Mehmet Altan yazdı – Basın Tarihi (23): Mahkeme haberinde neler eksik?

Perşembe günü, Yargıtay tarafından 3. kez bozulan ve 3 Haziran 2017 tarihinden beri tam 9 yıldır devam eden Ahmet Altan duruşmasının son celsesine izleyici olarak katıldım.

İzlediğim duruşma ile ilgili olarak gazetelerde yer alan ajans haberlerini okuyunca 2014 yılında gezinen Basın Tarihi Treni’ni durdurup bu duruşmayı yazmaya karar verdim.

Mehmet Altan yazdı – Basın Tarihi (23): Mahkeme haberinde neler eksik?
Mehmet Altan yazdı – Basın Tarihi (23): Mahkeme haberinde neler eksik?

Hatta bunu bir mecburiyet gibi hissettim. 

Örneğin, haberde Ahmet Altan’ın duruşmaya katıldığı yazıyordu halbuki Ahmet Altan davadan vareste tutulmuşduruşmaya katılmamıştı.

İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Ahmet Altan ile ilgili verdiği kararlar Yargıtay tarafından 3 kez bozulmuştu.

Yargılama niteliği hakkında çok önemli bir gösterge olan bu durum, haberde “haklarındaki karar 3. kez bozulan” şeklinde kestirmeden geçiştiriliyordu ama mahkeme kararlarının neden

bozulduğu özet olarak bile verilmiyordu.

Mahkeme, Altan’a önce “silahlı terör örgütü” üyeliği iddiasıyla “ağırlaştırılmış” müebbet vermişti.

Yargıtay ilk bu kararı bozdu. Benim de sanık sıfatı ile yargılandığım bu davada, Yargıtay öncesi AYM ve AİHM kararım geldiği için Yargıtay bozma kararında benim beraatime karar verilmesini istedi. Diğerleri için ise “örgüte üye olmadan örgüte yardım” maddesiyle bir değerlendirme yapılmasını istedi.

İstanbul 26.Ağır Ceza üyeleri bu sefer Ahmet Altan’a bu maddeden 10,5 yıl ceza verdiler.

Yargıtay bu kararı da “hukuka, vicdana, dosya kapsamına uygun ve gösterilen indirim miktarı ile orantılı makul oranda bir indirim yapılması gerektiği gözetilmeden yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde uygulama yapılmak suretiyle fazla ceza tayini” nedeniyle ikinci kez bozdu.      

İstanbul 26.Ağır Ceza Mahkeme üyeleri öylesine sırtlarını hukuka dönmüş bir tavır içindeydiler ki bu kez de 6 yıl 8 ay ceza verdiler.

Yargıtay bu cezayı da aşağı yukarı bir öncekine benzer gerekçelerle üçüncü kez bozdu.

Perşembe günkü duruşma, Yargıtay’ın bu son kararından sonra yapılan duruşmaydı.      

Ve yargıçlar Yargıtay tarafından sürekli bozulan kararlara aldırmadan hukuka ve sanığa hasmane davranışlarına devam etmeyi tercih ettiler.

Haberin hiçbir yerinde Ahmet Altan hakkında verilen AİHM kararı ile ilgili tek satır göremedim.

Ayrıca bu dava ile ilgili olarak Yargıtay’ın aynı yargılamada benimle ilgili verdiği “AYM ve AİHM kararlarına uyma mecburiyetini” hatırlatan gerekçesi de haberlerden buhar olup uçmuştu.      

Haberi yazanlar gibi mahkeme üyeleri de Ahmet Altan hakkında verilen ve dosyaya giren AİHM kararını yok saydılar.

Anayasa’nın 90. Maddesini çiğneyerek anayasa suçu işlemekten ve dosyadaki bağlayıcı Yargıtay kararını görmezden gelmekten çekinmediler.      

Halbuki Ahmet Altan’ın avukatı Figen Çalıkuşu savunmasında defalarca mahkeme heyetini hem AİHM kararı hem de dosyada yer alan Yargıtay kararı hususunda uyardı.      

Dosyadaki Yargıtay kararını da okudu.       

Basında yer alan haberlerde bunların hiçbiri yoktu.       

Nisan 2021’de AİHM, İstanbul 26.Ağır Ceza Mahkemesi’nin Ahmet Altan’ı tutuklayarak Anayasayı ihlal ettiğine karar verdi. AİHM, Anayasadaki “fade özgürlüğü”, “özgürlük ve güvenlik hakkı” (makul şüphe olmadan tutuklama) ile “adil yargılanma” haklarının ihlal edildiğine hükmetti.

Altan’ın yazıları nedeniyle tutuklanmasının hukuksuz olduğuna karar vererek Türkiye’yi 16 bin Euro manevi tazminat ödemeye mahkûm etti. Anayasa uygulansa, Ahmet Altan’ın 5 yıl önce beraat etmiş olması gerekiyordu.

Mahkeme bunlara hiç aldırmadan, “iyi hâl indirimi” bile yapmadan yeniden 4 yıl 6 ay ceza vererek hukuku tamamen saha dışına atıyordu.

Haberlerde Ahmet Altan’a “indirim uygulanmadan” ceza verildiği yer alıyordu. Ama hangi gerekçeyle olduğuna dair tek satır bile yoktu.      

Halbuki bu davanın en dikkat çekici yanlarından biri de bu “ayrıntı”ydı.      

Duruşma tutanağında bu durum şöyle açıklanıyordu:       

“Sanığın geçmişi, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki tutum ve davranışları gözetildiğinde sanığın pişmanlık göstermediği ve yeniden suç işlemeyeceği yönünde mahkememiz nezdinde olumlu kanaat oluşmadığından indirim yapılmadı.”     

İşin tuhafı, “Mahkememiz nezdinde olumlu kanaat oluşturmadı” diyen bu yargıçların Ahmet Altan’ı hiç yargılamamış olmalarıydı. Mahkemede hiç karşılaşmamışlardı. Sadece yıllar sonra değişen heyette yer almışlardı.  

Doğru bir yargılama yapılarak, “olması gereken karar verilmediği” için bozulup duran dosyadan mahcubiyet duymadıkları gibi, Anayasa’nın 90. Maddesini ve dosyada kendilerini bağlayan Yargıtay kararlarını uygulamayarak görev suçu işlemekten de kaçınmayan bu üyeler, tanımadıkları ve yargılamadıkları evrensel değerdeki bir yazara düşmanca davranmaktan çekinmiyorlardı.

15 Temmuz Yargısı’nın, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde ülkeyi nasıl 118. sıraya düşürdüğünü ben zaten daha önce yaşayarak görmüştüm.      

Perşembe günü bir kez daha gördüm.      

Ama konumuz bu değil, haberin eksiklikleri….

Hukukun Üstünlüğü Endeksi gibi uluslararası bir medya endeksi olsaydı, herhalde Türk medyası da sıralamada yargısının bulunduğu basamakta yer alırdı.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.