Türkiye’deki İranlılar anlatıyor: “Mollaların gitmesini istiyoruz ama başka ülkenin ülkemize saldırması ağrımıza gidiyor”

İran‘da ekonomik gidişata karşı başlayan protestoların ülke geneline yayılarak rejim karşıtı gösterilere dönüşmesi ve ardından gelen ABD-İsrail hava saldırılarını Türkiye’de yaşayan İranlılarla konuştuk. Mollaların ülkelerini İsrail’e karşı koruduğunu savunan da var, İran’da rejimin yaşattıklarına vurgu yaparak ne olursa olsun bu rejimi savunmanın mümkün olmadığını söyleyen de…

Haberin özeti:

  • İran’da başlayan protestolar, rejim karşıtı eylemlere dönüştü ve ABD-İsrail saldırılarıyla birlikte Türkiye’deki İranlılar arasında farklı görüşler oluştu.
  • İran’daki Türk kimliği üzerindeki baskılar, Adil Bey’in yaşadığı sorunlarla somutlaştı; Türk kültürünü savunmakta zorluk çekiyorlar.
  • Molla rejimine karşı farklı bakış açıları var; kimisi mollaların savunulması gerektiğini savunurken, kimisi baskılara karşı çıkarak rejimi eleştiriyor.
  • Yasemin Hanım, İran’daki baskının günlük hayatı olumsuz etkilediğini ve rejimin değişmesi gerektiğini belirtti.
  • Arzu Hanım, İran’da yaşanan olayların iç meselesi olduğunu, ancak dış müdahalenin doğru olmadığını söyledi.
Türkiye’deki İranlılar
Türkiye’deki İranlılar anlatıyor

İran’da son yıllarda artan protestolar, rejime yönelik eleştiriler ve İsrail ile ABD’yle yaşanan gerilimler, İran toplumunda olduğu kadar İran diasporasında da farklı tartışmaları beraberinde getiriyor.

İran’da geçtiğimiz aylarda yaşanan protestolar ve ABD ile İrail’in İran’ı bombalamasının ardından Türkiye’de yaşayan İranlılara, molla rejimi ve ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırıları hakkında neler düşündüklerini sorduk. Görüştüğümüz İranlılar arasında rejime yönelik sert eleştiriler dile getirenler de var, dış müdahaleye karşı çıkanlar da…

“Türk kültürüne aitim”

Adil (Adel) Bey, Tebrizli bir İran vatandaşı. Aslen Türk. Üç yıldır Türkiye’de yaşamakta. Ressam ve sanat alanında akademisyen. İran’dan Türkiye’ye gelme sebeplerinden birininin de İran’da Türk kimliğinden dolayı yaşadığı baskılar olduğunu ifade eden Adi bey, şunları diyor:

“İran’da Türk kesiminde yaşıyoruz ve kendi yaşam tarzımız var. Farslılar ise biz Türklere farklı bırakıyorlar. Bizde Türklük biraz daha önemli. Önce Türk sonra Müslümanım. Ama Fars kesiminde bu biraz daha farklı. Farslardan başka bir kültürümüz var. Mesela biz sakal bırakmayız. Üniversitede, Fars kültürü olan sakalı bıraktığın zaman öğretim üyesi olabiliyorsun. Bırakmadığın zaman, Fars kültürüne entegre gibi davranmadığın zaman öğretim üyesi olmak imkânsız oluyor senin için.

Kendimi onların bakış açısından Molla kesimine yakın olmadığım için hep üniversitede problemlerim oldu. Sekiz sene sonra üniversiteden ayrılmaya karar verdim. Çünkü kendi Türk kültürümden, kendi kültürümle yaşama çalışmamdan, mollalara yakın olmamamdan dolayı mollalara bağlı olanlar benim önümü kesiyordu’’

Adil Bey, “Azeri Türkü” sıfatlandırmasını kabul etmediğini, kendilerinin Türk olduğunu da belirterek Türk kültürüyle yaşadıklarını söyledi:

“Sen İstanbul’da konuştuğun Türkçe ile rahat bir şekilde İran’daki Türk şehri Tebriz’de yaşayabilirsin. Bizim burada yaşamak istediğimiz kültür, Türk kültürü.”

