İSTANBUL (Medyascope / Yağmur Karacimşit) Sağlık Bakanlığı’nın 25 Haziran 2025’te 81 il valiliğine gönderdiği yazıyla 21 yaş altına hormon ve ergenlik baskılayıcı ilaç reçetesi yasaklandı. Eylül 2025’ten itibaren bu ilaçlar için 7 uzman hekimden oluşan kurul raporu zorunlu hale getirildi. Avukat Furkan Yurt ile süreci yakın zamanda deneyimleyen Ecmel Deniz, trans bireylerin sağlık erişiminde karşılaştıkları bürokratik ve dijital engelleri anlattı.

Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, 25 Haziran 2025’te yayımlanan ve 81 il valiliğine gönderilen bir yazıyla cinsiyet uyum sürecinde kullanılan hormonların ve ergenlik baskılanması için kullanılan ilaçların 21 yaş altında reçete edilmesini yasakladı. Önceden üç hekim tarafından düzenlenebilen raporlar, Eylül 2025 itibarıyla yedi uzman hekimin yer aldığı tam teşekküllü kurul tarafından hazırlanmaya başlandı.
Konuyla ilgili olarak 14 Mart’ta birçok LGBTİ+ derneği açıklama yaptı. Bu derneklerden yakın zamanda kurulan Hormon Hakkım Kolektifi ise Ankara, İstanbul, İzmir, Mersin ve Çanakkale’de basın açıklaması düzenledi.
Okunan açıklamada, “Erişimi kota, sistem engelleri ve teknik bariyerlerle parçalamak yalnızca bir bürokratik düzenleme değildir; doğrudan sağlık riskini büyüten bir müdahaledir” denildi.
Peki mevcut yasa ne diyor?
Türkiye’de cinsiyet uyum sürecinin hukuki tarafı 4 Mayıs 1988’de yürürlüğe giren yasa ile başladı ve bunu 2002’de yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 40. maddesi takip etti.
Kanunda, cinsiyet değişikliği talebiyle mahkemeye başvurabilmek için kişinin 18 yaşını doldurmuş olması, evli olmaması ve “transseksüel yapıda” olduğunun bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak sağlık kurulu raporuyla belgelenmesi bekleniyor.
Ayrıca başvuru sahibinin mahkemeye “ruhen ve bedenen cinsiyet değiştirmeye uygun” olduğuna dair ikinci bir sağlık kurulu raporu sunması gerekiyor.
TMK 40’ta konuyla ilgili şöyle deniliyor:
“Cinsiyetini değiştirmek isteyen kimse, şahsen başvuruda bulunarak mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebilir. Ancak, iznin verilebilmesi için, istem sahibinin onsekiz yaşını doldurmuş bulunması ve evli olmaması; ayrıca transseksüel yapıda olup, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu (…)[2] bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak resmî sağlık kurulu raporuyla belgelemesi şarttır.
Verilen izne bağlı olarak amaç ve tıbbî yöntemlere uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı gerçekleştirildiğinin resmî sağlık kurulu raporuyla doğrulanması hâlinde, mahkemece nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılmasına karar verilir.”
“Sağlık hizmetinden çok bürokratik bir süreç”
Sosyal Politika, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD) avukatı Furkan Yurt ve yakın zamanda bu süreci deneyimleyen Ecmel Deniz ile konuştuk.
Yurt, bireyin psikiyatri kliniğine başvurusunun ardından “cinsiyet hoşnutsuzluğu” tanısı almak için 6 aylık bir gözlem sürecine girdiğini belirtti. Hekimin görüşünün hastanenin ilgili uzmanlarından oluşan konseyin onayından geçmesiyle kişinin endokrinolojiye sevk edilebildiğini de ekledi.
Yurt, mahkemelerin artık sadece psikiyatri raporu değil, üroloji, endokrinoloji gibi farklı birçok branştan oluşan geniş heyet raporları istediğini, “Cinsiyet Uyum Konseyleri”nin ise süreci belirli bir ölçüye

Ecmel Deniz ise sürece başlarken yaşadıklarını şöyle aktardı:
“Türkiye’de sürece başlamak, çoğu zaman bir sağlık hizmetine başvurmaktan çok bürokratik ve denetleyici bir sürecin içine girmek anlamına geliyor. En zorlayıcı kısmı, hormona başlayabilmek için uzun süre psikiyatrik takipte kalmak zorunda olmamdı. Yaklaşık iki yıl boyunca hormona başlayabilmek için bekledim.”
Hukuki süreç ve dijital engeller
Yurt, sağlık kurullarına 2024 itibarıyla “tıbbi genetik” adıyla her hastanede bulunmayan teknik bir bölümün eklenmesiyle hastaneye erişimin büyük oranda engellendiğini iddia etti.
E-reçete sisteminde f64 (Transseksüelizm) tanı koduyla hormon ilaçları reçete edilmeye çalışıldığında sistemin “tanı ile ilaç uyumsuz” uyarısı vermesinin tedaviye erişimde dijital bir engel olduğunu söyleyen Yurt, bunu bir “arka kapı” müdahalesi olarak tanımladı.
Gerçek hayatta nasıl ilerliyor?
Sürecin kâğıt üstündeki kısmı bu şekilde ilerlerken pratikte daha farklı seyrediyor. Ecmel Deniz, sürecin başlangıcının “belirsiz ve yorucu” olduğunu, ihtiyaç duyduğu bilgileri çoğunlukla hastaneden ya da doktorlardan değil başka translardan ve dayanışma ağlarından öğrendiğini söyledi.
Ecmel Deniz, transların bu dönemden geçerken yaşadığı sorunların çoğunun bireysel değil yapısal olduğunu, her trans bireyin ihtiyacının farklı olabileceğini ve süreçlerin tek tip ilerlememesi gerektiğini vurguladı:
“Her transın ihtiyacı, beklentisi, bedeniyle ve kimliğiyle kurduğu ilişki aynı değil. Herkes aynı tıbbi müdahaleleri istemiyor ama buna rağmen Türkiye’de tek tip bir süreç anlayışı dayatılıyor. Oysa bu süreç kişiye özgü olmalı; kişinin ihtiyacı, rızası ve beden özerkliği esas alınmalı.”

Ecmel, yaşadığı şehirde bu süreci yürütebileceği bir hastane olmadığı için hormona başlayabilmek amacıyla devamlı İstanbul’a gidip gelmenin hem maddi hem de duygusal anlamda yıpratıcı olduğunu söyledi:
“Özellikle genç translar, şehir dışında yaşayanlar, ekonomik güvencesi olmayanlar ya da ailesinden destek alamayanlar için bu ilk adımlar çok daha zorlayıcı hale geliyor. Yani süreç herkes için eşit başlamıyor; baştan itibaren sınıfsal, coğrafi ve toplumsal eşitsizlikler devreye giriyor.”
Ecmel, düzenli olarak hastaneye gitse de son düzenlemelerin kendisinde ciddi bir kaygı yarattığını, yarın ne olacağını bilmemekten kaynaklanan bir güvensizlik hissiyle yaşadığını belirtti.








