Özgür Özel: “İki yıl sonra caps olsun diye söylüyorum; İmamoğlu buradan çıkacak, cumhurbaşkanı olacak”

Özgür Özel, Silivri’de düzenlenen Grup Toplantısı’nda “Buradan söylüyorum, büyük bir özgüvenle söylüyorum, bugün için değil iki sene sonra caps olsun diye söylüyorum, Ekrem İmamoğlu buradan çıkacak. Bu ülkeye Cumhurbaşkanı olacak. O gün yayınlarsınız” dedi.

CHP Grup Toplantısı Silivri'de
Özgür Özel: “İki yıl sonra caps olsun diye söylüyorum; İmamoğlu buradan çıkacak, cumhurbaşkanı olacak”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan (İBB) uzaklaştırılan, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı  Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu, 107’si tutuklu 407 kişinin yargılandığı İBB davası nedeniyle, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu haftaki grup toplantısı CHP Silivri Dayanışma Merkezi’nde düzenlendi.

Özgür Özel, parti tarihinde ilk kez bir grup toplantısının cezaevinin hemen yanında yapıldığını belirterek, “Bugün ülkenin kurucu partisini, son genel seçimlerin ana muhalefet partisini, son yerel seçimlerin birinci partisini, o gün birinci parti olduktan sonra 47 yıl sonra hiçbir şekilde bu pozisyonunu terk etmeyen ve hiç şüphe yok ki yapılacak ilk seçimlerde yeniden Türkiye’nin birinci partisi olup iktidara gelecek olan Cumhuriyet Halk Partisi’ni bugün burada bu toplantıyı yapmaya mecbur bırakan AK Parti’nin kara düzenine yazıklar olsun” dedi.

Özel, şunları kaydetti:

“İdam kalkmamış olsa, genelkurmay başkanını, siyasetçileri, akademisyenleri, gazetecilere asacaklardı”

“Burası Türk siyasi tarihinde haksız tutuklamalarla, hukuksuz yargılamalarla geçen ve kumpas davalarıyla sembolleşen Silivri Cezaevi’ne 700-800 metre uzaklıkta kurulan Silivri Dayanışma Merkezi’dir. Şu anda tarihimizin en büyük siyasi davalarından birisi olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında ikinci gün görülen duruşmanın… Türkiye bu cezaeviyle Ergenekon, Balyoz ve nice kumpas davaları ile tanıştı. Adalet ve Kalkınma Partisi, Fetullahçı terör örgütü ile kol kola girerek bu ülkenin askerlerini, aydınlarını, gazetecilerini, siyasi yetkililerini burada yargılamış, cezalandırmış, hapse koymuş ve o dönem bu yapılanların tamamını büyük bir kararlılıkla sahiplenmişti.

Zaman geçti. Tarih iki taraftan birini haklı çıkardı. O gün yargılananlar cezaevlerinden alnı açık, başı dik çıktılar. Kimi iki kez, üç kez ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılmıştı. Yani idam kaldırılmamış olsa AK Parti’nin kara düzeni, Fetullahçı Terör Örgütü ile birlikte ülkenin Genelkurmay Başkanı’nı iki sefer asacaktı. Ülkenin seçilmiş milletvekillerini, MHP’den, Cumhuriyet Halk Partisi’nden seçilmiş milletvekillerini ikişer üçer kez asacaktı. Ülkenin bilim insanlarını, akademisyenlerini, gazetecilerini asacaktı. Ordunun şanlı, şerefli generallerini, amirallerini, albaylarını asacaktı.

O günlerde Recep Tayyip Erdoğan ‘Ben bu davanın savcısıyım’ diyordu. O davanın savcısının altına zırhlı Mercedes’ini, kendi Mercedes’ini veriyordu. Yere göğe koyamıyorlardı. Birlikte futbol oynuyorlardı, muteberdi. Her şeyi o yapıyordu. Hukukun üstünlüğü değil, üstünlerin hukukunu, Tayyip Erdoğan’ın hukukunu o temsil ediyor. Sonra o şımarttıkları, o güç zehirlenmesiyle kendisine karşı darbeye girişti. O gün güya aklı başına geldi. Ellerini FETÖ sabunuyla yıkadı ve bir kenara geçti. ‘Rabbim ve milletim beni affetsin’ dedi. Affetmek Allah’a mahsustur. Bu milletin yüce gönüllülüğünden af dilenir. Ama af dilediysen bu affa layık olman için uslanman ve akıllanman lazım. Tekrarından kaçman lazım” diye konuştu. 