Türkiye’deki İranlılar anlatıyor

“Çocuğuna Türkçe isim koyamıyorsun”

Adil Bey, İran’da yayıncılık yaparken Türkçe kitapları basamadıklarını ve İran’da yaşayan bir babanın kızına Türkçe olan “Pınar” ismini koyamadığını belirterek İran’da Türk kültürüne yönelik baskılar olduğunu da ifade ediyor:

“Hâlâ çocuğuna Türk ismi koyamıyorsun. Altı ay önce bir mahkeme kararı oldu. Bir baba çocuğuna özbeöz Türk ismi koymak istemiş. Sicil için gitmiş ama yazmamışlar. Şikâyet etmiş, dava sonuçlanmış ama yine kabul etmemişler. Ben yayıncılık yaptığım dönemde Türkçe çocuk kitapları yayımlamaya çalıştım, o dönemde de engellendik.”

Adil Bey’e göre bu tür örnekler, İran’da Türk kimliği ve dilinin kamusal alandaki görünürlüğü konusunda yaşanan sorunların somut örneklerinden sadece birkaçı.

“Mollaların gitmesini çok istiyoruz ama…”

İran’daki molla rejiminin meşru olmadığını ifade eden Adil Bey, mollaların gitmesini çok istediklerini, ancak yabancıların da ülkelerine saldırmasının çok zorlarına gittiğini belerterek sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Kırk gün önce İran’da büyük bir soykırım oldu. Genç çocuklar öldürüldü. İran devletinin söylediğine göre protestolarda 2-3 bin kişi öldürüldü; ancak bilebildiğimiz kadarıyla 40 bin kişi öldürüldü. İki gecede kırk bin kişi öldürdükten sonra ister istemez insanlar içindeki o meşruiyetini de kaybediyorsun.

Mesela bir baba çocuğu ölmüş, cenazesini vermemişler. Hatta cenazeyi vermek için cenazenin üzerindeki kurşunlar karşılığı dolar olarak para almışlar.

Mollaların gitmesini çok istiyoruz, ancak yabancı bir ülkenin ülkemize saldırması çok ağrımıza gidiyor. Bir rejim düşünün, sürekli öldürmüş, sürekli baskılamış ama savaş zamanı olduğunda hepimizi birleştirmeye ve rejimin etrafında birleştirmeye çalışıyor. Savaş zamanı geçtikten sonra tekrar hepimize baskı devam ediyor. Çocuklarımızı öldürmeye devam ediyorlar. Kadınları idam etmeden önce onlara tecavüz eden bir rejim var. Rejimi istemiyoruz ancak ABD ve İsrail’in saldırıları da çok ağrımıza gidiyor.”

Türkiye’deki İranlılar anlatıyor

“Rejim baskısından kaçtığımız için gelmedik”

Arzu Hanım, Türkiye’de yaşayan İranlılardan. Babası İranlı, annesi Türkiyeli. Babasıyla annesi, babası burada üniversite okurken tanışmışlar. Kendisi İran’da doğmuş, ancak sonrasında annesinin Türkiye sevgisinden dolayı ailecek Türkiye’ye taşınmışlar

Arzu Hanım, Türkiye’ye gelme sebeplerinin siyasi olmadığını söyledi:

“Buraya gelmemizin nedeni rejim baskısı değildi. Annem Türk olduğu için, İstanbul’da ailesi olduğu için İstanbul’a geldik, rejimin baskısından kaçtığımız için değil. Annem gerçekten Türkiye’yi çok severdi. Benim İran vatandaşlığım var. İran’a gidip geliyoruz. Orada evimiz de var.”

Arzu Hanım, İran’a yönelik saldırıları şöyle değerlendiriyor:

“İsrail’in İran’a saldırmasını kabul edilebilir bir şey olarak görmüyorum. İsral, İran’da istediği gibi at koşturamıyor, İran’a kendi istediği gibi şekil veremiyor ve İran’ın kendi planlarını bozacağını biliyor. O yüzden İran’a saldırıyor, egemenlik hakkımızı ihlal ediyor. Bu kabul edilebilir bir şey değil.”

