Nuray Mert yazdı – “Yeni resmi tarih”: Şükrü Hanioğlu, Yasin Aktay

Benim için, bazı eski arkadaşlarımla görüş ayrılıklarım açık, dostluklar baki. Yasin Aktay onlardan biri. K24’te yayınlanan Şükrü Hanioğlu’nun Atatürk biyografisine ilişkin kısa eleştiri yazımda Aktay’a da gönderme yapmıştım. 16 Mart tarihli köşe yazısında, kendine yakışır biçimde beyefendi bir üslupla ve hakkaniyetli bir cevabi yazı yazmış.

Nuray Mert yazdı - "Yeni resmi tarih": Şükrü Hanioğlu, Yasin Aktay

Gönlünü almak adına değil, bu tartışmayı önemsediğim için, konuyu devam ettirmek istiyorum. Mezkur yazımda, Kemalist resmi tarih yazımcılığının yerini, AK Partisi iktidarı döneminde, “yeni resmi tarih” yazımcılığının aldığını iddia etmiştim. Yasin Aktay da haklı olarak, öncelikle, Kemalist resmi tarihçiliğin tabularının halen geçerli olduğunu ileri sürmüş. Aslında bu gerçeği en iyi bilenlerden biriyim. En son olarak Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan bir yazımda “Atatürk bir otokrattı” dediğim için sözlü linçe uğramış biriyim. Nitekim, kısa bir süre sonra da “Darwin’in evrim teorisi bilimsel bir gerçek değil, sonuçta bir teoridir” diye yazdığım için bu gazeteden kovulmuştum. Kısacası, bu ülkede tüm siyasi-düşünsel çevrelerin hiçbirinin eleştiriye ve/veya farklı düşüncelere tahammülü olmadığını gayet iyi biliyorum.

Farklı tarih anlatılarının tümünü yeniden gözden geçirmek gerekiyor

Benim asıl kaygım, eski resmi tarihlerin yerinin yeni resmi tarihler ile yer değiştirmesidir. Aktay, AK Partisi döneminde bu yönde bir gelişme olmadığını iddia etmiş. Doğrusu, resmen böyle bir gelişme olmadı, ancak, bu dönemde de, İslamcı/muhafazakârların Kemalist tarih eleştirisi adına ileri sürdükleri tezler sorgulama dışında kalmaya ve yaygınlaşmaya devam etti. Bana kalırsa, geçmiş muhasebesi yapacaksak, farklı tarih anlatılarının tümünü yeniden gözden geçirmek gerekiyor. Objektif bir tarih anlatısının mümkün olmadığını düşünenlerdenim. Ancak, geçmişi kavramamız açısından daha derinlikli ve serinkanlı bir alana ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Kemalist tarih anlatısının karbon kopyası bir “öteki tarih” anlatısını öne çıkarmak, bir ezberin yerini bir başkasının almasından öteye gitmiyor.

Konu, sadece İslamcı/muhafazakâr alternatif tarih anlatıları ve hatta AK Partisi iktidar dönemi de değil. Konu, doksanlı yıllardan itibaren liberal demokrat çevrenin Kemalizm eleştirileri ile buluşan, İlker Aytürk ve Berk Esen’in “post-Kemalist paradigma” dediği bir “öteki” tarih anlatısının düşünce dünyasında hegemonik bir hal almasıydı. Nitekim, bu tartışmayı çok önemsediğim için derlediğim “Cumhuriyet Tarihini Yeniden Düşünmek” (Alfa Yayınları, 2023) başlıklı kitapta, benim makalem sol liberallerin Kemalizm eleştirileri üzerine idi. İslamcı/muhafazakâr tarih anlatılarına gelince, bu çerçevede yazılıp çizilenlerin eski ezberleri hiç sorgulamadan tekrar etmesini çok sorunlu buluyorum.

Kemalistler Atatürk konusundaki tabuları yeniden üretmeye devam ederken, diğerleri de Atatürk merkezli karalama edebiyatına devam ediyor. Aktay, yeni resmi tarih dayatmasına ilişkin bir uygulama yok derken, “Bu ülkeyi ayyaşlar yönetiyordu” ifadesinin en yüksek makam tarafından kullanıldığını hatırlamak gerekir. Resmi görüşler, ders kitapları değişmeden de değişebilir diye düşünüyorum. Bir Osmanlı paşası olarak Birinci Dünya Savaşı öncesi cephe cephe dolaşmış, Milli Mücadele sürecini yönetmiş Mustafa Kemal’in bu nitelendirmeyi hak etmediğini düşünmek için Kemalist olmaya gerek yok. Yasin Aktay’ın, milli mücadeleyi yönetmişler arasından çıkan cumhuriyet kadrosu için, “savaş önce zihinlerde kaybedilir” ifadesinin de bu anlamda hakkaniyetsiz ve gerçeklerden kopuk olduğunu düşünüyorum.