“Biz iktidar yürüyüşünden vazgeçmeyiz”

Özel, “Öyle şeyler oluyor ki bir dava, üç hâkim karar veriyor, ikiye bir veriyorlar. Bunların işine gelmeyen, onlarla bir oy vermeyeni buradan farklı illere sürdüler. Tutuksuz yargılama esastır deyip ev hapsi verenleri, tutuksuz yargılama veren hâkimleri İcra İflas Mahkemesi’ne gönderdiler. İşte aşkın yetkilerle, olmaz yetkilerle, devletin tepesinden kayrılmayla, özel görev vermekle, onun adına gelip siyasi operasyon yürütmekle görevlendirilen birisinin başlattığı bir sürecin içinde buradayız” dedi. Özel, şunları kaydetti:

“Bizi bu çadıra getiren nedir? Arkadaşlarımızı millet hizmetle yetkilendirmişken onlara iftira atan süreç nedir? Bunları görmek, bunun bilincinde olarak hem burada haklılığımızı savunmak hem de bizi burada meşgul edip yarıştan düşüreceklerini, mücadeleden düşüreceklerini, iktidar yürüyüşümüzü sekteye uğratabileceklerini düşünenlere karşı biz mücadelede de varız, iktidar yürüyüşünden de vazgeçmeyiz. Bu kararlılığı vurgulamaya geldik bugün. Bu kararlılık bugün içeride de vurgulanmıştır. Bu burada da vurgulanacaktır.

Yarın örgütümüz tarafından 81 ilde, 973 ilçede, sokak sokak, hane hane tüm vatandaşlara hissettirilecektir. Sadece bizi iktidar yürüyüşünden alıkoymaya çalışanların oyununa gelip bu davayla meşgul olup onların istediği gibi iktidar yürüyüşünden vazgeçersek onlar kazanır. Biz iktidar yürüyüşünden vazgeçmeyiz.

“Adaleti katlettirdikleri sonra siyasetle ödüllendirdikleri kişiyi seçim kaybettikten 7 ay sonra İstanbul’a başsavcı yaptılar”

Yıllarca mahkeme mahkeme gezdirdikleri adaleti katlettikleri, katlettirdikleri sonra siyasetle ödüllendirdikleri birini alıp tekrar İstanbul’a bir başsavcı olarak getirdiler. Ve bunu kaybettikleri seçimden sadece yedi ay sonra, altı ay 28 gün sonra yaptılar. O süreçte CHP’nin hem özgüvenini hem alçak gönüllülüğünü kadrolarının hem başarısını, liyakatini hem milletin içinde oluşunu ve dolayısıyla görülmedik bir siyasi üstünlüğü başka türlü alt edemeyeceklerini gördüler. Ve bütün planlar, bunun üzerine kurdular.

Önce 30 Ekim 2024 günü Türkiye’nin en büyük ilçesinde Ahmet Özer’i gözaltına alıp Esenyurt’a kayyum atayarak ilk provayı yaptılar, milletin gırtlağına da ilk düğümü burada attılar. Sonrasında Beşiktaş’tan devam edip esas olarak bir yandan 20 yıl öncesinden Ekrem İmamoğlu’nun siyaset öncesi döneminden daire sattığı kişileri çağırıp ‘Açıktan para verdiysen şuraya imza atarsan, buna bunu yaparsan’ deyip toplumda geçmiş zamanlarda 20-25 yıl önce en normal alışveriş biçimlerinden Ekrem Başkan’a suç icat etmeye çalıştılar. Hepsinden elleri boş döndüler. 

