Danimarka‘da düzenlenen erken genel seçimlerde hiçbir blok çoğunluğunu sağlayamadı ancak gözler tek bir isme çevrildi: Eski Başbakan Lars Løkke Rasmussen. Rasmussen, merkezde konumlanan partisiyle hükümetin kaderini belirleyecek konumda. Dişlerini sabunla temizlediğini söyleyen ve elinden piposunu düşürmeyen deneyimli siyasetçi kim ve nasıl “kingmaker” haline geldi?
Danimarka’da yapılan genel seçimde Başbakan Mette Frederiksen’in liderliğindeki Sosyal Demokratlar oyların yüzde 21,9’unu alarak birinci çıktı ancak bu sonuç tek başına iktidar için yeterli olmadı.
Seçim gecesi kazananın kim olduğu uzun süre netleşmedi ancak sonuçlar ortaya çıktıkça asıl belirleyici ismin Lars Løkke Rasmussen olduğu anlaşıldı. Ne sağ blok ne de sol blok tek başına hükümet kurabilecek çoğunluğa ulaşabildi ve bu durum, merkezde konumlanan Moderates (Ilımlılar) Partisi’nin liderini kilit aktöre dönüştürdü.
61 yaşındaki Lars Løkke Rasmussen yalnızca 14 sandalye kazandı ancak bu sayı, mevcut tabloda hükümetin kurulup kurulamayacağını belirleyecek güç anlamına geliyor.
Peli Rasmussen nasıl kilit rol oynayacak konuma geldi?
Rasmussen’in bu noktaya gelmesinin temel nedeni sandalye sayısından çok siyasi konumu.
Moderates partisi klasik sağ-sol ayrımının dışında duruyor ve bu da Rasmussen’e iki blok arasında hareket etme imkânı tanıyor.
Seçim gecesi yaptığı açıklamada Sosyal Demokratlar ve Liberallere seslenerek “merkezde buluşma” çağrısı yapması da bu stratejinin açık bir yansımasıydı. Siyaset bilimci Rune Stubager’ın da belirttiği gibi, Rasmussen’in en azından örtük desteği olmadan bir hükümet kurulması neredeyse imkânsız görünüyor.

Lars Løkke Rasmussen kimdir?
Aslında Rasmussen Danimarka siyasetinde yeni bir figür değil. Uzun yıllardır sistemin merkezinde yer alıyor ve bu süreçte iki kez başbakanlık yaptı.
2009-2011 ve 2015-2019 yılları arasında ülkeyi yöneten Rasmussen, siyasete henüz 22 yaşındayken atıldı.
Yıllar içinde sağ siyasetten merkeze doğru evrilen bir çizgi izledi ve Moderates partisiyle birlikte kendisini açık biçimde bu yeni konuma yerleştirdi. Bu hamle, onu yalnızca bir parti lideri değil, aynı zamanda farklı bloklar arasında köprü kurabilecek bir aktör haline getirdi.
Kriz anlarında öne çıkan bir isim
Rasmussen’in son dönemde yeniden güç kazanmasında dış politikanın da önemli bir etkisi oldu.
Özellikle ABD ile yaşanan Grönland gerilimi sırasında aktif bir rol üstlenmesi, Rasmussen’in yalnızca iç politikada değil uluslararası alanda da etkili bir figür olarak öne çıkmasını sağladı.
Washington’da ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile yaptığı görüşmelerin ardından iki ülke arasındaki tansiyonun düşürülmesinde pay sahibi olduğu yorumları yapıldı. Bu süreç, Rasmussen’in kriz yönetimi becerisine dair algıyı güçlendirdi.
Sıradışı tarzı ve “halktan biri” imajı
Rasmussen’i diğer siyasetçilerden ayıran yalnızca deneyimi değil, aynı zamanda kurduğu “halktan biri” imajı da dikkat çekiyor.
Verdiği röportajlarda yoğun kahve tükettiğini, hasta olduğunda yatakta sigara içtiğini ve bazen dişlerini sabunla fırçaladığını anlatması, Rasmussen’i klasik siyasetçi profilinden uzaklaştırıyor.
Sosyal medyada paylaştığı daha gündelik ve zaman zaman mizahi içerikler de bu imajı pekiştiriyor. Bir seçim tartışması sırasında keçiyle fotoğraf paylaşması ve takipçilerinden “GOAT” yorumları alması bu yaklaşımın en dikkat çekici örneklerinden biri.

Siyasi manevra kabiliyeti
Uzmanlara göre Rasmussen’in asıl gücü, siyasi manevra kabiliyetinde yatıyor. Hem politika üretiminde hem de stratejik hamlelerde etkili bir isim olarak görülüyor ve bu da onu yalnızca bir denge unsuru değil, süreci şekillendirebilecek bir aktör haline getiriyor.
Bu nedenle önümüzdeki koalisyon görüşmelerinde yalnızca destek veren bir figür değil, aynı zamanda hükümetin yönünü belirleyen bir isim olması bekleniyor.
Koalisyon sürecinde ne bekleniyor?
Rasmussen’in yeniden başbakan olması düşük bir ihtimal olarak değerlendirilse de tamamen ihtimal dışı değil.
Daha güçlü senaryo ise yeni kurulacak hükümette önemli bir bakanlık üstlenmesi ve merkez siyaseti güçlendiren bir rol oynaması.
Önümüzdeki haftalarda yapılacak görüşmeler, Danimarka siyasetinin yönünü belirleyecek.
Ancak şimdiden kesin olan bir şey var: Bu süreçte son sözü söyleyecek isim büyük ölçüde Lars Løkke Rasmussen olacak.
Kaynak: Guardian








