
Topraktan gelip, toprağa gitmek üzre.
Doğmanın sevinci sarmışken, gücü kavramışken,
Ve sonsuzluk özlemi taşırken, ölüm dikildi gerçek adına.
Hırsınız dinmedi diyen ölüm, her şey bitecek diyordu.
Asırlardır söylediğiydi; hiç söylenmemiş saymıştık.
Öyle sanıyordu her insan.
Görmüyordu ölümleri.
Gün geliyor, karşısına çıkıyordu ölüm.
Yer ve göğü yaratan adına tek gerçek ölüm:
Verilen süre doldu!
Daha iyi bir dünya istemiştiniz belki
(Her dönem yaşanan serüvendi bu).
Ama istemeyenler daha çoktu.
Nefsimize hâkim olamayacağımızı biliyorduk, hırslarımıza yenileceğimizi.
Ne Allah’ın elçileri, ne Kutsal Kitap’lar, ne iyilik önderleri: Yalnız güçlü olmak istekleri.
Yalnız güçlü olmak istekleri:
Doğu güçlüydü, Batı da, Güney de.
Sağ da, sol da.
Herkes güçlendi kısa sürede.
Hırsınız dinmedi.
Hedefiniz, adı Barış olan bebeği öldürmekti.
Emirler çıktı dudaklardan, binlerce canları alan emirler.
Çelik gövde uçaklar süzüldü, ağır ağır süzüldü göklerden.
Füzeler kapladı gökyüzünü, gök kapkara oldu.
Hırsınız dinmedi, delice esti rüzgârlar.
Denizlerin boğuk dalgaları, deniz fenerlerini söndürdü.
Uzakta bir yıldız titredi.
Bu bir boşluktur hey.
Ve bu boşluk, sürebilirdi sonsuzadek.
Bizim güçlü silahlarımız var.
Sizin güçlü silahlarınız var.
Onların güçlü silahları var.
Gösterecek gününü, Doğu Batı’ya, Batı Doğu’ya; bütün dünyaya.
Daha iyi bir dünya, bizim isteğimizdi.
Bunu tehditlerle, şantajlarla, iftirayla, hapislerle
Bunu gücümüzle, bunu silahlarımızla sağlayacaktık.
Öldürümlerle sağlayacaktık:
Huzuru, barışı ve mutluluğu.
Demirden atlar çiğnedi düşlerimizi
Tek düş
Yaşamaktı
Çamurlar içinde
Cansız bedenler serilirken yaşamaktı
Çamur bizi dibe
Çamur bizi dibe
Çamur bizi dibe
Kendine çekti
Bizim gülüm, akılalmaz kumpaslarımız, kuyularımız vardı.
En önemlisi birbirimizi düşman edecek ideolojilerimiz vardı.
Ama sığınacak yer yoktu yüreğimizde.
Kendimizden kaçacak bir yer.
Örneğin mutluluk denen şey, örneğin sevmek yoktu.
Birbirimizi yok edecek teknolojimiz vardı.
Göstermeliyiz ona gününü, göstermeliyiz buna.
Rüzgârlar esmeli soğuk.
Sağdan sola, soldan sağa.
Daha iyi bir dünya, bizim isteğimizdi güya.
Kahraman ordularımız var, dalgalanan bayraklarımız.
Her zaman bizimdi zafer.
Topraklarımıza toprak, mallarımıza mallar katardık.
Milletlerimiz, devletlerimiz, silahlarımız, emir veren amirlerimiz vardı.
Hırsımız var, hırsımız dinmedi.
Savaşımız, adı Barış olan bebeği öldürmekti.
Bizim akılalmaz teknolojimiz, binlerce parçaya böler dünyayı.
Her zaman bizim olacak zafer.
Her yengiden sonra, şarkılarla-marşlarla sarhoşuz.
Bizi gülüm, çamur bizi dibe çekti.
Ve bir çamur olarak, ayağa kalktık.
Koştuk elimizde silahlarla.
Etlerimiz çürümüş, gözlerimiz deli, öldürmek için insanları.
Ölüm yakıyor.
Hastalık, ölüm kokan yüzler.
Çürüdü başaklar.
Rüzgâr esiyor, rüzgâr esiyor.
Sarı bir düş kaplıyor her yanı.
Kopuyor her şey yerli yerinden.
Rüzgâr esiyor.
Dehşet bir rüzgâr.
Gözlerimden iliklerime, kirli kan kokusu yayan, rüzgâr esiyor.
Çığlıklar uçak seslerini bastırıyor.
Savaş meydanında, ölmekten-öldürmekten, çıldıran insanlar oldu gülüm.
Patlayan her bomba, korkusuydu insanların.
Çelik gövdeler, günlerini göstermeye uçarken,
Gözlerden iliklere kirli kan kokusu rüzgâr esiyordu.
Sonra, eve dönecektik.
Ölümlerden-öldürümlerden sonra, eve dönecektik.
Karımızın kokusu burnumuzdaydı, minicik çocuklarımızın eli yüreğimizdeydi.
Bacalardan çıkan dumanları, evimizi özlemiştik.
Ama hesabımız vardı bizim, hesabımız vardı ama dönecek evimiz yoktu artık.
Gece.
Her yanım.
Gece fısıldıyor sonsuzluklardan gelen sırları.
Buz gibi, dost nefesiyle.
Sarı titrek meşaleleri parlayan, kayıp şeylerin sorgusu yapılıyor gecede.
Ola ki karşına ölüm gelir, ölüm anlatır gerçeği.
Hırsınız dinmedi.
Nefsinize hâkim olamayacağınızı biliyorduk.
Açılıyor kapılar, karanlıklar bölünüyor.
Binbir billur sesle, gökyüzüne yankılanıyor.
Çamurda, boğuk sesler.
İlahiler sarsıyor havayı, dualar.
Demirden atlar çiğnedi düşlerimizi
Tek düş
Yaşamaktı
Çamurlar içinde
Cansız bedenler debelenirken yaşamaktı
Çamur bizi dibe
Çamur bizi dibe
Çamur bizi dibe
Kendine çekti
Boşlukta bir yıldız söndü.
Boşluk ve karanlık.
İleride bir yıldız.
Ve boşluk geceye hüküm sürüyor şimdi.
(Neden bu kadar sakiniz
Bir şeyler oluyor oysa!)