“Bana Tayyip’ten korkan değil Allah’tan korkan AKP-MHP’lilerin feraseti lazım”

Düşünün ki bir başsavcı tarafsız bir başsavcı neyle meşgul, 31 yıl önceden bir diploma bulmuş, ‘İptal et bunu’ diye bastırıyor, cumhurbaşkanı adayı olmasın diye parantez içinde yazıyor. Ertesi sabah saat 06.00’da binlerce polisle Ekrem İmamoğlu’na gelip bu sefer yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, bilmem ne suçlamaları için geliyorlar. Eş zamanlı aynı anda tek elden yönetilen iki farklı üç farklı beş farklı yedi farklı her birisinde gizlilik olan soruşturma olur mu kardeşim? Bu bir yerden kumanda ediliyorsa bu nasıl hukuki olacak? Bir elin bütün kuklaları yönettiği gibi, bütün savcılar, bütün hakimler, polis, rektör, yönetim kurulu aynı anda koordine ediliyorsa böyle bu koordine eden elin sahibi siyasi değil mi? Maksat siyasi değil mi? Peki yapılan bunların hepsi iftira, bu yapılanlar haysiyet cellatlığı, biri Cumhurbaşkanı kalsın diye bu kadar kul hakkına girmek neredeki Müslümanlığa sığıyor? Bana Tayyip’ten korkan değil Allah’tan korkan vicdan sahibi AK Partililerin, MHPlilerin feraseti lazım, onlara güveniyorum.

Nasıl 31 Mart 2019’da yenip de 13 bin farkla ‘İstanbul’u ona mı vereceğiz’ deyip mazbatayı iptal ettiklerinde 45 günde 806 bin İstanbullu adaletin bozduğu teraziyi dengeye getirdiyse, bugün de onlara güveniyorum.

“Gizli tanık değiştirme diye bir hak yoktur”

12 ay boyunca ne TGRT’si, ne A Haber’i dünya kadar yandaş kanalları ve tüm kanallara pompaladıkları aparatlarıyla ne yalanlar attılar. Vicdanına, insafına sığındığım bu ülkenin güzel insanları, bir yıldır dediler ki 560 milyar yolsuzluk 560 kuruş bulamadılar, iddianameye tek kanıt yazamadılar.

Ellerinde gizli tanıkların ‘Öyle duydum, öyle gördüm, öyle sanıyorum’ diye anlattıkları iftiralardan başka hiçbir şey kalmadı. Nasıl gizli tanık arıyorlar, AK Parti’de döneminden kalmış bürokrata çirkin teklifte bulunuyorlar. İşten çıkmış namussuza, kendi ahlaki kusurlarından çıkanlara teklifte bulunuyorlar ya da daha önce suç işlemiş, Yargıtay aşamasında olanlara kurtarırız diye teklifte bulunuyorlar. İşte o tekliflere evet diyen üç tane vardı. Bunlardan en azılıları 19 Mart’ın en uzun gizli tanık beyanını veren Meşeydi. Ekrem Başkanı ve birçok arkadaşımızı Meşenin ifadeleriyle tutukladılar. Ekim ayının ortasına doğru iddianame çıktı, bir baktık Meşe yok. İlke diye yeni bir gizli tanıkla karşılaştık. İlke, Meşe’nin anlattıklarının aynısını, cümlenin düşüklüğüyle, zabıt katibinin noktalama hatası da dahil birebir aynı ifadeleri koymuşlar, altına Meşe değil İlke diye imza attırmışlar. Meşe’ye ne olmuş? Meşe’ye söz vermişler ‘Senin şu cezanı düşüreceğiz. Şunu şunu sağlayacağız’ demişler. Meşe bu dedikleri olmayınca tırmanmış Çağlayan Adliyesi’ne. Yedinci kata giremeyince sinirlenmiş, delirmiş. Nihayetinde gizli tanıklıktan çekilmiş.

Buradan ülkenin bütün vicdanlı vatandaşlarına anlatıyorum. Yargıda şahit değişikliği olur mu? Bir meseleyi gören birisi ki Meşe gibi ‘Baskı altında verdim ifademi kandım da verdim ifademi’ dedikten sonra ‘Aldatıldım’ dedikten sonra aynı ifadeyi versek biri bulunup konulursa peki ya bu bir gün senin evladına yapılırsa, bu sana, eşine yapılırsa, senin babana anana yapılırsa bu haysiyet cellatlığı? Olsun devletimin gizli tanık değiştirme hakkı vardır mı diyeceğiz? Gizli tanık değiştirme diye bir hak yoktur. Gizli tanığın ifadeleri birebir değiştirilmişse orada bir ifade değil, yazılmış yalan bir metin vardır. Bu yüzden ‘Biz Silivri’ye yargılanmaya değil, yargılamaya gidiyoruz’ derken bunu söylüyorum. Yapmadık desinler. Ekrem İmamoğlu’nu Meşe’yle tutukladık ama Meşe’yi elden kaçırdık, İlke’yle yargılıyoruz, aynı ifadeyi İlke’ye söyletmedik desinler. Anlatım bozukluğu bile aynı, virgül hatası bile aynı. Buradan kopyaladık, buraya yapıştırmadık desinler. İşte buradayım, hadi bizi mahcup etsinler. Yarın mahkeme canlı yayınlansın derken biz bunları bildiğimiz için, millet bunları görsün istediğimiz için, o taraftakinin iddia değil, iftira olduğuna bu taraftakinin de Ağrı Dağı kadar hakikat olduğuna güvendiğimiz için söylüyoruz.