Bir ezbere başka bir ezberle cevap vermek…

Tarih tartışmaları her zaman aynı zamanda siyasi tartışmalardır. Ancak, bu geçmişi sığ ezberler ötesinde kavrayabilmek için, daha derinlikli bir yaklaşım alanının önünü açmakta fayda var. Bir ezbere başka bir ezberle cevap vermek bu yolun önündeki en büyük engel. Mustafa Kemal’in otoriter siyasi anlayışına işaret etmek başka, ona karşı çıkmış herkesi kahramanlaştırmak başka şeyler. Yasin Aktay, o dönem Kazım Karabekir’in İstiklal Harbi anılarının yasaklanmasına işaret ediyor. Söz konusu dönemin bir zapt ü rapt dönemi olduğu aşikar, ancak buradan hareketle Mustafa Kemal’e muhalefet edenlerin ondan daha demokratik bir siyaset anlayışına sahip olduğunu varsayamayız veya onları sorgulama dışında tutamayız. Veya, dönemin koşullarını dikkate almadan, “Lozan’a hayır diyenler” diye, bu çerçevede ileri sürülen her iddiaya sarılmanın konuyu anlamak açısından ciddi bir zaaf olduğunu akıldan çıkarmamak gerekiyor. Benim asıl kaygım budur.

Hanioğlu’nun Atatürk biyografisine ilişkin eleştirilerime gelince, bu konuda yazdığım asıl eleştiri yazısı çok uzun olduğu için, akademik bir dergide yayınlanmayı daha uygun buldum ve K24 yazısı fazlasıyla özet mahiyetinde kaldı. Belki her iki yazıyı birlikte yayınlamak meramımı daha iyi anlatmak açısından daha doğru olurdu. Ancak, yazının uzun versiyonunun özetinden daha da geniş bir eleştiri metni olduğunu belirtmiş olayım.

Hanioğlu da eski bir arkadaşım ve dahası hocam olmuş bir tarihçi. Bugüne kadar yapmış olduğu çalışmaları biliyorum ve önemsiyorum, tam da bu nedenle Atatürk biyografisini çok hayal kırıcı buldum. Cumhuriyet ile İttihat Terakki arasında kurduğu bağ, konusunda Eric Zücher ile de örtüşen görüşlerinin tartışmaya muhtaç olduğunu düşünürüm. Ancak, mesela, Hanioğlu’nun Abdullah Cevdet üzerine yaptığı ilk çalışmasında “dönemin entelektüel atmosferi”ne ilişkin vurguya karşılık, bu boyutun Atatürk biyografisinde göz ardı edilmiş olmasını çok yadırgatıcı buldum.

O dönemi bu denli iyi bilen yetkin bir ismin, Mustafa Kemal’in din düşmanlığı temasını bu denli öne çıkarma ihtiyacı duymasını da anlamakta zorlandım. Biyografiye ilişkin farklı konularda pek çok eleştirim var, ancak “zamanın ruhuna uygun” ifadesini kullanmamın nedenlerinden biri, Abdullah Cevdet başlıklı çalışmasında, dönemin atmosferine ilişkin olarak gösterdiği özeni Mustafa Kemal söz konusu olduğunda göstermemesi. Dahası, din-dinsizlik konusuna fazlaca odaklanmayı seçmiş olması. Hanioğlu, zamanında İslamcı çevrenin Abdullah Cevdet konusunda ileri sürdüğü “Avrupa’dan damızlık getirmek teklifi” iddiasına Yeni Şafak gazetesinde itiraz yazısı yazmış bir tarihçi. Hal böyle iken şimdilerde İslamcı ezberleri tekrar etmekten imtina etmemesini yadırgatıcı ve manalı buldum. Diğer taraftan, kitabının İngilizcesi kısa, Türkçesi uzun bir versiyon. Aslında böyle olmasının özellikle profesyonel okuyucu açısından çok faydalı olduğunu düşünüyorum, çünkü orijinal kaynaklardan alıntı ve dipnotlar bizler için önemli bir kaynak mahiyetinde. Ancak, Türkçe versiyonda din/pozitivist dinsizlik mevzusunun bu denli öne çıkmasını siyasi kaygılara yordum.

Yasin Aktay’ın AK Partisi döneminde fikirlerinde değişim olmadığını biliyorum, ama herkes için aynı kanaate sahip değilim. Konunun siyasi boyutuna ilişkin yaptığım ima bundan ibaret. Düşünce düzleminde ise, en iyisi eleştiri yazımın uzun versiyonunun en kısa zamanda yayınlanması, zira konunun enine boyuna tartışılmasını çok önemsiyorum.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.