Okumuyoruz. Çünkü bize okuma, bir özgürleşme eylemi olarak değil, bir eleme mekanizmasının parçası olarak öğretildi. Kitapla kurduğumuz ilişki, merakın ve keşfin değil; sınavın ve sıralamanın gölgesinde biçimlendi. Metin, anlamak için değil, geçmek için okundu. Böylece kelimeler, dünyayı genişleten kapılar olmaktan çıktı; dar koridorlara dönüştü. Okuma, insanın kendini kurduğu bir alan olmaktan uzaklaşıp, sistemin dayattığı bir zorunluluğa indirgendi.
Okumuyoruz. Çünkü içinde yaşadığımız düzen, zamanı parçalıyor, dikkati dağıtıyor ve derinliği cezalandırıyor. Hayat, geçim telaşıyla daralırken; kitap, ihtiyaç listesinden sessizce siliniyor. Ekonomik baskı yalnızca cüzdanı değil, zihni de fakirleştiriyor. Uzun düşünceye ayrılacak vakit kalmadığında, kısa ve hızlı olan galip geliyor. Böyle bir dünyada kitap, bir sığınak değil, ertelenen bir lüks haline geliyor.
Oysa okumak, yüzeysel kalmayı reddetmektir
Okumuyoruz. Çünkü çağ, düşünmeyi değil, zamanın kazasız belasız geçmesinin yeterliliğini öğretiyor. Görüntüler metinlerin yerini alırken, hız anlamın önüne geçiyor. Kaydırmak, durup düşünmekten daha kolay; izlemek, anlamaktan daha zahmetsiz. Bu yeni alışkanlık, zihni sürekli uyarıyor ama nadiren derinleştiriyor. Böylece insan, bilgiyle temas ettiğini sanırken aslında onun yüzeyinde dolaşıyor. Oysa okumak, yüzeysel kalmayı reddetmektir…
Okumuyoruz. Çünkü okuyan insanın itibarı zayıf. Ailede, okulda, kamusal alanda kitap, çoğu zaman hayatın merkezinde değil, kıyısında duruyor. Rol modeller konuşuyor ama okumuyor; başarı övülüyor ama düşünce değil. Oysa kültür, yalnızca söylenenle değil, yaşananla kurulur. Okumayan bir çevrede okuma alışkanlığı istisna olur; istisna ise kalıcı bir kültür yaratamaz.
Ve en önemlisi: Okumuyoruz. Çünkü okumak, yüzleşmektir. İnsan, okudukça kendisiyle karşılaşır; bilgisizliğiyle, çelişkileriyle, korkularıyla. Kitap, yalnızca bilgi vermez; aynaya dönüşür. Bu yüzden okumak cesaret ister. Oysa biz çoğu zaman yüzleşmek yerine oyalanmayı seçiyoruz. Gürültüyü, sessizliğe; akışı, derinliğe tercih ediyoruz.
Peki ne kaybediyoruz? Yalnızca kitapları değil. Düşünme kapasitemizi, dilimizin inceliğini, dünyayı anlama gücümüzü kaybediyoruz. Daha da derinde, kendimizi kaybediyoruz. Çünkü insanın ufku, okudukça genişler; okumadıkça daralır. Ve daralan bir zihin, kendinden uzaklaşır, başkalarının çizdiği sınırlara mahkûm olur. Bu yüzden mesele basit bir alışkanlık değil; bir varoluş meselesidir. Okumadığımız her gün, biraz daha eksiliyoruz.