“İnsan bugün mahcup olmak, ezilmek, rezil olmak pahasına 11 ay direnmez”

Tayyip Bey 1 ayda iddianame bekliyordu. Diyordu ki ‘ey Özgür Efendi 1 aya iddianame çıkar insan içine çıkamayacaksınız. ‘Birbirinizin yüzüne bakamayacaksınız. Bunlar eşlerinin gözüne bakamayacaklar.’ Niye diyordu, niye? İddianameden bunlar çıkacak, önümüze dökülecek ve biz ezileceğiz diyordu. Ben dökülmeyeceğini bildiğim için, iftira olduğunu bildiğim için 1 yıldır dimdik duruyorum. İnsan bugün mahcup olmak, ezilmek, rezil olmak pahasına 11 ay direnmez. Bugün haklı çıkacağını biliyorsa 11 aydır ayakta durur. Ama 11 aydır bir şeyi biliyorduk. 11 aydır Ali Mahir Başarır biliyordu. Gökhan Günaydın biliyordu. Dilek Hanım’a söyleniyordu. Özgür Başkan her yerde duyuyordu. Nuri Aslan ‘böyle konuşuluyor’ diyordu. Bu dava ya 1’e düşer ya 40’a. Tercümesi şu. Kanunumuza göre bir dava aynı ağır ceza mahkemelerinden tesadüfen birine düşüyor. Kurayla tesadüfen 41 Ağır Ceza Mahkemesi var. Önce Aziz İhsan Attaş davası 1’e düştü. Dediler ki ‘bu dava kesin 40’ta’. Bu davada 40’a düştü. 41 Ağır Ceza’dan söylenen ağır cezaya düşme ihtimali yüzde 2,4. Ve bu ihtimal, bir yıldır söylenen bu ihtimal gerçekleşti. Yani savcı Tayyip Erdoğan onu orada görevlendirdi. Tarafsız, bağımsız, tövbeler olsun Türk milleti adına karar veren güya savcı, eğer Akın Gürlek Türk milleti adına iddianame yazıyorsa vallahi ben bundan tövbe ederim. Allah hepimizi böyle bir iftiradan korusun. Böyle bir iftiradan.

Adında Cumhuriyet olan bir savcı bir yıl boyunca bunları yapacak sonra bu mahkeme bir yıldır konuşulan mahkemeye düşecek. Yetmez. 40’ıncı Ağır Ceza Mahkemesi’nin başında biri var. Bu dün konuşulan hakim var. Bütün iftiraların atıldığı, örneğin Ekrem İmamoğlu’nun arabalarını söyleyen, cep telefonunu söyleyen, her şeyi yayan, ‘bir uçağı var İmamoğlu’nun’ yalanını atan sonra uçak AK Parti’nin çıkacak. ‘Ekrem İmamoğlu’na kiralamıştı’ diyecek. AK Parti’li diyecek ki ‘Ekrem İmamoğlu’nu hiç sevmem, ben reisçiyim’. ‘Hayatta vermedim’ diyecek. Bunları yazan bir internet sitesi. Bunların operasyon internet sitesi. Son TV. Ağustos ayında kararnameler çıkarken 40’ın hakimini övüyor. Yanındaki ekip arkadaşı çok başarılı, onu da 35’e yolladık diyor. Yere göre sığdıramadığı 40’ın hakimi. O sitenin övdüğü o site bütün arkadaşlarımıza hani Tayyip Bey diyordu da ‘baltayı taşa vurdular ya eşlerinin gözüne bakamayacaklar’. Ne yalan vardı? O hepinizin duyduğu, söyleyenlerin utanmadığı, tamamının iftira ve şantaj ürünü olduğu çıktığı şu kadarından arkadaşlarımızın, Ekrem Başkan’ın ilgisinin olmadığı o işleri o siteye yazdırıyorlardı. İşte o sitenin övdüğü hakimin yerine denk geliyor.