“Mollalar bize hep kötü anlatıldı”

Arzu Hanım, Molla rejimine karşı fikirlerinin değiştiğini belirtiyor:

“Yıllarca hep bu mollaları bize kötülediler. Ama Mollalar ülkelerini İsrail’e karşı savunuyor. Eğer Mollalar olmasaydı belki de İsrail İran’ı işgal etmişti. Allah, İran’a güç kuvvet versin.

Elbette Molla rejiminin de hataları var. Baskıcı olması, kadınlara karşı politikaları gibi hataları olabilir ama o İran’ın kendi iç meselesidir. Ama İsrail’in ya da ABD’nin gelip İran’ın iç işlerine karışması doğru değil. İran’ın iç meselelerini İran halkı çözmeli.

Türkiye’deki İranlılar anlatıyor

“Böyle bir rejimi savunmam mümkün değil”

Yasemin (Yasaman) Hanım, 33 yaşında. Kocasının İran’ın varlıklı ailelerinden birine mensup olduğunu söylüyor. Kocasıyla Paris’te tanıştıklarını ve kısa süre sonra evlendiklerini anlatıyor. Çift, bir süre Tahran’da yaşadıktan sonra İstanbul’a taşınmış.

Yasemin Hanım, İran’da günlük hayatın kendilerini giderek daha fazla zorladığını söylüyor:

“Tarık’la Paris’te tanıştık. Orada gerçekten çok güzel bir dönem geçirdik. İnsanlar gibi yaşıyorduk, sokaklarda dolaşıyorduk, kafelere gidiyorduk. İran’a dönüp Tahran’da yaşamaya başlayınca hayatımız bir anda değişti. Paris’te yaptığımız birçok şeyi orada yapamaz olduk.

Mesela sokakta el ele yürümek bile insanı tedirgin ediyor. Bir restorana gidip rahatça şarap içmek mümkün değil. Ne istediğim kıyafeti giyebiliyordum ne de gece geç saatlerde sokakta rahat yürüyebiliyordum. Bir süre sonra gerçekten nefes alamadığımızı hissettik. Bizim alıştığımız hayat bu değildi.”

Yasemin Hanım’a göre İran’daki siyasi sistem günlük hayat üzerinde çok güçlü bir baskı kuruyor:

“İran çok büyük bir medeniyet ama bugün insanların hayatı üzerinde çok ciddi bir kontrol var. İnsanlar nasıl giyinecek, nasıl davranacak, bunlar sürekli tartışma konusu. Bu yüzden özellikle gençler arasında büyük bir rahatsızlık var.

Ben açıkça söyleyeyim, mollalar İran’ın başına gelen en kötü şeylerden biri. Mollalardan önce İran daha açık bir ülkeydi. İnsanlar daha özgür yaşıyordu. Belki yine sorunlar vardı ama bugün yaşanan baskı o kadar değildi. İran o dönemde dünyaya daha açık bir ülkeydi.”

Yasemin Hanım, İran’ın geleceği konusunda ise Rıza Pehlevi’yi önemli bir figür olarak gördüğünü söylüyor:

“Ben tekrar eski anlamda bir şahlık rejimi olsun diyenlerden değilim. Ama Rıza Pehlevi şu anda İran muhalefeti içinde en tanınan ve en organize figürlerden biri. Dünya tarafından bilinen bir isim. İran’da değişim olacaksa bunun bir lider etrafında olması gerektiğini düşünüyorum.”

İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını da farklı bir perspektiften değerlendirdiğini söylüyor:

“Ben hiçbir ülkenin başka bir ülkeye saldırmasını tabii ki istemem. Ama İran’da insanlar şöyle düşünüyor: İsrail aslında İran halkını hedef almıyor, mollaların rejimini hedef alıyor. Çünkü mollalar hem İran içinde hem de bölgede çok büyük bir gerilim yaratıyor. Mollalar, İran halkını ve bölgenin güvenliğini bu kadar tehdit etmese kimse onlara saldırmazdı.”

İran’da yaşanan protestolarda hayatını kaybedenleri hatırlatan Yasemin Hanım, rejime karşı öfkesini şöyle ifade ediyor:

“Protestolarda çok fazla insan öldü. İnsanlar sadece daha özgür bir hayat istedikleri için sokaklara çıktı. Bu kadar insanın öldüğü bir rejimi savunmam mümkün değil.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.