İsrail’in İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’yi öldürülmesi, İran’ın savaş ve diplomasi mimarisinde kritik bir boşluk yarattı. Hem iç dengeleri hem de dış müzakere kanallarını etkileyebilecek bu kayıp, Tahran’ın daha sert ve daha askeri bir hatta mı kayacağı sorusunu gündeme getiriyor?
İsrail’in hava saldırısında İran’ın en etkili güvenlik ve strateji figürlerinden Ali Laricani’yi öldürülmesi, İran devlet yapısında derin bir kırılma ihtimalini de beraberinde getirdi. Uzmanlara göre Laricani, savaşın askeri boyutundan diplomatik zeminine kadar uzanan geniş bir alanda denge kurabilen nadir aktörlerden biriydi. Laricani’nin yokluğu, savaşın gidişatından çok, savaşın nasıl yönetileceğini değiştirebilir.
Son haftalarda İran’da fiili karar verici konuma yükselen Laricani, özellikle dini lider Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından rejimin sürekliliğini temsil eden isimlerden biri haline gelmişti. Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin başındaki rolü, onu hem askeri strateji hem de diplomatik temasların merkezine yerleştiriyordu.
CNN’e konuşan İran uzmanı Hamidreza Azizi’nin ifadesiyle Laricani, “sistemin merkezinde onlarca yıl geçirmiş gerçek bir içeriden aktördü” ve farklı güç odakları arasında köprü kurabilme kapasitesine sahipti. Bu özellik, Laricani’yi yalnızca güçlü değil, aynı zamanda “yerine konulması zor” bir figür haline getiriyordu.
BBC’nin değerlendirmesine göre ise Laricani, ideolojik bağlılık ile pragmatik yönetim anlayışını bir arada tutabilen nadir isimlerden biriydi. Bu da onu hem içeride hem dışarıda etkili kılıyordu.

Laricani suikastı savaşın seyrini değiştirir mi?
Uzmanlara göre Laricani suikastı savaşın askeri seyrini kısa vadede doğrudan değiştirmeyebilir ancak savaşın “siyasi yönetimi” çok daha karmaşık hale gelebilir.
Laricani, yalnızca askeri planlamada değil, aynı zamanda İran’ın dış dünyaya verdiği mesajların şekillenmesinde de belirleyici bir rol oynuyordu. ABD ve İsrail’e karşı sert söylemleriyle öne çıkarken, aynı zamanda müzakere kanallarını açık tutabilecek kapasiteye sahipti.
Bu denge kaybının, özellikle olası bir ateşkes ya da diplomatik çözüm ihtimalini zayıflatabileceği değerlendiriliyor. Azizi’ye göre, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan gibi daha ılımlı isimler, Laricani’nin sahip olduğu ölçekte bir koalisyonu bir araya getirmekte zorlanabilir.
Daha mı askerileşecek?
Laricani’nin ölümünden hemen sonra eski Devrim Muhafızları komutanlarından Muhsin Rızai’nin yeniden kritik bir göreve getirilmesi, İran yönetiminde askeri ağırlığın artabileceğine işaret ediyor.
BBC’ye göre bu durum, karar alma süreçlerini hızlandırabilir ancak merkezi koordinasyonu zayıflatma riski de taşıyor. Özellikle son dönemde birçok üst düzey ismin hedef alınması, yönetim kademelerinde hem güvenlik hem de süreklilik krizine yol açıyor.
İran’ın halihazırda üç büyük krizle aynı anda mücadele ettiği hatırlatılıyor: Savaşın kendisi, iç politik istikrarsızlık ve nükleer müzakere sürecinin askıya alınması.
Laricani bu üç başlığın da merkezindeydi.

Yeni riskler neler?
Laricani’nin savunduğu çizgi, İran’ın uzun süreli bir savaşa hazır olduğu yönündeydi. Bu perspektif, çatışmanın bölgeye yayılması ve Hürmüz Boğazı gibi kritik hatların devreye sokulması ihtimalini de içeriyordu.
Laricani’nin yokluğunda bu stratejinin nasıl şekilleneceği belirsizliğini koruyor. Daha sert ve askeri ağırlıklı bir yönetim, hem dışarıda çatışmanın genişlemesine hem de içeride daha baskıcı politikaların devreye girmesine yol açabilir.
Öte yandan liderlik kadrolarının hedef alınmaya devam etmesi, İran’da karar alma mekanizmalarının parçalanması riskini de artırıyor.
İran’da bir liderlik krizi var mı?
Laricani suikastı, tek başına bir kayıptan öte, İran’ın liderlik yapısındaki kırılganlığı daha görünür hale getirdi. Yerine gelecek ismin hem savaş yönetimi hem de diplomasi açısından aynı kapasiteyi taşıyıp taşımayacağı belirsiz.
BBC’ye göre kısa vadede yönetimde belirsizlik artabilir, uzun vadede ise 90 milyonluk ülkeyi yönetecek kadroların bulunması daha zor hale gelebilir.
Bu nedenle Laricani suikastı, yalnızca bir güvenlik operasyonu değil, İran’ın devlet kapasitesini ve dayanıklılığını test eden yeni bir eşik olarak görülüyor.

Gözler Said Celili’de
Laricani’nin ölümünün ardından Tahran’da gözler hızla yeni güç odaklarına çevrildi. Bu noktada en çok öne çıkan isimlerden biri, İran siyasetinin en sert figürlerinden Said Celili.
Celili, İran’ın eski baş nükleer müzakerecilerinden biri olarak özellikle Batı ile yürütülen görüşmelerdeki katı tutumuyla biliniyor.
2007-2013 yılları arasında yürüttüğü müzakerelerde, Batılı diplomatların ifadesiyle “konuşan ama somut bir teklif sunmayan” bir çizgi izledi.
Eski ABD’li diplomat William Burns’ün onu “İran Devrimi’ne gerçek anlamda inanan bir figür” olarak tanımlaması, Celili’nin ideolojik konumunu da ortaya koyuyor.
İran-Irak savaşında genç yaşta bir bacağını kaybeden ve bu nedenle “yaşayan şehit” olarak anılan Celili, yalnızca siyasi değil sembolik bir figür olarak da öne çıkıyor. Akademik geçmişi ve dışişleri kariyerinin ardından Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nde yükselen Celili, özellikle Mahmud Ahmedinejad döneminde sertlik yanlısı politikaların taşıyıcı isimlerinden biri oldu.
Celili’nin adı, yalnızca geçmişteki rolüyle değil, savunduğu siyasi hat nedeniyle de dikkat çekiyor. 2015 nükleer anlaşmasına açık şekilde karşı çıkan ve bu süreci “taviz” olarak gören Celili, İran’ın Batı ile uzlaşma zeminine mesafeli yaklaşan isimlerin başında geliyor.
Rakipleri tarafından zaman zaman “Taliban tarzı” politikaları savunmakla eleştirilen Celili, özellikle iç politikada daha katı ve baskıcı bir çizgiyi temsil etdiyor. Kadınların kıyafet düzenlemelerinden internet politikalarına kadar geniş bir alanda daha sert uygulamaları destekleyen bir siyasi çevrenin desteğini alıyor.
Laricani’nin yokluğunda Celili gibi ideolojik olarak daha keskin isimlerin güç kazanması, İran’ın hem içeride hem dışarıda daha sert bir hatta kaymasına yol açabilir.