O hakim tek değil. Orada heyet var. O heyettekilere güvenemiyorlar. Dışarıdan 2 arkadaş daha atıyorlar. Dün 3 kişi yargılamaya başlayacak. Düşünün ya, yargılama Türkiye siyasi tarihinin en zor 3 davasından biri. En karmaşık iddianamesidir. Ne beklersin? Çok tecrübeli bir hakim, çok tecrübeli bir heyet. Eskiden bir kere 1’inci sınıf olmak için 10 yıl olacak falan. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne hakim olabilmek, ona başkan olabilmek için Anadolu’da destanlar yazacaksın. Her kararın onanacak. En iyi şekilde terfilerle başka şehre, büyükşehire, en son İstanbul’a. İstanbul’a, en tepeye. En tepeye İstanbul’a millet adına adalet dağıtmaya. Koydukları hakim, 1’inci sınıf olmak için avukatlık yaptığı sürenin 3’te 2’si eklenerek 10 yılı geçip 1’inci sınıf oluyor. Hakimlikteki süresi değil. Akın Gürlek’le kararlar kurmuş, yıllarca yan yana. Bütün kurduğu kararlar Anayasa Mahkemesi’nden oy birliğiyle ‘hak ihlali’ diye söyleniyor, önemli kararlar. Örneğin Allah rahmet eylesin Sırrı Süreyya Önder, Akın Gürlek’in aldığı 15’te 15 bozulan karar. 15’te 15. Birinci sınıfa ayrılma şartı, Anayasa Mahkemesi kararını bozmayacak. Berbat kararlar, AİHM kararları, hepsi bozulmuş, hep birlikte takılmışlar. Bu beyefendi orada bütün acziyetiyle dururken yanında da 2 üye var. 2 sene önce bugün mahkemedeki o 2 üyeye demin dedik ya ‘çok tecrübeli olmalı, başarılı olmalı’. İstanbul’a nasıl geldi? O 2 üye 2 sene önce bugün ‘ne yapıyorsun’ diyenlere ‘hakimlik savcılık sınavına hazırlanıyorum’ ya da ‘sınavı kazandım, kurayı bekliyorum’ falan diyorlar.

1 yıl 9 aydır hakim olan, kurayla 1 yıl 9 aydır görevde olan 2 tane arkadaş normalde onların Anadolu’nun bir yerlerinde başarılı kararlar için çalışıyor olmaları lazımken Türkiye’nin en önemli davasındalar. Dün 3’ü orada. Toplam kıdem 11 yıl, 11 yıl. Kürsüdeki kıdem 11 yıl. Hele o ikisi birden doğru karar verse örneğin ‘bu iddianame saçma’ dese, ‘ben buna ikna olmadım’ dese 2’ye 1 değişir. Ona göre bulundu, o ikisi geldi. 40’ın başına ve dava verildi o 40’ıncı mahkemeye. Ve işte bu arkadaşlar, işte bu arkadaşlar dün yargılama yapmak üzere geldiler.

“Adnan Menderes’e ‘Sanık Adnan’ diyorlardı, şimdi de sanık Ekrem diyor hakim”

Ne yapıyor biliyor musunuz? Adnan Menderes’e Yassıada’da ne yapılıyorsa aklınca, bakın iddianameye ‘tuğla gibi’ demekten tutun da gizli tanığa yalan konuşturmaya kadar FETÖ’nün bütün kumpaslarını yapanlar mahkemeye şöyle başlıyor, Ekrem İmamoğlu’na, 15,5 milyon kişinin Cumhurbaşkanı adaylığı için oy attığı, 25,5 milyon kişinin ‘tutuksuz yargılansın’ diye imza attığı, İstanbullunun 3 kez üst üste seçimde büyükşehir belediye başkanı seçtiği, Tayyip Bey’in bugüne kadar hiç yenemediği, milletin gönlünün en tepesinde olan kişiye ‘sanık Ekrem otur yerine’ diyor. Bunu Adnan Menderes’e diyorlardı, ‘sanık Adnan otur yerine’ diye. Ben söz vermezsem konuşamazsın’ diyor. Söz isteyince de kafasını başka yerlere çeviriyor. Uğraşıyor ki kavga çıksın. Ama karşısında dimdik bir iradeyi görünce de ne yapacağını şaşırıyor. Dün içeride yaptığı bütün hataları söyledik. Bugün tamamını telafi ederek başlıyor. Bakın bu mahkemeye verdiğin hakimde böyle, bırak soru işareti, soru işaretinin ucundaki noktadaki bir zerre mürekkep kadar eksiklik olmayacak ki diyeceğiz ki ‘adil yargılanıyoruz’. Dün böyle geliyordu. Geliyor, efeleniyor salona. Ceket çıkarıyor. Atıyor, cübbeyi orada giyiyor. Ekrem Başkan’a ‘sanık Ekrem’ diyor. Söz isteyince ‘ben düşündüm, Nisan ayının ortasında konuşursun’ diyor. ‘106’ncı sırada konuşursun’ diyor. ‘Yahu’ diyor ‘usule yönelik sözüm var’. ‘O gün anlat’ diyor. ‘Yahu ilk benim konuşmam lazım, son değil’. ‘Dinlemeyeceğim seni’ diyor. Sonra reddi hakim talebini sulandırıyor falan. Bugün cübbeyi içeride giymiş beyefendi. 4 kere de bakmış ‘oldu mu’ diye. Kürsüye cübbeyle çıkıyor bugün. Geliyor oraya. Ekrem Başkan ‘konuşacağım’ deyince önce yine ‘konuşturmam, burayı ben yönetiyorum’ diyor. Bugün kapanmadan önce dün isteyip de vermediği bugünkü gazetelerin, canım benim Türkiye, ‘Şov yapacaktı, hakim izin vermedi’. Şov yapmadı ama tarihe geçecek bir konuşma yaptı. Bal gibi de izin verdi. Takvim. Kuyruğunu tramvay kesmişten kahraman yaratan Takvim. ‘Ekrem İmamoğlu şov yapacakmış, hakim izin vermemiş, konuşturmamış’. ‘Ben deyince’ demiş. Bugün Ekrem İmamoğlu sözü söke söke almış. Tarihe geçecek bir ifade yapmış.

“Devleti karşımıza dikenlere milletin gücünü göstere göstere konuşuyoruz”

Devletin gücüyle, Tayyip Erdoğan’ın gücüyle, elinde haksız yere bulundurulan kamu gücünün kötü kullanılmasıyla bize efelik yapanlara, bize kabaranlara şunu söylüyoruz: Kimsenin değil, milletin gücüyle, ahlaki üstünlükle, psikolojik üstünlükle, çoğunluğun enerjisiyle devleti karşımıza dikenlere milletin gücünü göstere göstere konuşuyoruz, göstere göstere.

Onlarca milletvekilinin bulunduğu salonu zorla boşalttırmaya çalışacak kadar şuursuzca ve sonunda da yapamayacağı bir işe kalkışan da milletin bir sonraki cumhurbaşkanlığına 25,5 milyon imza attığı Ekrem Başkan’a ‘otur’ deyince oturacaksın, ‘kalk’ deyince kalkacaksın, ‘sen 45 gün sonra konuşacaksın’ diyen şimdi bugün ayağa suya ermiş görünüyor. Devam edeceğiz. Orada olacağız. Hakkımızı savunacağız.

“Hodri meydan”

Ha dün ben bu açıklamanın bir benzerini yaptım. Daha kalacağım yere varmadan hakkımda soruşturma açmış. Neden? Söylediğim söz: ‘etkisiz, kifayetsiz, liyakatsiz’ demişim diye. Madde diyor ki; hakaretten soruşturma açtım. Öbür maddesi ‘alenen yaptı’, 1 bölü 6 arttırış isterim. 3’üncü maddesi ‘kamu görevlisine yaptı’. Efendim 1 yıl alt sınırı 1 yıla çekerim. Bilmem ne oldu, şunu yaparım. Bir fıkrayı atlamış. Fıkrada ne yazıyor biliyor musunuz? ‘İspat hakkı.’ Suçlanan kişi bunları ispat ederse ceza veremezsin diyor. Hodri meydan. Liyakatliler mi, liyakatsizler mi? Becerikliler mi, beceriksizler mi? Onu mahkemede ispatlamayan ne olsun. Hodri meydan. Sen benim cumhurbaşkanı adayımın, kardeşimin, kardeşlerimin geleceğine karar vermek üzere 1 yıl 8 aylık hakimleri koyup kurayla da o mahkemeye düşürüp haysiyet cellatlığı yapacaksın; ben de çıkacağım dışarıda ‘mahkemeyi takip ettik, adaletin yerini bulmasını bekliyorum’ diyeceğim, öyle mi? Bir de diyorlar ki ‘efendim hakime karşı böyle, küfür mü ettik? Liyakatsiz dedik, beceriksiz dedik.’ Dur, dur. Bak bunu yapılmazmış. Bakın bu yapılmazmış. Kim diyor bunu? Recep Tayyip Erdoğan’ın medyası. Köşe yazarları, bilmem nesi.

Bakın. Yıl 1989. Beyoğlu İlçe Belediye Başkanlığı seçimi. Yüzde 23 oy almış Recep Tayyip Erdoğan. Yüzde 29 oyla seçimi kazanmış rakibi. Recep Tayyip Erdoğan ilçe seçim kurulunu basar. Hakime dünya kadar hakaret eder. Kravatından tutar, tokat atar. Bu hakim şikayetçi olur. Emniyet Müdürlüğü’ne gidilir. Emniyet Müdürlüğü’nden o dönem avukat olarak yanında olan, sonra 3 dönem milletvekilliği yapacak Zeyit Aslan oradan kaçırır. Sonra alınır getirilir. Bir hafta hakime tokat atma suçundan 7 gün hapishanede yatar. 500 bin TL kefaletle serbest kalır. Mahkeme sonucunda mahkum olur. 6 ay hapis cezası alır. Cezası para cezasına çevrilir. Sen Türkiye Cumhuriyeti’nin hakimine kravatından tutup küfür edip tokat attığı kesinleşmiş mahkeme kararıyla, kefalet ve para cezasından uzlaşıp bu suçu kabul edip ödeyip hapisten çıkan, hakkında kesinleşmiş karar var hakime tokat atma suçundan; karşıma getirdiği hakime şöyle 2 kelimeyle uzaktan böyle yapmışım, bana ceza verecekmiş. Hadi be oradan. Hadi be oradan.

“İddianamelerine güvenmiyorlar”

İddianamelerine güvenmiyorlar. Doğru yargılama olsa kimseyi tutamayacaklarını biliyorlar. O yüzden kendilerince gerilimi arttırmaya, çirkin tartışmalar çıkarmaya çalışıyorlar. O yüzden burada olağanüstü hal tedbirleri aldılar. Biz bunlara karşı elbette dimdik ayakta olacağız ama müteyakkiz, dikkatli olacağız. Sakinliğimizi koruyacağız. Provokasyona gelmeyeceğiz. Millet bakıyor karşıdan. Jandarmanın eri var. Bir de orada bizden biri var. Millet bilir ki biz de, jandarma eri de milletin evladıdır. İçerideki infaz koruma memuru da biz de milletin evladıyız. Milletin kursağından lokmasını çalan da, o jandarmayı perişan şartlarda çalıştıran da, infaz koruma memuruna kiranın 25 bin lira olduğu şehirde 50 bin lira maaş veren de hep aynı AK Parti’nin kara düzenidir. Bunlardan jandarmasıyla, infaz koruma memuruyla, Cumhurbaşkanı adayıyla kol kola hep birlikte kurtulacağız. Hep birlikte.

Biz milletin safındayız. Millet bizimle beraberdir. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Bir kez daha sesleniyorum. 1 yıldır ‘hırsız’ dedin, ‘yolsuz’ dedin, her iftiraya ön açtın. Biz arkadaşımızın masumiyetini anlattık. Millet bizimle beraber ve millet evinde buradan haber bekle. Sen kendine, savcına, iddianameye, o iftiralara güveniyorsan biz buradayız. Hep beraber talebimiz ortaktır: ‘Canlı yayın istiyoruz.’ Milletimizden hiçbir şeyi kaçıramazsın. Canlı yayınları isteyecek özgüvendeyiz, siz bunu yapamayacak kadar korkaksınız. Siz ailelerin olduğu salonu boşaltmak isteyecek kadar özgüvensiz ve vicdansızsınız. Ama biz onları yalnız bırakmayacak kadar kendimizi onların ailesi olarak görüyoruz.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.